Ömer Erdem

Ömer Erdem

Karar
Kültür-Sanat 254 yazı 0 takipçi

Bunca olup biten arasında ayakta kalan nedir

O yıllar çok geride kaldı. İnsanların çoğu öldü. Hayattakiler iklim değiştirdi. Altında oturduğumuz ağaçlar iyice yaşlandılar. Fidan olanlar görkem edinip dal budak kazandılar. Üst geçitler kaldırıldı şehirde. Yollar düzenlendi. Arabaların renk ve modelleri çeşitlendi. Yemek yemek daha ucuzdu. Salaş yerlerde huysuz fakat esnaf ruhlu ustalar vardı.

Yaz yağmuru ya da çehrenin çok düzgün bademi

Temmuz ayında yağmurla buluşan her şehir şanslıdır. Şeyh Galip'in etkisini anlatmak için kişileştirdiği temmuz, yaman yalımlarıyla her nesne ve köşeyi sarmakla yetinmez dilimize 'eyyam- ı bahûr' diye yerleşen deyimi de yaratır. Onun gelişiyle, nazlı hışmıyla hemen her şey değişir hayatın peltekliği gider bir anlığına insanoğlunun unuttuğu yaşama şe

Geçip giden şeyler üstüne...

Gülibrişimler şaşırtıcı şekilde sönük uyandılar bu yaz. Uzun sürmüş bir gecenin sonunda kaçırılmış gündoğumu peltekliği var sanki üzerlerinde. O ilk anın parlak, serin ve diri ışığı gitmiş yorgunluğun beneklere saçılmış her dala. Her yöne yayılan şemsiyemsiler gitmiş içe büzülen bir kırıklık gelmiş. Bir şeye gerçek güzellik veren onun doğası mı yok

Sofranın birliği insanın dirliği ya da süslü patates salatası*

Sofranın ne zengin ve geçişken bir olgu olduğunu anlamak için en eski metinlerden bugüne değin kapladığı yere bakmak yeterlidir. Sanki insan onunla başlamış dünya ile irtibatı tam karşılığını böylece bulmuştur. 'Gök Sofrası'ndan tutun Dede Korkut'a, Yunus Emre'den Mai ve Siyah'ın açılış sahnesine değin sofra katman katman önümüze yayılır. Sofradan

Kendi elimle kesip yâre verdiğim kalem...

Felek denilen olguyu bir kader öznesine çeviren başka kültür var mıdır bilinmez ama sanki âlemin kat kat geçişkenliğinde ele geçirilemez ne varsa onunla karşılamaya çalışmışız. İnsanı sadece bir âlem değil âlemler arasında özge bir âlem diye görerek de hayli boyutlandırmışız bu içinden bir türlü çıkılamayan durumu. Öyledir de zaten insan ne kendi i

Ficus carica, erkek incir, gül makası...

Dalları her yaz pencereye dayanıyor. Asla vazgeçmiyor inadından. Fil yavrusu kulağı yapraklarıyla yöneliyor duvara. Kış geçip de bahar alttan alta yüz vermeye yeltendiğinde saklı kol düğmelerini göstermeye meraklı eski kulağı kesikler gibi bir mantı buklesini hatırlatan tırnaklı gövertilerle don değiştiriyor. Bahar sanki ilkin ona iniyor gökten bir

Gününe göre konuşmak...

Türkiye'de esaslı bir mesele kolay kolay tartışmaya açılmaz. Açıldığı andan itibaren de sulandırılıp çığırından çıkarılır ve şahsileştirilir. Tartışılacak konuyu çıkarıp bulmak nasıl yaratıcılık gerektirirse o konuyu enine boyuna masaya yatırmak irdeleyip genişletmek de düzey ister. Aktüalite çoğunlukla bizde kıvılcım görevi görür tartışma için. Ko

'Amcam Sokrat'* ya da yönetilemez yaratıcı düşünce

Victoria R. Holbrook ile ile hiç görüşmedik. Bazen, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde hocam Ali Alparslan'ın odasında karşılaşmış olabilir miyiz diye zihnimi yokluyorum fakat bir sonuca varamıyorum. Zaman tam oturmuyor. Ali Toy geliyor gözlerimin önüne. Başka başka isimler. Yine de Ali Alparslan ismiyle onun hatıratında karşılaşmak heyec

Kaybolup giden bazı erdemler üstüne...

İtlaf var!' duyurusu yankılanmıştı her tarafta. En uzak yerlere kadar ulaşan hoparlörler artık sadece insanları bilgilendirmiyordu. Taşların yosun tutan kuzey yanları, kurumuş otlar, bir bacağından uzun iple kazığa bağlanmış merkepler, cılız su yatağının kıyısına öbeklenmiş kum tepecikleri, hasılı 'duran ve kımıldanan' hemen her şeye ilân edilmişti

O büyük ve sonsuz aralık...

'Beni bırakma!' diye bir yön levhasıyla karşılaşmıştı. Akşam bir kızıl gazel yaprağı gibi kuruyup kıvrılmıştı günboyu saldıran sıcaktan. Andican şehri miydi orası Yoksa Tanrı Dağları'nı uzaktan gören kadın ve erkeklerin altın dişlerini göstere göstere dünyanın gidişine inat 'dem vaktı dem alırım' diye diye zamanı billur kasede eze eze altın tozuna

Pek çok şeyin hiçliği üstüne...

Sesi ve görüntüyü çoğaltabilen her cihaz insanın başına gelmiş en büyük afet niteliğinde artık. Sadece gerçeğe bağlı kayıtlar değil sanal dünyada üretilmiş olanlar da dahil bu felakete. Bir süre sonra silinip kaybolmaya yazgılı maddesellikler gerçekliği tehdit ediyor çünkü. Geçen günlerde dünyanın önde gelen bilim insanları diğer canlılarla gelecek

Günler gelip geçer insan göçüp gider... Ya bellek nereye gider

Menekşe, kolay unutulacak kadın değildi fakat gözden ırak olan gönülden de ırak olur sözünü doğrularcasına kısa sürede hatırlanmaz oldu. Sadece berrak güzelliğiyle değil huyu ve şefkati, biraz peltek dili en çok da o yeri kazarcasına bakışıyla hafızamda yer etti. Çocuklar büyüklerin dünya telaşıyla unuttukları her ayrıntının ölümsüz fotoğrafını çek