Risale-i Nur'dan

Risale-i Nur'dan

Yeni Asya
Yaşam / Din 221 yazı 0 takipçi

Mi'rac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk

(Dünden devam)Ey müstemi! Şu acib kâinat-ı azîme, bir insanın cüz'î mahiyetinden halk olunmasını istib'âd etme! Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halk etmesin veya edemesin İşte şecere-i kâinat, Şecere-i Tuba gibi,

Kâinata hikmetle bakılsa, azîm bir şeceredir

(Dünden devam)• İkinci müşkül: Ey makam-ı istimadaki insan! Şu ikinci işkâl ettiğin hakikat o kadar derindir, o kadar yüksektir ki, akıl ona ne ulaşır, ne de yanaşır; illâ, nur-u iman ile görünür. Fakat bazı temsilât ile o hakikatin vücudu fehme takrîb edilir. Öyle ise, bir nebze takribe çalışacağız. İşte şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit

İlâhî sanatı "Mâşâallah" deyip takdir etmek

(Dünden devam)Sabian: Bilmüşahede şu masnuatta gayet güzel tahsinat, nihayet derecede süslü tezyinat vardır. Ve bilbedahe şöyle tahsinat ve tezyinat, onların Sâniinde, gayet şiddetli bir irade-i tahsin ve kasd-ı tezyin var olduğunu gösterir. Ve irade-i tahsin ve tezyin ise, bizzarure o Sâni'de, sanatına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabb

Kur'ân vasıtasıyla kâinat tılsımını açan zat

(Dünden devam)Hem şu kâinatın Hâkim-i Hakîm'i, şu kâinatın tahavvülatındaki maksat ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlâkını ve mevcudatın "Nereden Nereye Ve ne oldukları" olan şu üç suâl-i müşkülün muammasını bir elçi vasıtasıyla umum zîşuurlara açtırmak istemesine mukabil, en vâzıh bir surette ve en a'zamî bir derecede hakaik-ı Kur'âniye vasıtas

Tevhidin en büyük dellâlı: Hazret-i Muhammed (asm)

(Dünden devam)Sadisen: Onuncu Söz'ün İkinci İşaretinde işaret edildiği gibi; Ulûhiyet, mukteza-i hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en a'zamî bir derecede zat-ı Ahmediye (asm), dinindeki a'zamî ubudiyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı Âlem'in nihayet kemâldeki cemalini bir vasıta ile göstermek mukteza-i hikmet ve hakikat

Şu Mi'rac-ı azîm, niçin Muhammed-i Arabî'ye (asm) mahsustur

(Dünden devam)Şimdi makam-ı istimada olan mülhide bakıp, kalbini dinleyeceğiz; ne hale girdiğini göreceğiz: İşte hatıra geliyor ki: Onun kalbi diyor: "Ben inanmaya başladım. Fakat iyi anlayamıyorum. Üç mühim müşkülüm daha var: "Birincisi: Şu Mi'rac-ı azîm, niçin Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma mahsustur "İkincisi: O zat, nasıl şu kâinatın

Her bir harfi binler manayı tazammun eden bir kitap

(Dünden devam)İkinci temsil: Nasıl ki bir zat-ı zîfünun, mu'ciznüma bir kitabı telif edip yazsa –öyle bir kitap ki, her sahifesinde yüz kitap kadar hakaik, her satırında yüz sahife kadar latîf manalar, her bir kelimesinde yüz satır kadar hakikatler, her harfinde yüz kelime kadar manalar bulunsa– bütün o kitabın maânî ve hakaikleri, o kâtib-i mu'ciz

Bütün fünun, şu kitab-ı kâinatı mütalâa ediyor

(Dünden devam)Aynen öyle de, "Ve lillâhi'l-meselü'l-a'lâ" [En yüce sıfatlar Allah'a mahsustur. (Nahl Suresi: 60)] ezel ebed sultanı olan Sâni-i Zülcelâl, nihayetsiz kemâlâtını ve nihayetsiz cemalini görmek ve göstermek istemiştir ki, şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, her bir mevcut pek çok dillerle Onun kemâlâtını zikreder, pek çok işa

Her kemâl sahibi, kendi kemâlini görmek ve göstermek ister

Şimdi şu hikmet-i âliyeye bakmak için iki temsil dürbünü ile tarassud edeceğiz:Birinci temsil: On Birinci Söz'ün hikâye-i temsiliyesinde tafsilen beyan edildiği gibi, nasıl ki bir sultan-ı zîşanın pek çok hazineleri ve o hazinelerde pek çok cevahirlerin envâı bulunsa, hem sanayi-i garîbede çok mahareti olsa ve hesapsız fünun-u acîbeye marifeti, iha

Mi'racın hikmeti o kadar yüksektir ki, fikr-i beşer ulaşamıyor

Üçüncü EsasHikmet-i Mi'rac nedir Elcevap: Mi'racın hikmeti o kadar yüksektir ki, fikr-i beşer ulaşamıyor; o kadar derindir ki, ona yetişemiyor; o kadar incedir ve latîftir ki, akıl kendi başıyla göremiyor. Fakat bazı işaretlerle, hakikatleri bilinmezse de, vücutları bildirilebilir. Şöyle ki: Şu kâinatın Hâlık'ı, şu kesret tabakatında nur-u vahdetin

Mi'rac ve zaman

(Dünden devam)Yine hatıra gelir ki: Dersin: "Birkaç dakikada binler sene mesafeyi kat' etmek aklen muhaldir." Biz de deriz ki: Sâni-i Zülcelâl'in sanatında, harekât nihayet derecede muhteliftir. Meselâ, savtın sür'atiyle ziya, elektrik, ruh, hayal sür'atleri ne kadar mütefavit olduğu malûm. Seyyaratın dahi, fennen harekâtı o kadar muhteliftir ki, a

Bir insan binler sene mesafeyi birkaç dakikada nasıl kat' eder

Hem hatıra gelir ki: Ey mülhid! Sen dersin: "Bin müşkülât ile tayyare vasıtasıyla ancak bir iki kilometre yukarıya çıkılabilir. Nasıl, bir insan cismiyle binler sene mesafeyi birkaç dakika zarfında kat' eder, gider, gelir"Biz de deriz ki: Arz gibi ağır bir cisim, fenninizce, hareket-i seneviyesiyle bir dakikada takriben yüz seksen sekiz saat mesafe