Taner Ay

Karar

Krepen yıkılınca Cihat Burak'ın kedileri...

Yılın son haftasını gripten yorgan döşek yatarak geçirdim, yılbaşı gecesiyse battaniye altından televizyon kanallarının birindeki Şevval Sam konserine biraz baktım. Ama, konser bitmeden, gözlerim kapanmış, kırmızı, yeşil, sarı ve mavi ışıkların seliyle mâzîye yuvarlanmıştım.Rüyâmda, bir merdivenden aşağıya doğru inip, Krepen Pasajı'na çıktım. '78 o

"Yürümek karda zordur, gelirsen bak aşk budur"

Sabah erken kalkıp parktaki kedileri beslemeye çıktım, sonra çarşıya inip gazetelerimi alıp hemen eve döndüm. Öyle sağa sola takılacak bir hava yoktu, yağmurlu ve kasvetliydi, bu yüzden içimden kanepeye uzanıp, kucağıma da tüy yumağı Zeytin'i alarak, esâslı bir macera romanı okumak geçiyordu. Ancak, kapıyı açtığımda Candan Erçetin'in sesini duydum,

Edebiyatın ressamları derken, veterinerlerini ve polislerini unutmayalım...

Geçen hafta birkaç edebiyatçı ressamdan bahsettim ya, arkadaşlarımdan telefon üstüne telefon geldi, hepsi de Oktay Rifat'ı unuttuğumu söylüyordu. Unutmadım, sadece gazetedeki sayfama aklıma gelen herkesi sığdıramadığım için Oktay Rifat'ı, Mustafa Irgat'ı, Mehmet Güreli'yi, Engin Turgut'u ve Bedri Baykam'ı bu yazıya bıraktım.Elbette benimki Enis Bat

Ressam edebiyatçılar da var edebiyatçı ressamlar da...

Ressam edebiyatçılardan ilk tanıdığım İbrahim Balaban'dı, '69 ile '71 arasında Suâdiye'deki dairemize çok sık uğrardı. Bizim salonun duvarlarından üç tablosu aklımda, maalesef onlardan sadece biri bende, altında "Behzat Ay'a, Balaban, 1967" yazıyor, diğer ikisini ve Cihat Burak'ın çok sevdiğim kedili bir tablosunu babamın '90'lı yılların başlarında

Edebiyatımızın bende iz bırakan hukukçuları...

İsmet Kemal savcı olarak Osmancık'tan Kızılcaham'a geldiğinde, artık '63 yılıdır, Mübeccel İzmirli ile birlikte Otağ dergisini çıkarmaya başlamıştı, babamın ve İsmet Kemal amcamın kasabada ilk işleriyse bir sanat ve folklor şenliği düzenlemek olur. Bu şenliğe de edebiyatımızın sağcı ve solcu olarak bilinen en şöhretli isimlerini çağırıyorlar.Kızılc

Ceplerinde kalem, boyunlarındaysa steteskop...

Levent Ümit'in Cerrahpaşa'daki hocalarından biri İhsan Ünlüer'di, hocasının kızı Ayda ise sınıf arkadaşıydı. İhsan Ünlüer benim tanıdığım ilk edebiyatçı doktordur, ortaokuldaydım, İhsan Ünlüer'in Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını kesip, bir Harita Metot defterine yapıştırıyordum. Bir gün babam İhsan Ünlüer ile buluşacağını söylemez mi, hemen peşi

Rüzgârı kalemine sığdıran bir hikâye ustası

Vecdi Çıracıoğlu,edebiyatımızdaki hikâye krizine ilaç gibi gelen 'Maviden' ile bizi Boğaz'ın kayıp lügatına ve sinematografik derinliğine davet ediyor. Yazar, 80'ler sonrasında yaşamlarımızdan silinen kadim deniz terimlerini yeniden canlandırıyor. Orkinosların İstanbul'dan kayboluşuna ağıt yakan bu etkileyici öykülerden, Metin Erksan ve Halit Refiğ

Edebiyatçılar medâr-ı mâişet için para da saymıştır...

Şâir, denemeci, romancı diye saymaya başlasam sayfalar tutar, on parmağında beş yüz hüner, elbette Enis Batur'dan bahsediyorum, Enis ağabeyin de bizler gibi bankacılıkla ilgisi sadece şirketin ünvânındaydı, kendisi edebiyat pazarındaki Yapı Kredi'yi marka yapmıştır.Türkiye Tütüncüler Bankası ile Yapı ve Kredi Bankası'nda otuz yıldan fazla çalıştım,

Entelektüel casusluk romanı hasretimiz bitti

70'lerin polisiye ve casusluk romanları tutkunu olarak, entelektüel derinliği olan yerli bir casus romanı hasreti çekiyordum. Aradığımı Mustafa Ali Yurdupak'ın 'Gündönümü Harekâtı' ile buldum. Bu roman, detay zenginliği ve sevimli 'Amcabey' karakteriyle klasik casusluk kurgularını aşıyor. Bu denli iyi bir eserin kapitalist edebiyat pazarında niçin

Yılmaz Gruda, Altan Erbulak, Ege Ernart ve diğerleri...

Benim ilk sinema yazılarım ve Orhan Alkaya'nın ilk şiirleri dergilerde '82'de yayınlanmıştı, onun şiirlerinin kitaplaşmasınaysa daha sekiz yıl kadar vardı. Sinema oyunculuğu şâirliğinden sonradır, 'Seni Seviyorum', 'On Kadın' ve 'Sarı Tebessüm' filmlerindeki Orhan Alkaya'yı seyrettim, ama televizyon kanallarındaki 'Öyle Bir Geçer ki Zaman ki' ve 'A