Ömer Erdem

Ömer Erdem

Karar
Kültür-Sanat 273 yazı 0 takipçi

Samiri'nin buzağısı ya da bütün eksikliklerin yarısı

Göz göze geldik onunla. Her zamanki gibi sustu. Bekledim. 'Bütün eksikliklerin yarısını hiç düşündün mü' dedi. Gülümsedi. Yorulma, bak bir şey anlatacağım. Sen buradan gideceğin yolu seçersin. Devam etti; 'Halil İnalcık'ın yazdığına göre Cengiz'in torunu Hülagü Han, Abbasi Halifesi Müsta'sım-Billâh'a elçi göndermiş. İsmaililerin elindeki Alamut Kal

Çağırmak veya çağrı...

Bakmayın siz şimdilerde o güzel kelimenin bankaların, anlı şanlı şirketlerin devlet kurumları ve benzerlerinin etkin iletişim adına kurdukları çağrı merkezlerinin ağına düşmesine. Kelime ki bizi yaratır, kurar, şekillendirir ve hayatımızın sembolü kadar hakikati de olur. Çağrı kelimesinin dünden bugüne bizi nasıl çekip çevirdiği içimizi ve kainat d

Emeksiz hayat...

Cevizi kırmadan yiyemezsiniz. Lokmayı yutmak için çiğnemeniz toprağı da ekip biçmeniz gerekir verim almak istiyorsanız. İnsanın evrimi emekle beyin arasındaki tecrübelerin de sonucudur. Emeksiz beyin de gelişmez. O, yani emek sadece hayatta kalmanın değil aynı zamanda erdemli olmanın ve güven içinde yaşamanın da karşılığıdır. Ne zamanki emekle insa

Kanon'un sonu mu*

Yalçın Armağan'ın yeni kitabı 'İkinci Yeni'den Sonra Kanon Mücadelesi'ni okuyorum. Altını çizdiğim, üzerine düşündüğüm, acaba öyle mi diye sorup sorguladığım, kimi zaman geçmişe döndüğüm sayfalar boyunca 1950 sonrası şiirimizi ve tartışmaları zihnimde yeniden güncelliyorum. 2. Yeni Şiiri üzerine oldukça geniş alan çalışması yapmış biriyim. Her ne k

Güz bulutları...

Bu eski bir hikaye fakat hiç ölmemiş bir duygudur bende. Yazın o iştahlı karmaşası bitip de sonbaharın ayak sesleri işitildiğinde her yöne bir sessizlik yerleşir. Tabiat ebedi dinginliğine hazırlanır. Gün iyiden iyiye döner sabah havası teni ürpertmeye başlar ve çok derinlerde unutulmuş bir sızı güncellenir. Çocuklar henüz mevsimler arasındaki sını

Andre Gide'in Günlüklerini okurken...*

Andre Gide'in 'Günlük'leri nihayet Orçun Türkay çevirisiyle tamamlandı. İlk cilt 1887-1925 arasındaki notlardan oluşuyordu. İkinci cilt ise 1926- 1950 yıllarına yayılıyor. İlk elde düşünüyor insan hangi zaman dilimi daha ilginç ve çalkantılı diye. 1887'den 1925'e akan vakitte sanki sadece dünya değil evren fikri de değişiyor. Ne var ki 2. Dünya Sav

Yazıdan kaçış...

Türkiye'nin daha çok yazıya bağlanması gerekiyor. Bağlanmayı bütün çağrışımlarıyla beraber düşündüğümüzde önümüz daha da açılıyor. Düşten, düşünceden bir gökkuşağı çatılıyor âdeta böylece. Bir toplum kendisini sadece ifade etmek için değil aynı zamanda tartmak istediğinde de yazı öne çıkar. İnsandan başlayarak dalga dalga topluma sessizce yayılır o

Dostluk üzerine...

Michel de Montaigne'nin Denemeler'ini kitaplığımda arayıp buldum. Nihayet, İsmail Yerguz'un çevirisiyle eksiksizce okuma imkanına kavuşmuştuk onu. Nicedir dostluk üzerine düşünüyorumdum. Araba kullanırken, vapurda yolculuk ederken, mevsim geçişlerindeki ince detayları düşünürken. Fakat en çok da etrafımızı çeviren insan ilişkilerine dikkat kesilirk

Muhsin Mete ya da Muhsin Mete...

Bazı insanlar hayatın ve kalplerin gizli kahramanıdırlar. Biz onların varlığında aradıklarımız kadar bulduklarımızın da şuuruna ereriz. Hiç şüphesiz Muhsin Mete ihtirassız fakat kelimenin tam manasıyla sakin bir idealistti. Nahif mizacı kişiliğini inceden örerken savunma hallerinde kendiliğinden sertleşir ve onda aşılması zor bir sur yüksekliğine e

Gitmek mi yoksa dönmek mi asıl hikâye

Konu tam da başladığı yerden çatallanıyor. Birden omzuma teselli vuruşuyla bir el dokunuyor. O hisle gitmek ile dönmeyi tartmak zor gelmiyor ilkin bana. Böyle hallerde zihne kuvvet yetmiyor dile hakimiyet kadar idrake derinlik gerekiyor. Dışarıdan bakanın aklını karıştıracak bir şey yok aslında. Onlar için yumurta daima içinde sarı topak olan kırıl

Samanyolu düşleri ya da dünyaya yazmak...

Tophane-i Âmîre'de 'Sessiz Zarafet, Çağdaş Hat, Hilye ve Tezhip Sergisi' mottosuyla yeni bir sergi açıldı. Seçkin kültür adamı ve koleksiyoner Mehmet Çebi'nin hayat verdiği sergide çağdaş hat sanatımızın pek çok eseri yanında birbirinden çağrışımlı tesbihler de bulunuyor. Sıcak bir Ağustos cumartesi günü boğazdan gelip Tophane-i Âmire kubbelerini y

'Korkunun krallığı' ya da upuzun düşmek...

Şairin korkuyu krallık olarak vasıflandırması boş yere olmasa gerek. Korku bir çokluk uçurumudur ve orada azlık ile çokluğun birbirinden farkı yoktur. Çokluk bir ölüm hastalığıdır, unutulmasın çünkü bir şey çoğaldıkça yetmez olur. Artan ömür yetmez olur, çoğalan para az gelir, bilgi üredikçe cahilliğe varır, sevgi katlandıkça nefrete yaklaşır. Yüks