Risale-i Nur'dan

Risale-i Nur'dan

Yeni Asya
Yaşam / Din 266 yazı 0 takipçi

İnsan, şu kâinat ağacının en son meyvesi

İNSAN;• şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi; • ve hakikat-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi; • ve kâinat Kur'ân'ının ayet-i kübrası; • ve İsm-i A'zamı taşıyan Ayete'l-Kürsî'si; • ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri; • ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa mezun en faal memuru; • ve kâinat şehrin

İnsan hiçlikte mahvolmak için yaratılmamış

Hem madem biz gözümüzle görüyoruz:Öyle ihatalı ve azametli bir hafîziyet hükmeder ki, zîhayat her şeyin ve her hâdisenin çok suretlerini ve gördüğü fıtrî vazifesinin defterini ve esma-i İlâhîye karşı lisan-ı hal ile tesbihatına dair sahife-i a'mâlini misalî levhalarda ve çekirdeklerinde ve tohumcuklarında ve Levh-i Mahfuz'un numunecikleri olan kuvâ

Güneş gibi zâhir bir hakikat: Ebedî saadet

Hem madem nev-i beşerin en meşhurları olan yüz yirmi dört bin peygamberler ittifakla saadet-i ebediyeyi ve beka-i uhrevîyi Cenab-ı Hakkın binler vaad ve ahidlerine istinaden ilân edip mu'cizeleriyle doğru olduklarını ispat ettikleri gibi, hadsiz ehl-i velâyet, keşif ile ve zevk ile aynı hakikate imza basıyorlar; elbette o hakikat güneş gibi zâhir o

Mevsimlerin tebeddülünde küllî ölmek ve dirilmek

Hem "Madem gündüz bedahetle güneşi gösterdiği gibi zemin yüzünde mevsimlerin tebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte perde arkasında bir Mutasarrıf;gayet intizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında ve azametli baharı bir çiçek sühuletinde ve mizanlı ziynetinde ve zemin sahifesinde üç yüz bin haşir ve neşrin numun

Meşrutiyet; hak, sıdk, muhabbet üzerine beka bulacak

Herkesin bir fikri var. İşte: Sulh-u umûmî, aff-ı umûmî ve ref'-i imtiyaz lâzım. Tâ ki, biri bir imtiyaz ile başkasına haşerat nazarıyla bakmakla nifak çıkmasın.Fahr olmasın, derim: Biz ki hakikî Müslümanız; aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz. Zira biliyoruz ki, "En büyük hile, hileleri terk etmektedir." Fakat meşru

Her dertlinin ahını işiten bir Semî' ve Mucîb var

(Dünden devam)Hem "Madem bütün zîhayat mahlûkların, elleri yetişmediği ve iktidarları dairesinde olmayan bütün hâcâtlarını, bütün fıtrî matlâblarını bir nevi dua bulunan istidad-ı fıtrî ve ihtiyac-ı zarurî dilleriyle istedikleri vakitte, gayet Rahîm ve işitici ve şefkatli bir dest-i gaybî tarafından verildiğinden ve ihtiyârî olan daavat-ı insaniyen

Kabrimi hiç kimse bilmemek lâzım geliyor

YIKILMIŞ BİR MEZARIM Kİ...EDDÂÎ (HÂŞİYE-1) Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat (HÂŞİYE-2) bââsâm âlâma. Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş, Beraber ağlıyor (HÂŞİYE-3) hüsran-ı İslâma. Mezar taşımla püremvat enindar o mezarımla Revanım saha-i ukba-i ferdâma. Yakînim var ki, istikbal semavatı, zemin-i A

Hikmet ve adalet ahiretsiz olmaz

(Dünden devam)Hem "Madem biz gözümüzle görüyoruz ki umum mahlûk­larda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki akl-ı beşer onun fevkinde düşünemiyor. Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında, bütün tarihçe-i hayatını ve ona temas ede

Bir umumî rahmet ve kerem görüyoruz

(Dünden devam)İşte, birinci mertebede, ahireti Allah'tan soruyoruz. O da bütün gönderdiği elçileriyle ve fermanlarıyla ve bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla, "Evet, ahiret vardır ve sizi oraya sevk ediyorum" ferman ediyor. Onuncu Söz on iki parlak ve kat'î hakikatler ile bir kısım isimlerin ahirete dair cevaplarını ispat ve izah eylemiş. Burada, o i

O'nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır

(Dünden devam)Ben de dedim: "İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nevi lezzetler ile mütelezziz olacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî, manevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zeval ve firak tokatlarını yiyen bir bîçare mahlûk iken, bir

Kâinat büyük bir kitap

(Dünden devam)Hem meselâ, nasıl ki bir kitap bulunsa ki, bir satırında bir kitap ince yazılmış ve her bir kelimesinde ince kalemle bir sure-i Kur'âniye yazılmış. Gayet manidar ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde maharetli ve iktidarlı gösteren bir acib mecmua, şeksiz, gündüz gibi, kâtip ve musannifini kemâlâ

Dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları

(Dünden devam)Hem nasıl ki, dört yüz bin millet, içinde bulunan ve her milletin istediği erzakı ayrı ve istimal ettiği silâhı ayrı ve giydiği elbisesi ayrı ve talimatı ayrı ve terhisatı ayrı olan bir ordunun mu'cizekâr bir kumandanı, tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini ve cihaz