Prof. Dr. Nuran Yıldız

Milliyet

Bir soru toplumu değiştirir

Bazı sorular bakış açılarını, bakış açıları da toplumsal iklimi değiştirir. O soruların en önemlisi şu: Önceliğimiz hangisi olmalı, "başarılı insan" olmak mı, "iyi insan" olmak mıSiz cevabı verirken diğer soruya geçeyim: Başkalarından çekindiğimiz için mi ahlâklı olmaya çalışırız yoksa ahlâk, kendimize dair bir durum mudurİlk soru "neo-liberal düze

Hayaletle savaş

"Hayalet" filmini bilirsiniz. Tüm zamanların en iyi aşk filmleri listesinden hiç düşmez. Filmde, öldürülen Sam (Patrik Swayze), hayalet olarak sevgilisinin (Demi Moore) hayatında olmaya, onu korumaya devam eder. "Ölümsüz aşk", o dönem sinemaları dolduran izleyiciyi "tüm acılarına rağmen iyi ki aşk var" hissiyle gözyaşlarına boğmuştu. Ölse bile sevd

Bilmek yetmez, anlamak şart

Açık söylemek gerekirse, durumların karmaşıklaştığı, insanların zihin dünyasının alt üst olduğu günümüzde, iletişim işinin içinden çıkmak pek kolay değil. Üstüne bir de "krizde olmak", dünyanın yeni normali olunca hiç kolay değil. "İdare etmek" kurtarmaz, "durumu yönetmek" zorundasınız.Geçen haftanın gündeminde öne çıkanlar bir kez daha gösterdi ki

Kötülük normalleşiyor mu

Geçen hafta, bu köşede, insanların yönetilmesinde duyguların rolü üzerinde durmuştum. Bir köşe yazısında ayrıntılara girip fazla bilgi veremiyorsun.Yazı uzayınca da okuru sıkabiliyor.Günlerdir Epstein dosyası, çocuk istismarları, ünlü/ güçlü kişiler, üzeri çizili isimler gündemden düşmüyor. Konu diş ağrısı gibi, bazen kendini unutturuyor bazen de z

Korku, hırs ve haz…

"Kıyamet günü saati"nin ileriye alındığını öğrenince keyfim kaçmıştı. "Kıyamet saati", 1947'de "atom bilimcilerin" oluşturduğu, nükleer tehditlere göre dünyanın sonunu tahmin eden soyut bir göstergeydi. 2007'de iklim krizleri de sürece dahil edildi. Bilim insanlarının hesaplamalarına göre saat, ileriye ya da geriye alınıyor. Bu yıl, geçen yıla göre

Çocuk cinayetleri nasıl biter

Korkunç, ürpertici. Ama gerçek. Masumiyetin simgesi çocukların gündelik hayatta, korku kaynağına dönüşmesini hayal bile edemezdik. "Chucky" serisinden, "The Unborn"un Casey'sine kadar korku filmleri, masumiyet ve dehşet arasındaki tezattan beslenmiyor muydu Sanki o filmlerin içinden geçiyor gibi değil miyizDünya tarihi günleri yaşarken, hepimiz şu

'Dijital vatan'

Adlandırma, algı yönetiminde önemlidir. Küreselden bireysele, bu böyledir. Algıları yönetmek giderek daha hayati olmasına rağmen, bizde gerekli özen gösterilmiyor, odak nokta mesaj ve mesaj kaynağının tasarımı oluyor. Halbuki, önce çerçeveyi çizmelisin. Böylece, "Bu konudaki her şeyi (destek-eleştiri), bu çerçeveden gör" demiş olursun.Mesela "mavi

'Palto'yu çıkar, eşofmanı giy

Dostoyevski, "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık" der. Tek cümleyle çok şey anlatır, okuyan bilir. Televizyonun karşısındaki koltuğa büzülmüş, Maduro'nun yatak odasından tereyağından kıl çekercesine "paketlenip" alınışını izlerken, üzerindeki marka eşofman aklıma düşürdü, Dostoyevski'nin sözünü.Öykünün kahramanı eski paltosu içinde hayatını sürdür

'Seni vicdansız!'

Başlıktaki gibi olumsuz ithamları duyanlar üzerlerine alınmazlar. Olumsuzu başkalarıyla, olumluyu kendileriyle ilişkilendirirler. İnsan doğası övülmeye teşne, yerilmeye uzaktır. Bu yüzden pek çoğumuz, gerçek potansiyelinin sınırlarını bilmeden bu diyardan göçer gider.TDK, 2025'in kelimesi/ kavramını açıkladı: "Dijital vicdan." Proje, Ankara Ünivers

'Kütüphane'

21. Yüzyılda "katı olan her şey buharlaşırken" (Berman), tüm kavramlar, kurumlar da bundan payına düşeni alıyor. Şimdi sıra, "kütüphane" kavramında.Herkesin kütüphaneyle ilişkisi farklıdır.Benim ilişkim şu üç soru üzerinden kurulur;Bir: "Kütüphanede kitaplar, rastgele mi dizilmelidir yoksa konuya, yazara göre mi ayrılmalı" Kolay yanıtı yok. Kütüpha