Ömer Erdem

Ömer Erdem

Karar
Kültür-Sanat 258 yazı 0 takipçi

Okurun hakkı yazarın hakkı...

Her yazı muhatabına gönülden açılıştır. Kimdir o muhatap Nedir gönülün ölçüsü ve açılışı Belli bir yüzü kimliği veya hayatı var mıdır muhatabın Yazı adamı her konuya her muhataba gönül düşürebilir mi Yazıyı bir dilekçe hükmüne indirgeyenlere rastlansa bile yazarın kendi benliğinden çıkarak sonsuz benliklere açılma hedefidir muhatap. Zaman ve zemin

Sabah yazın akşam kışın...

Belleğimdeki o manzara hiç kaybolmadı. Dibine kadar eteklenmiş salkım söğütlerin arasından gördüğüm bir adam var. Fakat özenle örülmüş bir güzel genç kızın upuzun saçlarına benzeyen horoz ibiği çiçekleri olmasa söğüt de adam da boşluğa düşüp kaybolacak. Bordo rengin armonisi içindeki horoz ibiği çiçekleri biraz gözler kısıldığında hayalimsi varlıkl

Öfke çağı...

Yaşadığımız çağın baskın yanı ferdi her an öfkeye meyilli hale getirmesidir. Hatta bazen buna mecbur bırakmasıdır. Kişi ne denli öfke duyarsa hayatta olduğu yanılsamasına kapılır böylesi iklimde. Öfkelendikçe rahatlar. Psikoloji ile yakından ilgilenenler öfkenin bir düşünme ya da eylem şekli değil anlık duyguların kontrolden çıkmasına bağlı geçici

'Kalbim unutma bu şiiri ya da apaçık Ahmet Telli'

Ahmet Telli ile yüz yüze 2011 Altın Portakal Şiir Ödülü'nün Nida kitabına verilmesi sebebiyle tanışmıştık. Sevgili şairim Asuman Susam hazırladığı sempozyum kitabında benim de yazmamı istemişti. Ahmet Telli bir şekilde tanıdığım çok derinlemesine okumasam bile az çok hakkında fikir sahibi olduğum bir şairdi. Söz yazıya, değerlendirmeye gelince artı

Bunca olup biten arasında ayakta kalan nedir

O yıllar çok geride kaldı. İnsanların çoğu öldü. Hayattakiler iklim değiştirdi. Altında oturduğumuz ağaçlar iyice yaşlandılar. Fidan olanlar görkem edinip dal budak kazandılar. Üst geçitler kaldırıldı şehirde. Yollar düzenlendi. Arabaların renk ve modelleri çeşitlendi. Yemek yemek daha ucuzdu. Salaş yerlerde huysuz fakat esnaf ruhlu ustalar vardı.

Yaz yağmuru ya da çehrenin çok düzgün bademi

Temmuz ayında yağmurla buluşan her şehir şanslıdır. Şeyh Galip'in etkisini anlatmak için kişileştirdiği temmuz, yaman yalımlarıyla her nesne ve köşeyi sarmakla yetinmez dilimize 'eyyam- ı bahûr' diye yerleşen deyimi de yaratır. Onun gelişiyle, nazlı hışmıyla hemen her şey değişir hayatın peltekliği gider bir anlığına insanoğlunun unuttuğu yaşama şe

Geçip giden şeyler üstüne...

Gülibrişimler şaşırtıcı şekilde sönük uyandılar bu yaz. Uzun sürmüş bir gecenin sonunda kaçırılmış gündoğumu peltekliği var sanki üzerlerinde. O ilk anın parlak, serin ve diri ışığı gitmiş yorgunluğun beneklere saçılmış her dala. Her yöne yayılan şemsiyemsiler gitmiş içe büzülen bir kırıklık gelmiş. Bir şeye gerçek güzellik veren onun doğası mı yok

Sofranın birliği insanın dirliği ya da süslü patates salatası*

Sofranın ne zengin ve geçişken bir olgu olduğunu anlamak için en eski metinlerden bugüne değin kapladığı yere bakmak yeterlidir. Sanki insan onunla başlamış dünya ile irtibatı tam karşılığını böylece bulmuştur. 'Gök Sofrası'ndan tutun Dede Korkut'a, Yunus Emre'den Mai ve Siyah'ın açılış sahnesine değin sofra katman katman önümüze yayılır. Sofradan

Kendi elimle kesip yâre verdiğim kalem...

Felek denilen olguyu bir kader öznesine çeviren başka kültür var mıdır bilinmez ama sanki âlemin kat kat geçişkenliğinde ele geçirilemez ne varsa onunla karşılamaya çalışmışız. İnsanı sadece bir âlem değil âlemler arasında özge bir âlem diye görerek de hayli boyutlandırmışız bu içinden bir türlü çıkılamayan durumu. Öyledir de zaten insan ne kendi i

Ficus carica, erkek incir, gül makası...

Dalları her yaz pencereye dayanıyor. Asla vazgeçmiyor inadından. Fil yavrusu kulağı yapraklarıyla yöneliyor duvara. Kış geçip de bahar alttan alta yüz vermeye yeltendiğinde saklı kol düğmelerini göstermeye meraklı eski kulağı kesikler gibi bir mantı buklesini hatırlatan tırnaklı gövertilerle don değiştiriyor. Bahar sanki ilkin ona iniyor gökten bir

Gününe göre konuşmak...

Türkiye'de esaslı bir mesele kolay kolay tartışmaya açılmaz. Açıldığı andan itibaren de sulandırılıp çığırından çıkarılır ve şahsileştirilir. Tartışılacak konuyu çıkarıp bulmak nasıl yaratıcılık gerektirirse o konuyu enine boyuna masaya yatırmak irdeleyip genişletmek de düzey ister. Aktüalite çoğunlukla bizde kıvılcım görevi görür tartışma için. Ko

'Amcam Sokrat'* ya da yönetilemez yaratıcı düşünce

Victoria R. Holbrook ile ile hiç görüşmedik. Bazen, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde hocam Ali Alparslan'ın odasında karşılaşmış olabilir miyiz diye zihnimi yokluyorum fakat bir sonuca varamıyorum. Zaman tam oturmuyor. Ali Toy geliyor gözlerimin önüne. Başka başka isimler. Yine de Ali Alparslan ismiyle onun hatıratında karşılaşmak heyec