Taner Ay

Taner Ay

Karar
Kültür-Sanat / Kitap-Edebiyat 52 yazı 0 takipçi

'Ada vapuru yandan çarklı, bayraklar donanmış cafcaflı'

Kınalıada'nın unutulmuş tarihini arşiv belgelerine dayandırarak anlatması, bir adanın kaybolmuş kültürünü kurtarmaya yetecek mi?

Her yosun kokusunda, her martı çığlığında...

Burgazada'nın unutulmaz isimlerinden Sait Faik'e kadar uzanan anılar ve tarihsel detaylar arasında, yazarın adaya duyduğu özlem gerçekten de bir başkent sevgisi midir yoksa nostalji mi?

"Adalar vapurları durdursun, Heybeli'den yüzerek geçsinler"

Büyükada'daki Milano Restaurant'ta cermakcuru sohbete meze yapmak güzel de, benim Heybeliada hasretim depreşince kendimi Şehir Hatları vapurunda buluverdim. Ermeni hoşorlarının ve Yahudi koriçolarının çoğu Büyükada'da indiğinden, kafa şişirecek kimse kalmamıştı. Onlar yerlerini kendi gönüllerine ümük hanımlara ve çubuklu pijamalarla denize girenler

Adalara geldi bahar yeşil halı serdi bahar...

Mimozalar açmış olmalı, hadi sizi Büyükada'ya götüreyim: Ben deniz otobüsü ve tekne sevmem, ille de Şehir Hatları'nın adalar vapuru olacak. Bu yüzden Büyükada'ya Tuzla'dan geçmiyorum, trenle Bostancı'ya gelip, oradan Büyükada vapuruna biniyorum. Hafta sonuysa yandınız, andropoz kurbanı kuyumcu kalfası kocalarını vadeli mevduat niyetine kullanan Erm

Behçet Necatigil, Ebazer Fehmi Berksoy, Fikret Ürgüp ve diğerleri...

Beşiktaş demek, benim için Behçet Necatigil demektir. Onun baba evi Dibekçi Kâmil Sokağı'nda 22 kapı numaradadır. Öğretmen Huriye Korkut ile evlendiklerinde ilk oturdukları evse Setbaşı Sokak'ta 22 numaraydı. Oradan '55 yılında Camgöz Sokak'ta yine kapı numarası 22 olan ve kot farkından dolayı alt ucu iki buçuk katlı gibi görünen bir ahşaba taşınıy

Musa'nın kahvehânesi, Yorgi'nin bakkalı ve Abidin'in kasabı...

Yedikule'den Aksaray'a döndüğümde mecâlim kalmamıştı, oysa niyetim az daha yürüyüp Sahhaflar Çarşısı'nda Turan M. Türkmenoğlu'na afili bir Turist Ömer selâmı çakıp, Ramazan Minder'in Bâyezîd Kütüphânesi'nde nefeslenmekti. Ancak bu defa Sirkeci'den trenle Tuzla'ya dönmek en iyisiydi.Trende oturacak koltuk bulunca çantamdan bir kitap çıkarıp okumaya

Yedikule'den Aksaray'a dönerken, kayıp bir medeniyeti arayışlarım...

Yedikule'deki Safa'nın kapısına gelmesine geldim de, şehr-i Ramazan'da olduğumuzdan içeriye girmedim, ayrıca raflarda epeydir "Gıravatlı" şişeleri görünmüyor, yerine başka bir markanın aslan sütünü dizmişler, sizi bilmem ama bana sorarsanız raflardan masalara inen zevk-i vâsılı böylece yok etmişler derim. Benim gençliğimde "Gıravatlı" şişesinin eti

Sinekli Bakkal'dan Yedikule'ye, kayıp bir medeniyeti arayışlarım...

Geçen hafta Tanbûrî Cemil Bey'in Kâtip Muslihiddin Sokağı'ndaki yirmi bir mükerrer kapı numaralı üç katlı ahşabının önünde kalmıştık değil mi, hadi oradan aşağıya doğru yürüyüp Kürkçübaşı Külhanı Sokağı'na sapalım dieceğim ama "Vaktinden Evvel Bir Zemherir" isimli kitabımda kayıp Sinekli Bakkal mahallesini nasıl çizdiğimi merâk edip, romanın sayfal

Sahhafların altın çağından son kırıntılar

Sahhaflar Çarşısı bizden önceki kuşaklardan mecânîn-i kütüblerin doyasıya yaşadıkları bir mekândı. Benim haftada bir gün Sahhaflar Çarşısı'na uğrama alışkanlığımın ilk dönemi 1973 ile 1976 arasıdır, ancak sahhaflık artık hızla anlam değişikliğine uğramaya başlamıştı, nadir kitapların yerineyse ikinci el kitaplar raflardaydı. Oysa, sahhaflık ve kita

Süleymaniye'den Sinekli Bakkal'a, kayıp bir medeniyeti arayışlarım...

Bana sorarsanız İstanbul'un Türk ve Müslüman hüviyetini yangınlar değil, modernleşmeyi esâs alan imâr rezilliğinin arkasındaki zihniyet yok etmiştir derim. Oysa, yıkmakla veya ortadan kaldırmakla modernleşilmiyor, aksine Avrupa'daki kadim şehirler hep muhâfaza ederek yeni asırlara tutunabilmiştir.İstanbul'un ahşap dönemi dört asır süren farklı bir

Krepen'de Neşe'ydi, Hristaki'de Bayram'ın Yeri oldu...

Geçen haftaki yazıma iki derkenâr geldi, birincisi Enis Batur'dan, ikincisiyse Arslan Eroğlu'ndan. Enis ağabey Kırmızı Kedi'deki o nefis çayı Yeter Hanım'ın hazırladığını, Arslan Eroğlu da İrfan Yalçın'ın Meşelik Sokak'taki 20 kapı numaralı kitapçı dükkânının isminin Ocak olduğunu söyledi. Oysa, yarım saat düşünmeme rağmen Ocak ismi bir türlü aklım

Turnacıbaşı'ndan Porsuk, Mandabatmaz'dan Arnold...

Turnacıbaşı Caddesi'ndeki Sel'deyiz. Yayınevinin sarı beyaz tüy yumağı kedisi Porsuk geldiğimizi anlıyor ve yatağından kalkıp bizi kapıda karşılıyor. Çok sevinçli, kendisine morina balıklı yaş mama getirdiğimizi hissetmiş gibi, onu tabağında nefessiz yerken, bizler de Aslıhan'a doğru yürüyoruz.Kadıköyü'nden Kartal'a kadar mahallelerin ve sokakların