Ömer Erdem

Karar

Geçmiş duygusu...

Bazen geçmiş hiç olmasaydı hiç yaşanmasaydı diye düşünürüz. Bizi bu duyguya sürükleyen bir yığın sebep vardır. Çokça üzülmüşüzdür. İstemeden üzdüklerimiz olmuştur. Anlık patlamalar, ilerisi berisi hesaplanmadan sarfedilmiş sözler. Geç kalışlar. Kalkıp gidişler. Gidemeyişler. Suskunluğun zehirli bir ip misali dudaklarımızı yakıp geçmesi. Yine de biz

Sokaklar değişir hayat dönüşür

Ara Güler fotoğrafçıları 'görsel tarihçiler' diye tanımlardı. Bu sebepten olacak İstanbul'un iç hali kadar değişim dinamiklerini de gösterir onun çektikleri. Bizde şehir çokça konuşulan fakat edebiyatta bile hak ettiği derecede karşılığını bulan bir mesele değildir. Sadece İstanbul değil Ankara, İzmir gibi büyük şehirler yanında hemen hemen bütün b

Boza mı çocuk mu

Zihnimi bazen beni unutmuş kendi başına kurduğu hayallerin peşine dalarken yakalıyorum. Önce kaşlarımı çatıp 'ne oluyor' diye soracak oluyor, arkasından zevk dolu merakla geri çekilip 'dur bakalım biraz koşsun, eve kapanmış hasta çocuk misali onun da baharda patlayan kuzular benzeri çayır çimende zıplamaya hakkı var' diyerek sakinleşiyorum. Hatta n

2024'te neler oldu ya da bu dünyadan değilmişiz gibi

Miladi iki bin yirmi dört. Rakamla 2024 diye yazılır. İsrail devletinin askerleri on binlerce çocuk öldürdü. Kan toplumu süt neslini yaktı. Ateşin ebabili taş üstünde taş bırakmadı. Kadınların gözlerinden kan aktı. Evlerin kalbi deşildi. Yataklar bir daha uyunamaz oldu. Bombalar şafak yerine patladı sabahları. Gazze Denizinin kumları kadar çok güna

Sonuca sebep olanın yükü hep başkasına taşıtması

Demokratik açıdan yeterince gelişmemiş, nispeten kapalı toplumlarda adil güç kullanımı yanında mevcut kaynakları eşit derecede paylaşamamaktan doğan gerilim bir türlü giderilemez. Gerilim arttıkça akıl ve sağduyu kaybolur. Adalet kadar eşit gelir dağılımı hayatın dengesi için şarttır. Gücü ve kaynağı bir vesileyle ele geçirenin, hak sahiplerinin ta

Nuri Pakdil'e mektuplar

TRT'de çalışmaya başladığım ilk yıllarda Sezai Karakoç hakkında hazırladığım master tezi için de araştırmalar yapıyordum. Nursel Duruel vasıtasıyla 2000'e Doğru Dergisi'ne ulaşmış, Sezai Karakoç'un Cemal Süreya'ya yazdığı mektupların birer fotokopisini edinmiştim. Karakoç zaman zaman bu mektuplardan söz açar hatta Süreya'nın oradan mısralar yarattı

Yıldız Ramazanoğlu'nun kayıtları

Günler geçer. Olaylar olayları izler. Gündem değişir. Görüntüler unutulur. Dünyanın devranı her gün yeni bir oyun bulur. Eğer hafıza olmasaydı eğer 'kayıtlar' tutulmasaydı insanın inkarlarının sonu da gelmezdi. Bunca olup bitene, çırılçıplak, gün gibi açık, gözlerimizin önünde yaşananlar düşünüldüğünde ve bırakın failleri bütün bunlara şahit olanla

Neden insan bir türlü medenileşemiyor

Ali Şeriati 'insan' ile 'beşer' arasında fark olduğundan söz eder. Diğer canlı varlıklara yakın tarafımızı beşer olmakla ilişkilendirirken onlardan ayrılan yönümüzü insan olmanın içine koyar. Söz doğadan açıldığında, tabi varlıklar, olaylar, binbir türlü canlılar sayıldığında, konuşan ve yazan bir varlık olarak insan kendisini yüceltip durur. Biyol

Suriye güvercin gözlü ülke ya da Şam'a dönüş...

Mevlana, Şam çarşısında simsiyah keçeden bir elbise içinde Şems'in gözlerini görünce o güne kadar okuyup yazdığı, görüp yaşadığı, yazıp çizdiği her şeyin birden bire anlamsızlığını fark etmişti. Şems kadar Şam da semboldü şüphesiz fakat mekan ile insan arasındaki derin bağı duymak açısından Şam'ı bir kez olsun görmek yeterliydi. Adonis, Nizar Kabba

Kitaplar diyarında bir cevelan

Benim gibi bir kitap tutkunuysanız çoktan başınız dönmüş, hayata dair hesaplarda şaşırmış ve her gün eve çantasında şu kadar kitapla dönmenin şevkiyle zamanın köşelerine sıkışıp durursunuz. Her zaman okuyacak kitaplar fazladır ve vakit kısıtlıdır. Bir süre sonra da koyacak yer bulamazsınız. Bazısında gönlünüz çoğunda gözünüz kalır. Ömrüm paralel tr