Amerika'yı ne kadar biliyoruz

Amerika kıtasının veya Amerika Birleşik Devletleri'nin detayları hayatımızın önemlileri arasına girmese de; Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'ndan galip çıkmış, demokrasiyi benimsemiş, Hıristiyanlık başta olmak üzere semavî dinlere taraf çıkmış bir Amerika'nın varlığı bizi elbette alâkadar ediyor.

Başta Avrupa olmak üzere dünyamızın bütün coğrafyalarından bu "Yeni Dünya"ya yerleşmiş insanların elli eyaletle inşa ettikleri Amerika Birleşik Devletleri'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra komünizme karşı müşahhaslaşan gücü, başta Türkiye'miz olmak üzere diğer İslâm ülkelerini de yakından ilgilendiriyor.

İslâm ülkelerinin hürriyetlerine kavuşmalarında etkili olan Amerika'yı bize doğru tanıtmak istemeyen yeni emperyalistlere (Marksist ihtilâlci Avrupalılarla diğer sosyal Marksistler) karşı ABD'ye bigâne kalmamız, tarihin mantığıyla tenakuz teşkil ediyor.

Birleşik Devletler... Elli eyalet... Yetmiş iki millet... Dünya devletlerinin oluşturdukları "Birleşmiş Milletler"in ev sahibi... Komünizme ve istibdada karşı meydana getirilmiş Kuzey Atlantik Savunma İttifakının en büyük ortağı... Bütün bunlar elbette ABD'yi önemli bir noktaya taşıyor.

Dünyamızın başına Pentagon'daki Troçkistleri alet ederek birçok felâketi bize yaşatanlara karşı, "Amerika'da demokrasi var mı" diyenlere şaşırmıyoruz... 1832 yılında Fransa hükümetince ABD demokrasisini araştırmaya gönderilen Alexis de Tocqueville, "Amerika'da Demokrasi" isimli kitabında: "İtiraf edeyim ki, Amerika'da Amerika'dan daha fazlasını gördüm" diyecektir. Gel gör ki, Kemalistlerin yüz senedir işgal ettikleri Türkiye hükümeti henüz, Amerika'ya, demokrasiyi araştırmak üzere bu zamana kadar kimseyi göndermemiş. Her sene yüzlerce öğrencinin cebine milyonlarca doları koyup bu kıtaya ilim öğrenmeye gönderen hükümetlerimizin Amerika demokrasisini hiç nazara almamaları sizce de garip değil mi

Demokrasinin tarih, kültür, inanç ve gelenek irtibatlarını bilmeyenler; elbette demokrasi için ABD veya AB ülkelerine araştırmacı göndermeyeceklerdir. Bu kıtaya yerleşmiş İngiliz, Fransız, İtalyan ve Alman kökenlilerin "Birleşik Devletler"in temelinin harcını kanlarıyla kardıklarını, Kuzey-Güney Savaşlarını, üzerinde güneşin batmadığı Britanya'dan bağımsızlığını nasıl kopardığını ve bilhassa Avrupa'daki sermayenin bu Yeni Dünya'ya nasıl gittiğini bilmeden günlük siyaset tartışmalarında Amerika hakkında ahkâm kesenlerin hükümlerinin çok yanlış olduklarını da hatırlatmış olduk.

Amerika meselesine dikkatlice bakamayanlar, ABD ile AB'yi özdeşleştirebilirler. Bu iki kıta birbirlerinin devamı gibi görünse de, farklılıkları itibariyle karşılaştırmayı imkânsız kılan cihetlere de bakmak gerekiyor. AB'deki millî kimlikleri ABD'de bulmak mümkün olmadığı gibi, demokrasileri de benzeşmez. AB içindeki devletlerin kimliklerine, dillerine, kültürlerine, dinlerine ve tarihî duruşlarına küçük bir nakise getiremeyen AB'ye mukabil; Birleşik Devletlerin, eyaletleri ve farklı milletleri bir arada tutan kaideleri çok katıdır.