Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Sabah
Gündem 323 yazı 11 takipçi

Ekmek ve hürriyet

Katil Netanyahu'nun şu sözleri hâlâ havada asılı duruyor: "Katar başta olmak üzere teröristlere ev sahipliği yapan tüm ülkelere söylüyorum: Ya onları sınırdışı edin ya da yargılayın; çünkü siz yapmazsanız biz yapacağız." Bu yalnızca bir tehdit değil; bölge ülkelerinin egemenliğini yok sayan, diplomasiyi kendi çıkarına katleden açık bir vesayet ilan

Gazze'nin Oslo'su

Oslo Anlaşmaları, Filistin mücadelesini müzakere labirentine sokarak zamana yayılmış bir etkisizleştirme stratejisine indirgemişti. Bugün Trump–Netanyahu ekseninden duyurulan "çözüm modeli" ise aynı yöntemi bu kez Gazze üzerinden yeniden üretiyor. Bir nevi "Gazze'nin Oslo'su" dayatılıyor. Çünkü önerilen mimari, tanıdık bir mantığı yeniden işletiyor

KAAN stratejimiz

Savunma sanayiinde temel strateji her zaman aynıdır: Önce mevcut imkânlarla yola çıkılır, ardından yerli ve milli projeler devreye girer. KAAN projesi de bu evrensel ilkenin bir yansımasıdır. Türkiye, bu yaklaşımı kararlılıkla uygulayarak hem takvimi güvence altına alıyor hem de milli motor geliştirme yol haritasını kesintisiz ilerletiyor. Bugün KA

Riyad-İslamabad Paktı ve Ankara'nın hesabı

Ortadoğu'nun jeopolitik manzarası bir kez daha köklü bir dönüşümün eşiğinde. Geçtiğimiz 10 gün içinde ABD haricindeki tüm Anglosakson dünya Filistin'i resmen tanıdı. İsrail, daha önce bombaladığı 6 ülkeye ek olarak Ortadoğu'daki en büyük ABD üssünü barındıran Katar'ı bombaladı ve ABD Başkanı'nın verdiği tek tepki "Pek de mutlu değilim" oldu. Bunun

Bir imkânsızlık siyaseti olarak 'iki devletli çözüm'

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda dün gerçekleşen Filistin oturumu, uzun zamandır diplomasi kulislerinde konuşulan "tanıma dalgası"nın resmen ivme kazandığını ortaya koydu. Fransa'nın, İngiltere'nin, Kanada'nın ve Avustralya'nın ardından Portekiz, Malta, Lüksemburg gibi ülkeler de Filistin'i devlet olarak tanıdıklarını ilan etti. Üstelik bu kez

Avrupa, Filistin'i neden 'tanıdı'

Uluslararası siyasetin en sancılı meselelerinden biri olan Filistin davası, uzun yıllardır diplomasi masalarında çözüm arayışına sahne oluyor. Ancak son haftalarda yaşanan gelişmeler, esas sonuç veren mücadelenin yine önce sahadan geçtiğini gösterdi. 7 Ekim 2023'te başlayan Aksa Tufanı'nın ikinci yıldönümüne yaklaşırken İngiltere, Kanada ve Avustra

Doğu Akdeniz'de yeni satranç tahtası

Türkiye son yıllarda Doğu Akdeniz'de yalnız bırakılmaya çalışıldı. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, AB şemsiyesi altında Mısır ve İsrail'le deniz yetki anlaşmaları yaparak Türkiye'yi Antalya Körfezi'ne sıkıştırmak istedi. Buna karşı Ankara, 2019'da Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı deniz yetki anlaşmasıyla oyunu bozdu.

BM'den geç de olsa bir ilk çıkış

Önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK), Filistin meselesi açısından pek çok ilke tanık olacak. Malumunuz Genel Kurul, iki devletli çözüm için New York Bildirgesi'ni onaylayan tasarıyı 142 "evet" oyuyla kabul etmişti. Önümüzdeki hafta da Filistin Devleti'ni tanıyacağını ilan eden Fransa, Avustralya, Birleşik Kral

Mesele Hamas'tan öte...

Ortadoğu'nun yeni bir eşiğe sürüklendiği günlerden geçiyoruz. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz'ın son açıklamaları, bölgeye yönelik niyetlerini açıkça ortaya koyuyor: "Gazze'yi birkaç gün içinde yaşanmaz hâle getireceğiz, Hizbullah'a nefes aldırmayacağız, Husiler sırada, Katar'ı şaşırttığımız gibi yeni sürprizler hazırlıyoruz." Bu cümleler yalnızc

Zamanı biz belirleyeceğiz

İsrail terör devleti, son 10 gün içinde Yemen'in başbakanını öldürdü, Gazze'ye yardım götüren gemiyi Tunus'ta bombaladı ve Katar'daki müzakere masasına saldırı düzenledi. Bir kuduz köpek üzerinden Ortadoğu yeniden şekillendirilmek isteniyor. Washington ve Tel Aviv'in yürüttüğü bölgesel stratejiler, 1916 Sykes- Picot Antlaşması'nın güncellenmiş bir

Gökyüzüne çekilen çelik perde

Türkiye'nin son yıllarda en çok gurur duyduğum alanı sorarsanız, hiç düşünmeden "savunma sanayii" derim. Çünkü bu alanda kat edilen mesafe, yalnızca askeri kabiliyetlerimizi değil, ulusal özgüvenimizi de büyüttü. Son örneği, geçtiğimiz günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren Çelik Kubbe hava savunma sistemi oldu. Dünya basınına yansıyan

'Kurucu parti'den polis barikatlarına

Cumhuriyet Halk Partisi, yıllarca "devletin kurucu partisi" kimliğiyle anıldı; bu kimlik ona siyasette ayrıcalık kazandırdı. Ne var ki İstanbul İl Kongresi süreciyle başlayan gelişmeler, bu itibarı yerle bir eden bir tablo ortaya koydu. Süreç, dışarıdan müdahale değil, partililerin itirazlarıyla başladı. Delegeler "Bu kongre şaibeli" diye haykırıyo