M. Latif Salihoğlu

Yeni Asya

Hilafet, esaret, vatana avdet…

Bu yazıda Said Nursî ile ilgili olarak, eksik bilgi sebebiyle yapılan yanlış yönlendirmelere karşı bazı izahlarda bulunmak istiyoruz.Muharrem Coşkun (Akit Tv Haber Koordinatörü), 117 sene evvel Selanik'te çıkan Fransızca bir gazetenin Said Nursî ile ilgili haberine istinaden, Bediüzzaman Hazretlerini sanki Hilâfete karşıymış gibi göstermeye çalıştı

Dünya öyle bir kustu ki...

GÜNÜN TARİHİ: 3 Eylül 1939İnsanlık âleminin en büyük ve en kanlı muharebesi 3 Eylül 1939'da başladı. Nazilerin Polonya'ya saldırmasından telâşa kapılan İngiltere ve Fransa, o gün itibariyle Almanya'ya savaş ilân etti. Yaklaşık altı sene devam eden ve dünya genelinde yüz milyona yakın insanın kanına-canına mal olan bu İkinci Dünya Harbi'nin ilk başl

Dayatmacı kanlı devrin başlangıcı

GÜNÜN TARİHİ 2 Eylül 1925Yakın tarihte "inkılâplar uğruna" yapılan katliâmlar, asgarî on iki sene (1925-38) devam etti. Bu on iki sene zarfında yaklaşık "yüz bin baş" gitti. Bir devletin kendi vatandaşlarını bu oranda katletmesi, dünya ve insanlık tarihinde pek görülmüş bir durum değil. 1924 yılı başlarında Hilâfet lağvedilmiş ve medreseler kapatıl

Hayalî sûikastın muhbirine ödüll

GÜNÜN TARİHİ: 1 Eylül 1926Yakın tarihin bir yalan da, meşhû "İzmir Sûikastı" diye resmî kayıtlara geçen hayalî vukat ile ilgilidir. Evet hayalîdir; çünkü, 1926'da öyle bir hadise vuku bulmuş değildir. Ama, sanki bir sûikast planı varmış gibi yaygara kopartıldı. Bundan maksat, Mustafa Kemal'e muhalif olan kimseleri ezmek, sindirmek ve bir kısmını d

İman hizmeti ve hainlik ithamı

Eşref Edib, 1952'de Gençlik Rehberi Mahkemesi için İstanbul'a gelen Üstad Bediüzzamanla uzunca bir röportaj yapar. O röportajın bir yerinde şu sarsıcı ifadeyi kullanır Hz. Bediüzzaman: "Dünya, büyük bir manevî buhran geçiriyor."Devam eden ifadelerden açıkça anlaşılıyor ki, burada kastedilen manevî buhran, bütün beşeriyeti etkisi altına alan "dinsiz

Birilerinin adamı "adam" değil

Zaman "şahıs zamanı" olmadığı, aksine "şahs-ı manevî" zamanı olduğu halde, yine de bir "şahs-ı vahid" etrafında bazı yapılanmaların teşkil edildiğini görüyoruz. (Halavet-i asliyesini kaybetmiş olan tarikat ve tasavvuf yolunda gidenler bahsimizden hariçtir.)Ülke ve dünya genelindeki gözlem ve tesbitlerimiz bize şunu gösteriyor: Bu zamanda mürit gibi

Niyet ve usûl

Yapılacak her işin ilk safhasını niyet teşkil ediyor. İyi ve hayırlı neticeler için "iyi niyet"in varlığı esastır. Onun içindir ki "Niyet hayır, âkıbet hayır" denilmiş.Şu var ki, "iyi niyet" tek başına "iyi netice" için kâfi gelmez. İyi neticeye varmak için, ayrıca bir usûle riayet etmek, bir metoda uymak icap ediyor. Aksi halde, iş harc-ı âlem bir

Artık cereyanlar çarpışıyor

Eskiden devletler çatışıyordu. Milletler savaşıyordu. Devlet ile milleti temsil eden liderler karşı karşıya geliyordu. Bu durum büyük oranda değişti ve daha da değişecek gibi görünüyor.Günümüzde ve gelecekte ise, dünya genelinde daha çok sınıflar, zümreler, fikirler, cereyanlar karşı karşıya gelecek. Hakikattar bir ifade ile "Devletler-milletler m

Denge, ölçü, mizan

Dünya ve kâinatın bütün çarkları muhteşem bir ölçü, denge ve mizan üzere kuruludur.Zerreden en büyük kürelere kadar hiçbir yerde ölçüsüzlük, dengesizlik yoktur. Nizam, intizam, muvazene mükemmeldir. Bu sisteme "tekvinî kanunlar" yahut "âdetullah kanunları" denir. İnsan da aynı sistem üzere gitmeli, hayatını ona göre tanzim etmeli. Aksi halde, en bü

Lâkayt kalmanın neticesi

Lâkaytlık, bir nevi boş vermek, ilgisiz-alâkasız kalmaktır. Yani, kayıtsız kalmaktır. Kezâ, bir şeyi umursamamak ve aldırış etmemektir.Bu davranış biçimi gereksiz, lüzumsuz, malayanî şeylere karşı ise, doğru bir davranıştır ve neticesi hayırlıdır. Zira, dünyada çok şey var ki "alâka-i kalbe değmez"ler. Dolayısıyla, alâkaya değmez şeylere karşı laka