Risale-i Nur'dan

Yeni Asya

Bir Cumhuriyet Bayramında, hapishane penceresinde oturmuştum

Üçüncü MeseleGençlik Rehberi'nde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur: Bir zaman, Eskişehir hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden, manevî bir sinema ile, elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o e

Eğer lâik Cumhuriyet soruyorsanız...

Hem bu mübarek vatanda bu fıtraten dindar millete hükmedenler, elbette dindarlığa taraftar olması ve teşvik etmesi, vazife-i hâkimiyet cihetiyle lâzımdır.Hem madem lâik Cumhuriyet prensibiyle bîtarafâne kalır ve o prensibiyle dinsizlere ilişmez; elbette dindarlara dahi bahanelerle ilişmemek gerektir. Tarihçe-i Hayat, s. 234 *** Eğer faraza, lâik Cu

Cumhuriyet ki adalet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir

Eskişehir Mahkemesinde gizli kalmış, resmen zabta geçmemiş ve müdafaatımda dahi yazılmamış bir eski hatırayı ve latif bir vakıa-i müdafaayı beyan ediyorum.Orada benden sordular ki: "Cumhuriyet hakkında fikrin nedir" Ben de dedim: "Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir Cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-

İmanı ışıklandıran ve inkişaf ettiren namaz

(Dünden devam)Yoksa sineği halk edemeyen, hatırat-ı kalbime müdahale edemez, niyaz-ı ruhumu işitemez. Semâvâtı halk edemeyen, saadet-i ebediyeyi bana veremez. Öyle ise, benim Rabbim Odur ki, hem hatırat-ı kalbimi ıslah eder, hem cevv-i havayı bulutlarla bir saatte doldurup boşalttığı gibi dünyayı ahirete tebdil edip, Cenneti yapıp, kapısını bana aç

Her şey bir Kadîr-i Ezelî'nin eseri

(Dünden devam)...Emr-i "kün feyekûn" ["Ol!" der; oluverir. (Yâsin Suresi: 82)]'e mâlik olduğundan; ve her baharda hadsiz mevcudat-ı bahariyenin madde-i unsuriyesinden başka hadsiz sıfât ve ahval ve eşkâllerini hiçten icad ettiğinden; ve ilminde her şeyin plânı, modeli, fihristesi ve programı taayyün ettiğinden; ve bütün zerrat Onun ilim ve kudreti

Bütün sebepler toplansa, bir sineği yaratamaz

(Dünden devam)Eğer bütün eşya birden o Kadîr-i Ezelî'ye ve Alîm-i Külli Şey'e verilmezse, o vakit sinek gibi en küçük bir şeyin vücudunu, dünyanın ekser nevilerinden hususî bir mizanla toplamak lâzım gelmekle beraber; o küçük sineğin vücudunda çalışan zerreler, o sineğin sırr-ı hilkatini ve kemal-i sanatını bütün dekaikıyla bilmekle olabilir. ünkü

Her şey O'nun hazinesinden çıkar, sebepler bir perdedir

(Dünden devam)En cüz'î ve en küçük şey, en büyük şey gibi, doğrudan doğruya bütün bu kâinat Hâlık'ının kudretinden gelir ve hazinesinden çıkar. Başka surette olamaz. Esbab ise bir perdedir. ünkü en ehemmiyetsiz ve en küçük zannettiğimiz mahlûklar, bazen sanat ve hilkat cihetinde en büyüğünden daha büyük olur. Sinek, tavuktan sanatça ileri geçmezse

"En küçük bir şeyi de Allah'tan istemek ne demektir"

(Dünden devam)O vakit, her şeyden evvel, eskiden beri tahsil ettiğim ilme müracaat edip, bir teselli, bir rica aramaya başladım. Maatteessüf, o vakte kadar ulûm-u felsefeyi ulûm-u İslâmiye ile beraber havsalama doldurup, o ulûm-u felsefeyi, pek yanlış olarak, maden-i tekemmül ve medar-ı tenevvür zannetmiştim. Halbuki o felsefî meseleler ruhumu çok

İhtiyarlığın verdiği şiddetli intibah

ON BİRİNCİ RİCAEsaretten geldikten sonra, İstanbul'da amlıca tepesinde bir köşkte, merhum biraderzadem Abdurrahman ile beraber oturuyorduk. Bu hayatım, hayat-ı dünyeviye cihetinde bizim gibilere en mes'udâne bir hayat sayılabilirdi. ünkü esaretten kurtulmuştum; Dârü'l-Hikmette, meslek-i ilmiyeme münasip, en âlî bir tarzda neşr-i ilme muvaffakıyet v

Zaaf ve acz, rahmetin celbine vesiledir

Ey ihtiyar ve ihtiyareler! Biliniz ki, ihtiyarlıktaki zaaf ve acz, rahmet ve inayet-i İlâhiyenin celbine vesiledir.Ben kendi şahsımda çok hâdiselerle müşahede ettiğim gibi, zeminin yüzündeki rahmetin cilvesi de gayet zâhir bir tarzda bu hakikati gösteriyor. ünkü hayvanatın en âciz ve en zayıfı, yavrulardır. Halbuki rahmetin en şirin ve en güzel cil