Şükrü Bulut

Yeni Asya

Dinî cemaatler aslî vazifelerine dönmeliler

Tanımlar çok önemlidir.Dinî cemaat tanımını doğru yapamadığımızda, münafıklığa bürünmüş Marksist/Kemalistler, kırk senedir körükledikleri korku, baskı ve rüşvet çarklarını devam ettirerek cemaatleri aslî vazifelerinden koparabilirler. Yapmaları gerekenleri burada saymamız mümkün değil... Kendi ifadeleriyle; "Emr-i bi'l-m'aruf Nehy-i anil-münkeri" (

Ukrayna Savaşı ve NATO

Mevzuya girmeden önce, yorumcularımızın haklılıklarını teslim edelim. Konunun anlaşılmasını zorlaştıran hadiseler, isimler, felsefî hareketler, siyasî paradigmalar fazla olunca mevzu ihata edilemiyor.Bundan otuz sene önce, kitaba dayalı bilgiye ulaşma kolaylığı veya yazarların geçmişteki makalelerini ihtiva eden kitapları, işi kolaylaştırıyordu. Di

Kemalistler, Said Nursî'yi Şam-ı Şerif'e sokmak istemiyorlarmış

Bilmemek ayıp değil, hakikati bilerek örtmek ayıptır. Küfrün manası, doğruyu bilerek örtmek değil miİnkârcı Kemalistler, Şam-ı Şerif ile Said Nursî arasındaki tarihî münasebeti bilselerdi, Suriye devletinin Risale-i Nur külliyatını camilere koymasına, gazetelerinde şikâyetçi olmazlardı. Önce Said Nursî'nin hayatını, sonra Şam-ı Şerif'in son yüzyıld

Barışı istemeyenler, küresel hegemonya peşindeki ihtilâlci Marksistlerdir...

Bize göre Ukrayna Savaşı ile Gazze Katliamı kısmen vuzuha kavuştuğundan, artık üzerinde durmak istemiyoruz.Haricî dairedeki hadiseleri, Bediüzzaman'ın temel paradigmaları dışında tahlile çalışanların analizlerini, zaman nakzediyor. Kiev ile Filistin'deki yangınları çıkaranların, Neokonservatistlerin (Troçkistlerin) içindeki Yahudi asıllı aktörler o

Demokrasi olmadan, irşad olmaz

Annelerin feryatlarını duymamak ve yaşlılarımızın uğradıkları zulmü görmemek için sağır ve kör olmak lâzımmış…Her iki sınıfın vaveylaları; elbette çocuklarından ve Kur'ân terbiyesiyle yetiştirilemeyen gençlikten... Yazımızın başlığını yadırgayanlar, zamanı yeniden okumalılar... Dünün güneşinde çamaşırlarını kurutmak isteyenlerin şikayetleri ise, yi

Millî projeler şaka ve siyasî istismarı kaldırmazlar

Bediüzzaman'ın günümüz siyasetinin usulünü hatırlatan ibaresini biliyorsunuz: Lisanı-ı siyasette, lafız (bazen) mananın zıddıdır.Bir siyasî parti temsilcisi bu zamanda beyanda bulunuyorsa, beyanının zıddına bakınız demek istiyor. Maalesef 12 Eylül Partileri ANAP ile AKP'nin kırk küsur senelik icraatlarını tahlil ettiğinizde, bu hakikat ile karşılaş

Dinî cemaatlerin hürriyeti ve çocuklarımız…

Hürriyetlerin zirveleri aştığı zamanlardayız. Tıpkı Asr-ı Saadet gibi…Fakat orada ölçü vardı. Hürriyet nimeti, günümüzdeki gibi musibete dönüşmüyordu. Ahirzamanın dehşetli dinsizlik cereyanları, bidatlarıyla hürriyetleri de bozdular. İnsanları nemrutlaştırıp firavunlaştırdılar... Kadının iffetli güzelliğini, hürriyetle çaldılar... Ve yanlış hürriye

Türkiye Neoconları ve Nurcular…

"Demokrasi münâfıkları" olarak da nitelenen Sosyal Marksistlerin (Neoliberallerin) mahiyetini, kamuoyumuz az-çok biliyor.Kaldı ki, 12 Eylül sürecindeki bütün programlar, icraatlar, tahribatlar, soygunlar, insaniyetin yok ediliş faaliyetleri ve toplumumuzun içine düştüğü derin bozulmanın yekûnu bu cereyana ait olduğundan, okuyucularımızın, bu demokr

Zamanın annelerine müjdeler olsun...

Vereceğimiz müjdeleri duymanın yolu, zamanın annelerine yönelik yazdığımız önceki yazılara gözatmaktan geçiyor.Sancının şiddetini yaşamayan, şifanın tatlılığını ne bilsin. Hayatlarının meyvesi, neticesi ve bazılarının gayesi gördükleri yavrularının dünya ve ahirette kayba uğramalarından daha acılı ne olabilir ki... Dünya saadetine giden yoldaki "di

Küreselcilerin gücü, AB'yi dağıtmaya yetmedi…

Okuyucularımız, "küreselci" tavsifimizle, global sivil Marksizm cereyanını kastettiğimizi biliyorlar.Mesleklerinin icabı, çok isimleri var... "Neoliberaller" başta olmak üzere; "İkinci dinsizlik cereyanı," "zındıka," "demokrasinin münâfıkları," "Açık Toplumcular," "Renkli Devrimciler" ve bir zamanların "Soros'çular"ı... Hakikat değişmiyor. İhtilâlc