Yesevizade Alparslan Yasa

Milat

MUSTAFA KEMÂL'İN UYDURMA ŞECERELERİ VE HAKÎKÎ MENSÛBİYETİ (264)

(Cumhuriyet, 25.10.1937 , s. 1) Cumhuriyet'in güldürmiyen l̃atîfesi… *** "Dönmenin mülevves mâhiyeti" "Bu makule adamlar için Atatürkün hükümlerinden daha kuvvetli fikir olmasına imkân yoktur. Zaten bizi ve onu çok iyi bilen Türk efkârı umumiyesi, tarihe intikal etmiş bulunan bu realitelerden sonra dönmenin mülevves mahiyetini daha iyi anlamış ola

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (263)

"Behey utanmaz. arlanmaz alçak herif! Cesâretten de mahrûm bir pespâyesin ve herhâlde Ârif Oruc'dan da çok aşağılıksın!" "Birinci yazında bana iş adamı diyordun, kuyruğuna basıldıktan sonra dün kopardığın feryadda kirli işlerle uğraştığını söylüyorsun. Ve fakat bunlardan bir tanesini ortaya koyamıyorsun. Benim için ne büyük şereftir ki çetin mücade

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (262)

"Mütâreke'de İttihâdcıları korudum; Saray'a ve Îtilâfçılara karşı pervâsızca ateş açtım" "Harp zamanında İttihat ve Terakki sistemine en çok hücum eden adam olduğum halde Mütarekeden sonra İzzet Paşa hükûmetini candan tutan, İttihatçıları haksız hücumlara karşı koruyan, millî birlik ihtiyacını ileri süren yegâne gazete benim gazetemdi. [Hâtırât'ınd

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (261)

"Sen Türk değilsin! Sen Dönmesin!" "…(TAN) da Nadinin menfaatine dokunacak yazılar çıkınca Cumhuriyet gazetesinin sütunlarında evvelâ (Teşkilâtı Esasiye Kanununun Türklüğü) filân diye tehditli imalar çıkmıştır. Bunlar beni susturmıya ve korkutmıya kifayet etmeyince B. Nadi, gazaba gelmiştir. Çiğnenen menfaatleri ve yüzünden sökülen maskesi sebebile

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (260)

Cumhuriyet, kalem münâkaşasına bir günlük ara veriyor… Tan, taarruza devâm ediyor… 24 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet'te Tan gazetesiyle kalem münâkaşasına dâir hiçbir haber, fıkra veyâ makâle neşredilmiyor. Hâlbuki Tan mola vermiyor ve o gün de üç yazıyle münâkaşaya devâm ediyor: - "Kirli işlerle mücadele etmekten yılmıyorum…" Yalman'ın bu uzun makâ

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (259)

Yerine göre, her kılığa giren, her telden çalan bir zümre! Takdîm makâlesi şu iddiâyle başlıyor: "Memleketimizde Resimli Ay ve Resimli Perşenbe ile başlayan popüler neşriyat, on senelik hayatı içinde educative [eğitici] olmak mahiyetinden çıkmış, çıplak bacak ve güzel kadın neşreden dejenere bir mahiyet almıştır. Popüler ismi altında çıkan mecmuala

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (258)

"Bolşevik dudu" "Üstünde: 'Çıkaran: Sabiha Zekeriya' damgasını taşıyan bu mecmua tam 96 sahifedir ve içinde tek bir satır yoktur ki bolşevik propagandası olmasın. […] "Tahmin edersiniz ki bu paçavranın 96 parçasını da gözlerinizin önüne yayarak zevkinizi ve sabrınızı suiistimal edecek değiliz. Fakat bu kepaze mecmuanın ilk ve son sayısını elinde bu

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (257)

Bütün Memleket matbûâtı, ikiye bölünmüş hâlde, kalem münâkaşasına katılıyor Zekeriya Sertel'in 22 Ekim 1937 târihli Tan'ın beşinci sayfasındaki "Davanın İçyüzü" başlıklı fıkrasında da belirttiği vechiyle, Cumhuriyet ile Tan arasında kalem münâkaşası mevzûu olan mes'ele, "bütün matbûâtı işgâl etmektedir". Buna ilâve edilecek dîğer mühim tesbît, (Kem

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (256)

(Türkiye'de gazete bâyilerinde satılan) "yüzlerce kitab ve kitabcık, hep [Komünizm telk̆în eden] bu rûh, bu mânâ, bu edâda yazılmıştır" 22 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet'in altıncı sayfasında, "Acaba bu vesikalara ne buyuracaklar İçlerinde bize saldıranlar da olduğu halde, müseccel komünistlerin propaganda neşriyatını göz önüne koyuyoruz…" başlıklı m

Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (255)

"Komünist bozuntusu Dönme kadınlar…" Tan gazetesine karşı aynı derecede şedîd bir üslûbla tam tekmîl mukâbil taarruza geçen 22 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet'te, Yunus Nadi'nin birinci sayfadaki "Ahmed Emin Yalmana" başlıklı zehir zenberek fıkrasına ilâveten üçüncü ve altıncı sayfalarda neşredilen iki makâle de, bizdeki intibâa göre, Peyami Safa'nın