Yesevizade Alparslan Yasa

Milat

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (227)

MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 9. MİSÂL: 1 ŞUBAT 1933'TE, BURSA'NIN ULU CÂMİ'İNDE, İKİ MÜ'MİN, SAHÎH EZÂN VE KÂMET OKUYUNCA, "EBEDÎ KUMANDAN", MATBÛÂTTA VE BÜTÜN TÜRKİYE'DE "İRTİCÂ"I TEPELEME SEFERBERLİĞİ BAŞLATIYOR Evvelâ Türkiye'de 1920'li, 30'lu Senelerde Tercüme Faâliyeti (Nazariye ve Kültürel-İctimâî Tahavvül) ünvânlı kitabımızda (Ankara: Kurtuba Yl

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (226)

MATBÛÂTIN ESÂRETİNE DÂİR 6. MİSÂL: "TOTALİTER ŞEFLİĞE" GİDEN YOLDA MÜHİM BİR MERHALE: TAN GAZETESİ NÂŞİRİ VE TRABZON MEB'USU ALİ ŞÜKRÜ BEY'İN KALLEŞÇE BOĞDURTULMASI Kâzım Karebekir'in Uğur Mumcu tarafından röportaj tarzında hazırlanan Hâtırât'ına nazaran, "14 Ocak 1923 günü, M. Kemal; Karabekir ve Fevzi Paşa ile [berâber] trenle İzmir'e giderken",

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (225)

(Akşam, 28.12.1937, s. 1) Her totaliter rejim, böyle tedhîş estirerek fikirleri baskı altında tutar… *** Hamdullah Suphi'nin büyük târihî kıymeti hâiz mektubu: Dil mezâlimini ve "Totaliter Şef" idâresinin içyüzünü gözler önüne seren bir vesîka Sadri Maksudi'nin 21 Mart 1938'de Üniversiteden azledildikden bir müddet sonra (üstelik yüksek bir maaşla

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve Hakîkî mensûbiyeti

Dünden devam (224) Filhakîka, "Denizbank", Türkcenin mantığı bakımından mânâsızdır, abes bir söyleyiştir, şîvesizlikdir; çünki bu takdîrde, "demir kapı" misâlinde olduğu gibi, deniz yâhud denizcilikle al̃âkalı banka değil de, "banka"nın kendisi "denizdir", "denizden yapılmıştır" denmiş olur. "Her şeyin en doğrusunu bilen" "Büyük Rehber"in bunları b

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (223)

"Bir zamanlar, Uydurma Dil aleyhinde bulunmak, vatan hâinliği gibi bir şeydi!" Elimizde, dil mevzûunda dahi bütün Memlekette ve bu meyânda matbûât, muharrirler, ilim adamları üzerinde estirilen tedhîşe şâhidlik eden çok kıymetli bir makâle var: Münir Süleyman Çapanoğlu'nun "Dil Fâciâmız" başlıklı makâlesi… Gazeteci, mütercim, matbûât târihimiz ve

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti

Âtıf Hoca, Avrupa Medeniyetinin menhiyâtının değil, Tecrübî İlminin ve Medeniyetimizle kâbil-i têlîf sâir hayırlı cephelerinin ik̆tibâs edilmesini istiyordu (222) Şehîd Âtıf Hoca merhûm, Kemalist Rejimin bütün gazâbını üzerine çekmesine sebeb olan eserinde, târîhî hak̆îkatlere gâyet muvâfık olarak, Müsbet İlimler ve irfân planında, Avrupa Medeniyet

Küçük Prens'in Felsefesi, Memleketimizdeki Tercümeleri (4)

'Ona herşey mübâh!'dedirten beşinci misâl: 'Prangalı matbûât' (220) Mustafa Kemâl'in hükümfermâ olduğu devre gelinciye kadar, Türkiye matbuat târihinin hiçbir devrinde, bütün bir matbûâtın siyâsî ik̆tidârın emri altına girdiği görülmemişti. 4 Mart 1925'te vaz'edilen Takrîr-i Sük̃ûn Kânûnu'ndan ve bu kânûna istinâ den ihdâs edilen Engizisyon (güya

(3) Şahısperestlikden kaynaklanan tahrîfkâr tercümelere on misâl

İmdi, ne olup bitti de günümüzün Kemalist mütercimleri, Saint-Exupery'nin ifâdelerinden gocunup onun eserini de tahrîfe kendilerinde hak buldular İşte mütercimlerin elinde kılıktan kılığa giren bahis mevzûu pasajdan birkaç nümûne: 1) Ahmet Muhip Dıranas: "Bereket, Türkler sonradan büyük bir önderin yardımıyla Avrupalılar gibi giyinir oldular da B61

Küçük Prens'in Felsefesi, Memleketimizdeki Tercümeleri (3)

İmdi, ne olup bitti de günümüzün Kemalist mütercimleri, Saint-Exupery'nin ifâdelerinden gocunup onun eserini de tahrîfe kendilerinde hak buldular İşte mütercimlerin elinde kılıktan kılığa giren bahis mevzûu pasajdan birkaç nümûne: 1) Ahmet Muhip Dıranas: "Bereket, Türkler sonradan büyük bir önderin yardımıyla Avrupalılar gibi giyinir oldular da B61

Frenk mukallidliğinden ibâret Kemalist Totaliter İdeol̃oji (2)

Bu metni, bizzât muharririn elinden çıkmış üç resim tamâmlıyor: Birinci ve ikinci resimde, fesli, cepkenli, kuşaklı, şalvarlı kıyâfeti içinde bir Türk âlimi görülüyor; üçüncü resimde ise, o, artık Frenk kıyâfeti içinde, cebrî kıyâfet ink̆ilâbına ayak uydurmuş ve bu bakımdan Garbli meslekdaşlarından tefrîk̆ edilemiyen "îtibârlı" bir ilim adamıdır...