Ömer Erdem

Ömer Erdem

Karar
Kültür-Sanat 280 yazı 0 takipçi

Bir anlığına dünya ya da kaybolmaz güzel olan hiçbir şey

Ne çok yeni bina yapılmış. Bir yıl önce buralar moloz yığınıydı. Sanki madde değil zaman, beton değil gök çökmüştü. Henüz an an aydınlanıyordu ortalık. Sağ tarafa değil sol yöne gidin demişti kapıdaki görevli. Belli olmaz köpek ya da başka bir şey falan. Tamam, tam doğruca soldan gideceğim. Artık bahtımıza ne çıkarsa. Sağa sola güvenilmiyorsa ne ya

Okuru göze almak ya da ne gezersin bu taşlıkta sen

Gözümün önünden gitmiyor. Şairin dediği gibi 'mıh gibi aklımda'. Kitap fuarlarının İstanbul'da, şehrin dışına kaçmadığı zamanlardı. Tepebaşı'nda düzenleniyordu ilkin. Gençliğin merakı kadar heyecanı içinde o stanttan bu etkinliğe koşuyorduk. Birden iri gözleri geniş yüzü ve çok uzağa bakan nazarıyla onu gördüm. O curcuna ve kalabalık ortasında sabı

Yazılanın hemen her şeyi fakat yazanın hiç kimsesi...

Nesnenin iktidarında öznenin hükmü kalmaz. İmalat ile yaratım arasındaki çizgi silinir. Nesne yüceltilirken onu ortaya çıkaran varlık bilinçle bastırılır. Nesneyi değerli kılan alım satım değeridir. Piyasa tecrübesiyle ölçülüp biçilmiş ve risk oranını düşürülmüştür. Dünyada bölge bölge değişse de 'değerleri yerine oturmamış' toplumlarda özellikle n

İstanbul'dan denizin rengini çalmak...

Haydarpaşa önlerindeki dalgakıranlar birbiri peşi sıra denizin derinliğine doğru uzanırlar. Biraz ilerideki gümrük alanı da denizden gelecek olumsuz etkilere karşı güvenceye alınır. Mevsime ve günün saatlerine göre martı sürüleri, karabataklar mutlu özerkliklerini yaşarlar bu dalgakıranlarda. Benim elimde imkan olsaydı en azından yaz döneminde birk

Bir şehri uyandırmak...

Sokağa adım attığımda henüz sabah ezanı patlamamıştı bile. Resepsiyondaki görevliye etrafta başıboş köpek benzeri baş etmekte zorlanacağım bir varlığın olup olmadığını sordum. Gayri ihtiyari sağ kolunu kaldırdı, bu istikamette yürüyün dedi. Kiremit kırmızısı tenteli, az katlı, alabildiğine geniş odalı oteli geride bıraktığımda ezan çoktan yıldızlar

Onun ağzı bunun çenesi şunun yarışı ötekinin kazancı...

Çiçekler arasında yarış yoktur fakat insan onları yarıştırır. Güle soy ekler. Sarmaşığa aşk isnad eder. İsim koyar her birine sıralı. Paha biçer. Adına şarkı besteler. Üstüne mitoloji üretir. Baharın onca çiçeğe sinesini açması cömertliğinden gelir. Her çiçeğe meşrebince koku meşrebince eda katar bahar. İnsana kendisi olmak yetmez oysa. Baharı yaşa

Uzaklarda bir nokta misali kaybolmak...

Ömer ErdemKarakol komutanı sağ dirseği dışarıda, öne şahin misali kurulmuş yanında şoför, tenteyle kapatılmış cipin arkasında silahlı altı askerle hızla giriyor kasabaya. Zihninde ne tasarladığını kimse bilmiyor. Sağdan soldan hayvan mı yaşlı mı çocuk mu çıkar dert edinmiyor. Ne korna sesi var ne motor homurtusu. Aracın sessiz kayışında kamuflaj du

Samiri'nin buzağısı ya da bütün eksikliklerin yarısı

Göz göze geldik onunla. Her zamanki gibi sustu. Bekledim. 'Bütün eksikliklerin yarısını hiç düşündün mü' dedi. Gülümsedi. Yorulma, bak bir şey anlatacağım. Sen buradan gideceğin yolu seçersin. Devam etti; 'Halil İnalcık'ın yazdığına göre Cengiz'in torunu Hülagü Han, Abbasi Halifesi Müsta'sım-Billâh'a elçi göndermiş. İsmaililerin elindeki Alamut Kal

Çağırmak veya çağrı...

Bakmayın siz şimdilerde o güzel kelimenin bankaların, anlı şanlı şirketlerin devlet kurumları ve benzerlerinin etkin iletişim adına kurdukları çağrı merkezlerinin ağına düşmesine. Kelime ki bizi yaratır, kurar, şekillendirir ve hayatımızın sembolü kadar hakikati de olur. Çağrı kelimesinin dünden bugüne bizi nasıl çekip çevirdiği içimizi ve kainat d

Emeksiz hayat...

Cevizi kırmadan yiyemezsiniz. Lokmayı yutmak için çiğnemeniz toprağı da ekip biçmeniz gerekir verim almak istiyorsanız. İnsanın evrimi emekle beyin arasındaki tecrübelerin de sonucudur. Emeksiz beyin de gelişmez. O, yani emek sadece hayatta kalmanın değil aynı zamanda erdemli olmanın ve güven içinde yaşamanın da karşılığıdır. Ne zamanki emekle insa

Kanon'un sonu mu*

Yalçın Armağan'ın yeni kitabı 'İkinci Yeni'den Sonra Kanon Mücadelesi'ni okuyorum. Altını çizdiğim, üzerine düşündüğüm, acaba öyle mi diye sorup sorguladığım, kimi zaman geçmişe döndüğüm sayfalar boyunca 1950 sonrası şiirimizi ve tartışmaları zihnimde yeniden güncelliyorum. 2. Yeni Şiiri üzerine oldukça geniş alan çalışması yapmış biriyim. Her ne k

Güz bulutları...

Bu eski bir hikaye fakat hiç ölmemiş bir duygudur bende. Yazın o iştahlı karmaşası bitip de sonbaharın ayak sesleri işitildiğinde her yöne bir sessizlik yerleşir. Tabiat ebedi dinginliğine hazırlanır. Gün iyiden iyiye döner sabah havası teni ürpertmeye başlar ve çok derinlerde unutulmuş bir sızı güncellenir. Çocuklar henüz mevsimler arasındaki sını