Ömer Erdem

Ömer Erdem

Karar
Kültür-Sanat 262 yazı 0 takipçi

'Korkunun krallığı' ya da upuzun düşmek...

Şairin korkuyu krallık olarak vasıflandırması boş yere olmasa gerek. Korku bir çokluk uçurumudur ve orada azlık ile çokluğun birbirinden farkı yoktur. Çokluk bir ölüm hastalığıdır, unutulmasın çünkü bir şey çoğaldıkça yetmez olur. Artan ömür yetmez olur, çoğalan para az gelir, bilgi üredikçe cahilliğe varır, sevgi katlandıkça nefrete yaklaşır. Yüks

Hoş geldin çelebi ya da tekliğin ölümsüzlü

Sevâkıp-ı Menâkıp'ı ne zaman ele alsam minyatürler arasında özellikle bir ayrıntıya takılırım. Minyatür sanatı zaten bütünden bakarak değil ayrıntıdan yol alarak bir dünya sunar bize. Evreni insan kalbinden başlayarak açıklamak gibi bir yöntemi vardır, dolaylı olarak. Benim gönlümü çelen ayrıntı da böylesi bir ruha sahip olmalı. Hz. Mevlâna sema ha

Boşlukta bir bitimsiz tutunma endişesi...

Dün hiç olmamış olsaydı yarından söz edilebilir miydi Ya da dün varken yarından söz açılabilir mi Kim ne derse desin hatırlamanın da bir ömrü var. Hatta şairin dediği gibi 'yaşamak hatırlamaktır.' Buna rağmen içimizde dönüp duran bizi hayata bağladığı kadar dışarı iten hangi duygudur tam bilebilir miyiz Dünü hatırlamaya başladığımız andan mı başlar

Sıradan acı sevinçler ya da bir körpecik çiçek küpesi...

İkin beklenmedik çiçekler döküveriyor o. Bir, iki, üç...Hayır dört mü yoksa beş mi Daha fazlası değil. Süzülüp giderken önce biraz bozarıp kararan sonra da birkaç damla tıpırtı bırakan buluta benziyor. Ferahlıkla felahlık arası bir sıçrayış çiçeklenişi anlayacağınız. İddiasız. Varla yok arası. Üstelik aşağıya doğru. Dikkat ettiniz mi Yerçekiminin h

Okurun hakkı yazarın hakkı...

Her yazı muhatabına gönülden açılıştır. Kimdir o muhatap Nedir gönülün ölçüsü ve açılışı Belli bir yüzü kimliği veya hayatı var mıdır muhatabın Yazı adamı her konuya her muhataba gönül düşürebilir mi Yazıyı bir dilekçe hükmüne indirgeyenlere rastlansa bile yazarın kendi benliğinden çıkarak sonsuz benliklere açılma hedefidir muhatap. Zaman ve zemin

Sabah yazın akşam kışın...

Belleğimdeki o manzara hiç kaybolmadı. Dibine kadar eteklenmiş salkım söğütlerin arasından gördüğüm bir adam var. Fakat özenle örülmüş bir güzel genç kızın upuzun saçlarına benzeyen horoz ibiği çiçekleri olmasa söğüt de adam da boşluğa düşüp kaybolacak. Bordo rengin armonisi içindeki horoz ibiği çiçekleri biraz gözler kısıldığında hayalimsi varlıkl

Öfke çağı...

Yaşadığımız çağın baskın yanı ferdi her an öfkeye meyilli hale getirmesidir. Hatta bazen buna mecbur bırakmasıdır. Kişi ne denli öfke duyarsa hayatta olduğu yanılsamasına kapılır böylesi iklimde. Öfkelendikçe rahatlar. Psikoloji ile yakından ilgilenenler öfkenin bir düşünme ya da eylem şekli değil anlık duyguların kontrolden çıkmasına bağlı geçici

'Kalbim unutma bu şiiri ya da apaçık Ahmet Telli'

Ahmet Telli ile yüz yüze 2011 Altın Portakal Şiir Ödülü'nün Nida kitabına verilmesi sebebiyle tanışmıştık. Sevgili şairim Asuman Susam hazırladığı sempozyum kitabında benim de yazmamı istemişti. Ahmet Telli bir şekilde tanıdığım çok derinlemesine okumasam bile az çok hakkında fikir sahibi olduğum bir şairdi. Söz yazıya, değerlendirmeye gelince artı

Bunca olup biten arasında ayakta kalan nedir

O yıllar çok geride kaldı. İnsanların çoğu öldü. Hayattakiler iklim değiştirdi. Altında oturduğumuz ağaçlar iyice yaşlandılar. Fidan olanlar görkem edinip dal budak kazandılar. Üst geçitler kaldırıldı şehirde. Yollar düzenlendi. Arabaların renk ve modelleri çeşitlendi. Yemek yemek daha ucuzdu. Salaş yerlerde huysuz fakat esnaf ruhlu ustalar vardı.

Yaz yağmuru ya da çehrenin çok düzgün bademi

Temmuz ayında yağmurla buluşan her şehir şanslıdır. Şeyh Galip'in etkisini anlatmak için kişileştirdiği temmuz, yaman yalımlarıyla her nesne ve köşeyi sarmakla yetinmez dilimize 'eyyam- ı bahûr' diye yerleşen deyimi de yaratır. Onun gelişiyle, nazlı hışmıyla hemen her şey değişir hayatın peltekliği gider bir anlığına insanoğlunun unuttuğu yaşama şe

Geçip giden şeyler üstüne...

Gülibrişimler şaşırtıcı şekilde sönük uyandılar bu yaz. Uzun sürmüş bir gecenin sonunda kaçırılmış gündoğumu peltekliği var sanki üzerlerinde. O ilk anın parlak, serin ve diri ışığı gitmiş yorgunluğun beneklere saçılmış her dala. Her yöne yayılan şemsiyemsiler gitmiş içe büzülen bir kırıklık gelmiş. Bir şeye gerçek güzellik veren onun doğası mı yok

Sofranın birliği insanın dirliği ya da süslü patates salatası*

Sofranın ne zengin ve geçişken bir olgu olduğunu anlamak için en eski metinlerden bugüne değin kapladığı yere bakmak yeterlidir. Sanki insan onunla başlamış dünya ile irtibatı tam karşılığını böylece bulmuştur. 'Gök Sofrası'ndan tutun Dede Korkut'a, Yunus Emre'den Mai ve Siyah'ın açılış sahnesine değin sofra katman katman önümüze yayılır. Sofradan