Ömer Erdem

Ömer Erdem

Karar
Kültür-Sanat 242 yazı 0 takipçi

İlk haber...

Çocuğun o vakitte medyacı olacağı belli mi olmuştu Gerçi henüz medya kelimesi yoktu ortalıkta. Radyonun mucizelerle dolu bir mabed, televizyonun uzak ihtimal gazetelerin ise çarşaf çarşaf açılıp duvarlara, camlara yapıştırıldığı, her fotoğrafın her haberin özenle okunduğu hatırda tutulursa gazetecilik daha önde sayılırdı. 'Gasteci' de yoktu etrafta

Bayrama girerken...

1650 rakımlı Kayabeli Geçiti'nde taze çiçeklerden öz toplayan bal arısı göğsüne vuran gizli rüzgara aldırmadan Eflatunpınar'ına kadar uçtu. Yukarıdan aşağıya döne dolana inmek, helezonik vızıltıların tekrarıyla gönenmek ve alçaldıkça ısınan havayı minik bünyesinde duymak güven veriyordu ona. Hitit mirası pınara vardığında kana kana su içecek sonra

Benzemek mi ayrışmak mı

Şiirimiz adına sadece Tanzimat ile başlayan yeni dönemde değil daha eskide de bir dizi zihniyet ve estetik ayrışımlarına sahibiz. Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk'ına bakarak bile kimin nerede kimden ayrıldığını, kendi yolunu nasıl tuttuğunu görebiliriz. Nabi'nin başını çektiği 'dünya fani ahiret baki' mottosu da kendince hikemi bir yol geliştirmiş ve este

Ay ne zaman doğar güneş nasıl batar yıldızlar nereden görünür Ya da...

İğde dalları türküde olduğu gibi alabildiğine yerde. Tabiata, bahara secde edercesine vecd halinde o turuncu borulardan nefes saçıyorlar. Una bulanmış gibi donuk gri yaprakları zeytinlere özeniyor. Akasyalar sanki bin yıl yaşamış gövdelerinin sertliğine inat yumuşak kokularını alımlı bir dişinin küpe darbeleri gibi sağa sola bırakıyorlar. Şehrin ka

Ses farkı

Bazen şekiller, renkler, ışıklar hatta sesler birbirine karşıyor. Fakat telaşlanma. Zihnin sürçüp tökezlenmesi cinsinden bir hal değil bu. Bir denizin, rüzgardan, sudan, dalgadan çalkanması türünden bir durulma hali. Nereden mi biliyorum Hiçbir şeyi tam bildiğimizi söyleyemeyiz. Duymakla akletmek ve onu tecrübenin tülbentinden süzdükten sonra içimi

İstanbul parçalanırken...

İstanbul'u düşünmek onun hakkında yazmak sadece bir şehri değil büsbütün bir toplumu gözetmek demektir. Bizim halâ ekonomik, kültürel ve sosyal 'göremiz' bu şehirdir. Dünyadaki temsil gücümüz olduğu gibi iyi kötü varlığımızın cepheleri varlığında belirginleşir. Geçmişte yaşadığı büyük deprem ve yangınların sinesinde açtığı geri dönülmez yaraları ha

'Ben bu hikayenin sonuna doğruyum' ya da Elif Sofya

Yaş altmışın yoluna koyulduğunda zamanın çevrimi kendiliğinden hızlanır. Şehrin hangi köşesine baksanız anı kırpıntıları göverir. Karaköy Köprüsü'nü geçerken sanki vapurlardan geçmişin parçacıkları köpürür. Bir sisli günde Sezai Karakoç ile ta Beşiktaş'a dek yürünmüştür bu yolda, unutulur değildir. Şu Fransız Geçiti'ndeki binaların dış cephesi üzer

Tenhalığını yitirmiş dünya...

Şehrin şöhretli AVM'lerinden birinin en üst katındayım. Hemen her şeyin görünür olduğu bu noktada duruyor ve önce en aşağıdaki curcunaya bakıyorum. Sanki yukarılara, yanlara akmak için kuvvetli bir gerilim birikiyor. Sonra yavaş yavaş bir elekten eler gibi akışı zihnimde sallıyor ve yukarıya doğru göz gezdiriyorum. Bir belgesel çekseydim tereddütsü

At kestaneleri yine 'kandillendiler'...

Yazdıklarının ömrü daima uzun olsun dilimizin öncülerinden Haldun Taner'in; onun her bir eseri tekrar ve tekrar okunmayı hak eder. Şunca yıllık dost, ağabey, meslektaş, eleştirmen, 'buluşturman' Doğan Hızlan Bey de bilir ve takdir eder ki Haldun Taner'in konuşma dili ve yazıya geçmemiş yaşantı ve anlatıları da bir o denli sürprizlidir. İşte böyle b

Umut veren çalı...

Bir çiçek nasıl çalıya dönüşür, güzellik nasıl dikeye çevrilir? Yoksa çileli güzellik, yaşamın kendisinin sırrı mıdır?

Depo üstüne bir deneme...

Toplum olarak önemli sorunları depoya kilitleyip unutmaya çalışırken, bu suskunluk bizi yavaş yavaş tamamen çürüten bir depoya mı dönüştürüyor?

Okur nerede

Türkiye'de kitap yayıncılığının ithalatçı karakteri ve alım-satım egemenliği kültürel üretimi boşaltırken, satış rakamları gerçek okur talebini yansıtabilir mi?