Prof. Dr. Bilal Sambur

Milat

Işık, aşk, maneviyat: Varoluşsal derinlik

İnsan karanlıkta doğmaz; karartılır. Gelenek, korku ve itaat, insanın içindeki ışığı perdeleyen üç büyük gölgedir. İnsan, ışığa yatkın ve yönelen bir varlıktır. İnsanın karanlığı, hakikatle ve hürriyetle ilişkisini sandığı anda başlamaktadır. Işık dışarıdan verilen bir lütuf değildir. Işık, insanın içinden uyanan bir imkândır. Işık, içeridedir, içi

Özgür bireyin orucu

Oruca dair yapılan konuşmalar geleneksel olarak nefis, sabır, sevap, ibadet gibi kavramlar çerçevesinde yapılmaktadır. Bu kavramların ötesinde önümüzde duran önemli bir soru durmaktadır: Özgür birey, orucunu nasıl anlamlandırmaktadır Orucun insanı büyütüp büyütmediği, küçültüp küçültmediği, güçlendirip güçlendirmediği sorusu, tamamen, özgür bireyin

İnsani maneviyat ontolojisi

Maneviyatın ontolojik, epistemolojik ve estetik şeklinde üç boyutu vardır. İnsani maneviyat ve özgürlük ontolojisinin merkezinde insanüstü ve ötesi güçler ve otoriteler bulunmamaktadır. Ontoloji, insanın deneyimi etrafında dönmektedir. Maneviyat, insanın duygu, düşünme ve bilinç yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Maneviyatın kaynağı, insanın kendi bi

SEVGİ MANİFESTOSU

Çağımıza iki büyük yanılsama hakimdir. Birinci yanılsama şudur: Aşk her şeyi çözer. İkinci yanılsama ise şudur: Aşk sadece kimyadır. Birincisi yapay bir mit üretir, ikincisi indirgemeci bir biyoloji. İkisi de insanı eksiltir.Gerçek ise şudur: Aşk, birçok şeyin çözümüne imkan yaratır, ancak her şeyi çözmez. Aşk, kimyadır, ama sadece kimya değildir.

Hegemonya, biyopolitika ve etiğin çöküşü

Epstein faciasını anlamak için "ahlaki sapma", "bireysel suç" ya da "patolojik cinsellik" gibi kategorileri ve kavramları kullanmanın hiçbir katkısı yoktur. Bilakis bu kavramlar, Epstein faciasının sahici bir şekilde anlamamıza engel olmaktadır, çünkü bu kavramlar, tam da iktidarın arzuladığı şeyi yapmaktadır: yapısal olanı istisnaya indirger. Oysa

SANAT VE DOĞMATİZM

Sanat ve dogmatizm, insan özgürlüğü ile zihinsel kapanma arasındaki gerilimin en berrak göründüğü alanlardan biridir.Doğmatizmin en temel özellikleri katılık, kapanma ve karartmadır. Sanat, esneklik, açıklık ve aydınlanmadır. Dogmatizm, hakikatin önceden verilmiş, değişmez ve sorgulanamaz olduğunu varsayar. Doğmatizm, hakikat üzeinde sahiplik iddia

Doğmatizm ahlak mıdır

Doğmatizm, şeksiz şüphesiz kabul ve tekrar edilen her türlü klişe, kalıp, kurum, kişi ve kaynaktır. Şeksiz şüphesiz bir şeye inanmak, insanı ahlaklı yapmaz. Ahlâk, insani–akli bir faaliyettir ve tecrübedir. Hiçbir doğma, insanı ahlaklı yapmaz. Eskatolojik doğmaların insanı ahlaklı olmaya yönelteceği beklentisinin hiçbir geçerliliği ve gerçekliği yo

Akademinin patolojikleşmesi

Modern bir kurum olarak akademi, hakikati aramanın kurumsal adıdır.Akademi, hakikate sahip olma iddiası taşıyan bütün kurumları, kalıpları ve kaynakları sorgulayan hümanist bir yapıdır. Günümüzde asli işlevinden ve misyonundan uzaklaşan akademi, giderek hakikatten kaçmanın, konformizmi meşrulaştırmanın ve itaati ödüllendirmenin alanına dönüşmektedi

Kültür olarak teoloji

Modern olmayı hala başaramamış toplumlarda teoloji, kutsal bir cam fanusun içinde tutulmaktadır. O fanusun içinden konuşanlar, yüce doğma adına konuştuğunu iddia ediyor; ama aslında yaptıkları şey, kültürü, hayatı ve özgür insanı susturmaktır. Oysa teoloji, eğer gerçekten teoloji ise, hayattan ve insandan kopuk olamaz. Hayattan kopan teoloji, doğma

TAHAKKÜMÜN AHLAKSIZLIĞI

Otorite, itaat ve özgürlük arasında sürekli olarak bir gerilim ve çatışma vardır. Otoriteyi ve itaati yücelten ve esas alan yaklaşım, insanı, özgür, ahlaki ve epistemik bir özne olarak görmemektedir. Otorite ve itaat, insanı edilgenleştirmekte, suskunlaştırmakta, silikleştirmekte ve silmektedir. İnsanı otoritenin ve itaatin bir nesnesi olarak kabul