Hakkı Yalçın

Hakkı Yalçın

Takvim
Gündem 540 yazı 4 takipçi

İstanbul turu!

DÜN gece birkaç arkadaş İstanbul'u turladık. Üzerimizde deli gömleği. Yağmur insanların boğazına dolamak için sicim pozisyonu arıyordu. Bizler de İstanbul'un doğurduğu çocukları aradık, sonra itilmişliğin rengini. İnsanca yaşamanın ahengini belki de. Bir tiyatroda rolümüz ortadaydı. Kafada dolaşan tilkiler aptal kargalar arıyordu, hödükler çirkin k

Anne eli!

İLKOKULDA tanıdığımda bütün çocukların başını okşayan, saçlarını tarayan anne eliydi Cumhuriyet. Aydın öğretmenlerimin eliydi o el. Hiçbir ülkenin tarihi böyle bir mücadele görmemiştir eminim. Yırtık pabuçlarının içinden çıkan parmaklarına bakardım, "biz Cumhuriyeti böyle kurduk" diyen kahraman insanlarımızın. Sol yakama iliştirdiğim karanfildir Cu

Hamal!

GENÇLİĞİMDE mahallede yaşayan bir adam vardı, hamallık yapar, taşı sıkıp suyunu çıkarırdı. Üzerinde yakası ters yüz edilmiş gömlek, ayakkabının altı delik. Cebinde metelik olmasa da kimsenin malına mülküne göz dikmezdi. Ne silah taşırdı ne yanında fedai! Ne yabancıyı dolandırırdı ne dostunu. Şerefiyle zengin, cebiyle yoksul yaşadı, çünkü onun için

Dik durmak!

TEKNOLOJİK trenlerin frenleri tutmuyorsa siz kendinizi tutun. Çocuklarınızı sosyal medya mezbahasından uzak tutun. Yoksa anaları ağlatacak kirli bir zamanın içinde gülmeyi unutun! Hayat bir mücadele ama başkalarını devirerek ayakta kalmak duygusunun insanlıkta asla yeri yok. Başkalarının çiçeklerini sulamaktır hayat, başkaları sizin çiçeklerinizi k

Şeref meselesi

Son kullanma tarihi geçmiş bebek bisküvisini bile tarihiyle oynayıp satan kansızlara, bu ülkede ticaret yasaklanmalı desek, duyulur muyuz "Bebeklerin bile canına kastedenlerin canı cehenneme" desek, insanlığa zarar vermiş sayılır mıyız Cevaplar sizin! Kaşar peynirlerinin içinde katı yağlar, süt diye yutturulan buzağı maması, patates ve daha bilmedi

Yağmur ve umut!

CAMLARDAN ecel teri gibi dökülür yağmur. Bazen de şehrin ciğerleri sökülür gibi. Gamsızlık yağmuru her şeyden kötüdür. Gazze'de bebeklerin üzerine bombalar "yağmur gibi" yağarken, içi boş dizilerin karşısında kendilerinden geçenler, "yağmurun" ne demek olduğunu, derelerin taşmasıyla, sokaktaki manzaraya şaşkınlıkla bakarak mı öğrendi Evleri su bast

Yağmur!

DÜN İstanbul'da hiç durmayan bir yağmur. Düşündüm de yağmur bazılarına ninni gibi gelir, bazılarına gökyüzünden yere çakılan çivi gibi. Yağmurun elinden tutmak için çocuk olmak gerekir. O yüzden yağmura içeriden bakan çocuklar o yağmuru koynuna sokar! Damları akan bir gecekonduda yaşamıyorsa ya da duraklarda annesiyle birlikte iliklerine kadar ısla

Tavşan ve tilki!

TÜKETİM alışkanlığını değiştirmekle birçok şeyi değiştirmek mümkün ama hala çılgınız ve hala umarsız. Cazibe davetli misafir. Teknolojinin arama motorlarında bilgi para etmiyor ama yeni telefonların fiyatları şu sıralar bir numara. Tüketim; küresel tacizin her dile çevrilen tanımlamasıdır. Dayatılan role uygun olanlar konu marka olduğunda yabancılı

İyilik

İnsanlık çocukluktan gelir ve kendisinden sonrasına yetecek biçimde yürekte büyür. Ne insanlar vardır, evinde bir lokma ekmeği yoktur ama dili yalana, eli harama uzanmaz. "Allah bir hayırsever insanı karşıma çıkarır" diye düşünür. Aynı çocukluğun izlerini taşıyan! Bakmayın kötülerin bu kadar itibar görmesine bizim güzel insanlarımız da çok. Onların

Bir daha asla!

BUNDAN yıllar önce vapurda akordeon çalan bir kız çocuğunu hatırlıyorum. Şapkasının içine bahşişini beklerken yüzüme bakmaktan utanan 15'li yaşlarda bir çocuktu. Şimdi büyümüştür de hala ne bedeller ödüyordur ayakta kalmak için. Yuvası bozulmuş bir kumrudan farkı yoktur belki de. Hayat herkese eşit mücadele hakkı da vermiyor herkese yetecek kadar o

Cinnet iklimi!

NE oluyor çocuklara Nasıl oluyor da şiddete ve silah kullanmaya bu kadar meraklı hale geldiler ya da getirildiler Bitirimlik kızlara bile bulaşmışsa nereye gidiyor bu çocuklar Fuzuli bir hayatın cinnet iklimine mi Daha da kötüye mi Ne yaptık da onların içindeki sevgiyi kuruttuk Ne yaptık da kendilerini ihbar edecek kadar kötüleştiler Okullarda bile

Ah İstanbul!

Çok değil 70'li yılların başı. Bir masalın orta yeri İstanbul. Sonbahar bütün haşmetiyle yapraklarını savuruyor. Hüzünlerin içinde bol güzellik. İki gözü iki misket çocukların. Yaz günlerinden kalan dizlerindeki yaralar çoktan kabuk bağlamış. Mutlu olmamak için hiçbir sebep yok. Balık çok denizlerde, palamut ikisi bir arada satılıyor. İnsanlık dola