Ali Hakkoymaz

Yeni Asya

Hz. Yusuf'un kuyusu, Hz. İsa'nın nefesi

Kafiye yapmak gibi olacak ama olsun. Kimi sayıklar durur kimi de ayıklar...Sayıklayanlar bir hayalden ötekine taşınır; aşınır da aşınır. Ayıklayanlar hakikatle göz göze gelir, el sıkışır. Ne zamandır "ayıklamayı" unutunca, aklıma bunlar geldi. Her şey karıştı be abi! Hani hayatı bir yudum su gibi içecektik! Şöyle taze çaylar eşliğinde her şeyi

Adalet ve hürriyet yolu

Allah'ın bir adı da ÂdilAdalet sahibi demek... Yani her şey olması gerektiği yerde... M

Barikat

ŞİİRKat kat bir barikat kurulmalı. Esarete geçit yok, diye. Kabalık yol bulup geçmesin. Barikat... deyip geçme! Geçemezsin zaten... Su içmediysen ceylanların elinden. Eline bir demet hürriyet al. Diline bahar türküleri dola... Açılır kat kat barikat. Bir yol bul kendine. Ay ışıkları gibi taze Gecelerden gündüze... Gitmek istiyorsun göklere.

Yaprak düştü dalından...

Yaprak düştü dalından, Sıyrıldı şu dünyanın Morundan ve alından... AH Ayrılık ve ölüm yazıları yazmak kolay olmuyor. Ama adımız fâni... İnsanın başında hep bekleyen şu üç şeyi de Karacaoğlan bir çırpıda söyleyivermiş: "Üç derdim var birbirinden seçilmez: Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm." Üçü de sarsıcı... üçü de acı... Üçü de insan

Aaahhh, hürriyet!

Sevgili oğlum,Hürriyetin olduğu yerlere "korku" girmeye "cesaret" edemez. Hürriyet öyle bir ülke hattâ devletsaadet ki... -sorma değil- sen sor; ben söyleyim. Bunları yazarken yani hürriyeti düşler, düşünürken bile keyfim yerine geliyor; yerimde duramıyorum. Hürriyet; tereyağından kıl çeker gibi, ipek halıda yürür gibi, gökyüzüne dalıp gitmek gibi,

Mevsimleri okumak

Mevsimleri göremeden yaşıyoruz Selim Ali.Gözümüzü açmadan daha, hemen bir okula bağlıyorlar bizi. Olmalı belki de ama olanlara yani sonuca bakınca "olmasa mı böyle" diye de sormadan edemiyorum. Robot bir hayata -hayatsızlığa aslında- teslim oluyoruz da sâlim olamıyoruz. Niyetim nicedir oturup kalkmayı bilmeyen, duygulanıp düşünemeyen eğitimi konu

Bir romana başlamak - Ân diyarı (117)

"Gözleri bahar rengindeydi. Tedirgin bir dünya taşıyor gibiydi bakışları. Mart güneşi gibi ellerimden tutuyor; gidelim, buralardan gidelim, diyordu.Nereye gidecektik! Her tarafta ayrılık her tarafta ölüm vardı. Bir müddet sustular. Mevsimi dinlediler; birbirinden habersiz. Dünyanın bir yere -işte bu oturdukları yere- sığıştığını, dünyanın küçüldü

Babam ve ben

Ân diyarı (116)Babam bazı şeyleri sık sık söylerdi, Selim Ali de ben pek duymazdım. Aslında o bazı şeyler onun hayat manifestosubeyannamesiprensipleriilkeleri imiş. Her sabah gelir, kalk oğlum kalk; kabirde çok yatacağız, derdi. Daha yirmi yaşına yılları olan çocuk gence "kabir" kelimesi ne anlatırdı ki... Ben uykuya sarıldıkça; uykuyu sıcacık besl

Kelimelerin dayanılmaz hafifliğiağırlığı

Ân diyarı (115)Dilsizliğimiz dillere destan, Selim Ali. Kelimesiz kalınca oldu ne olduysa. Bütün okulları bitirsen de bir şey hep eksik kalacak. Can suyu kelimeler kuruduktan sonra ne yapsan boş. Bak; Bilgin Abi diyor ki: "Bana kelimelerini söyle; senin kim olduğunu diyeyim." Kültür rengimiz böyle değildi; solduk. Her kelime yeni bir soluk, yeni

Kaçan uçurtmalarım

Ân diyarı (114)Selim Ali, gençliğin bir rüya olduğunu kırklı yaşları tırmanırken görmeye başladım. Saçlarımın aynasında, o şafaklara benzeyişinde, uyanışa davetler vardı. Uyandım mı Kolay mı gençliğin bunca kalın uykusunu serin ve sakin sabahlara taşımak! Dünya denilen bu allı pullu geline gönlünü kaptırmayan çok yok ki... Azın da azı... Üstünd