Geçen hafta, bu köşede, insanların yönetilmesinde duyguların rolü üzerinde durmuştum. Bir köşe yazısında ayrıntılara girip fazla bilgi veremiyorsun.
Yazı uzayınca da okuru sıkabiliyor.
Günlerdir Epstein dosyası, çocuk istismarları, ünlü/ güçlü kişiler, üzeri çizili isimler gündemden düşmüyor. Konu diş ağrısı gibi, bazen kendini unutturuyor bazen de zonklayarak hatırlatıyor. Bir ortaya çıkıyor, bir kayboluyor.
Anlaşılıyor ki, mesele "Epstein suç örgütü" değil, dosyanın kendisi klasik iletişim şemasındaki gibi, "verilmek istenen mesaj"ın kanalına dönüşüyor. Siz buna "kontrollü kaos" da diyebilirsiniz, "gösteriyor gibi yaparak gizleme" de. Devasa bir iletişim paketi duruyor önümüzde.
Ölmüş, ceza alması olanaksızlaşmış biri üzerinden temizlenme görüntüsü yayılırken, içerdiği dehşet de sıradanlaşıyor. Kötülüğün medyatik sündürülmesi, kötülüğü normalleştiriyor. Hasarı sınırlıyor. Günlerdir süren "İran'ı vurma" söylem ve haberleri de böyle işliyor. İran ya da herhangi bir ülkenin vurulması son kertede normalleşiyor. "Epstein dosyası" nasıl gerçeği örtme etiketiyse, "ülke vurma" ifadesi de insan ölümlerini gizleyen bir etiketleme.
Gelelim geçen hafta altını çizdiğim korku ve hazza.
İnsan ruhundan tüm duyguları ayıkladığınızda, elinizde sadece bu ikisi kalır. Her duygu, geriye doğru deşildikçe bu ikisine varılır. Psikanalizin derin sularına girmeden yazayım, insan davranışları, korkuyla ya da hazla ilişkilidir. Silahlar, tehditler korkuya, vaatler (ün, para, mutluluk, seks vs.) hazza götürür ve oradan gelir. Korku ve haz, canlıların ortak niteliği. Nedeni basit: Hayatta kalma ve türünü devam ettirme güdüsü.
Yaşamı sürdürmek gibi en temel, en masum güdü, en çirkin, en ölümcül meselelerin de gerekçesi oluyor. Bir tür "berkserger sendromu" gibi, hafızasını unutmuş, körleşmiş dehşetli bir kötülüğe dönüşüyor.
Devletler dikkatlerini, kötülüğün normalleşmesini önleyici politikalara yöneltmeli. Acilen.
Okuma, göster!
Gelir düzeyi hayli yüksek bir arkadaşımın evinde sehpaların üzerinde, TV ünitesinin yanında kitaplar görünce sormuştum, "Bu kadar kitabı okumaya nasıl fırsat buluyorsun"
Arkadaşımın cevabını hiç unutmam:
"Onlar okumak için değil, dekorasyonun parçası."
Okuma oranlarının azaldığı, kitabevlerinin kapandığı günlerde, kitabın, kimlik modülünün parçası olması, tıpkı mobilya modülünün parçası gibi işlev görmesi, değişimin en acıklı noktası. İçeriksizleşen dünyada yaşamak da bizim cezamız.
İletişim notları
Bir, ABD donanmasının körfeze gelişinden çıkacak iki sonuç; Müzakere masasına oturtarak kendi kontrolünde bir İran yaratmak ve dünyayı denizler üzerinden yönettiğini göstermek. Bir yerde ABD donanması varsa, ortam tekin değildir.

24