Risale-i Nur'dan

Yeni Asya

Laiklik nedir, ne değildir

Eğer laik Cumhuriyet soruyorsanız; ben biliyorum ki, laik manası bîtaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi, dindarlara ve takvacılara da ilişmez bir hükûmet telâkki ederim.Tarihçe-i Hayat, s. 421 * * * Nasıl ki hükûmet-i Cumhuriye "dini dünyadan tefrik edip bîtarafâne kalmak" prensibini kabul etmi

Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde

HER BİR HARF-İ KUR'ÂN'IN SEVABI YİRMİ BİNE ÇIKARAziz, Sıddık Kardeşlerim, Bu Medrese-i Yusufiyede Ders Arkadaşlarım! Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev'inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadr'in kudsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuz bin olduğu gibi, bu

İnsan, kâinatın kıymettar bir meyvesi

DÖRDÜNCÜ MEYVERü'yet-i Cemalullah meyvesini kendi aldığı gibi, o meyvenin her mü'mine dahi mümkün olduğunu, cin ve inse hediye getirmiştir ki; o meyve ne derece leziz ve hoş ve güzel bir meyve olduğunu bununla kıyas edebilirsin. Yani, her kalp sahibi bir insan, zîcemal, zîkemâl, zîihsan bir zatı sever. Ve o sevmek dahi, cemal ve kemâl ve ihsanın de

Saadet-i ebediye müjdesi

(Dünden devam)İşte Zat-ı Ahmediye (asm) yetmiş bin perde arkasında o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in marziyatını doğrudan doğruya Mi'rac semeresi olarak hakka'l-yakîn işitip, getirip beşere hediye etmiştir. Evet, beşer, kamerdeki hâli anlamak için ne kadar merak eder ki; biri gidip, dönüp haber verse. Hem ne kadar fedakârlık gösterir. Eğer anlasa, ne kada

Mi'racın beş yüzden fazla meyvesi var

DÖRDÜNCÜ ESASMi'racın semeratı ve faydası nedir Elcevap: Şu Şecere-i Tuba-i maneviye olan Mi'racın beş yüzden fazla meyvelerinden numune olarak yalnız beş tanesini zikredeceğiz. BİRİNCİ MEYVE Erkân-ı imaniyenin hakaikını göz ile görüp, melâikeyi, Cenneti, ahireti, hatta Zat-ı Zülcelâl'i göz ile müşahede etmek, kâinata ve beşere öyle bir hazine ve b

Bütün hasenât Cennet meyveleri suretine girer

(Dünden devam)Üçüncü müşkülün o kadar geniştir ki, bizim gibi dar zihinli insanlar, istiab ve ihata edemez. Fakat uzaktan uzağa bakabiliriz. Evet, âlem-i süflînin manevî tezgâhları ve küllî kanunları, avâlim-i ulviyededir. Ve mahşer-i masnuat olan küre-i arzın hadsiz mahlûkatının netaic-i amelleri ve cin ve insin semerat-ı ef'âlleri, yine avâlim-i

Mi'rac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk

(Dünden devam)Ey müstemi! Şu acib kâinat-ı azîme, bir insanın cüz'î mahiyetinden halk olunmasını istib'âd etme! Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halk etmesin veya edemesin İşte şecere-i kâinat, Şecere-i Tuba gibi,

Kâinata hikmetle bakılsa, azîm bir şeceredir

(Dünden devam)• İkinci müşkül: Ey makam-ı istimadaki insan! Şu ikinci işkâl ettiğin hakikat o kadar derindir, o kadar yüksektir ki, akıl ona ne ulaşır, ne de yanaşır; illâ, nur-u iman ile görünür. Fakat bazı temsilât ile o hakikatin vücudu fehme takrîb edilir. Öyle ise, bir nebze takribe çalışacağız. İşte şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit

İlâhî sanatı "Mâşâallah" deyip takdir etmek

(Dünden devam)Sabian: Bilmüşahede şu masnuatta gayet güzel tahsinat, nihayet derecede süslü tezyinat vardır. Ve bilbedahe şöyle tahsinat ve tezyinat, onların Sâniinde, gayet şiddetli bir irade-i tahsin ve kasd-ı tezyin var olduğunu gösterir. Ve irade-i tahsin ve tezyin ise, bizzarure o Sâni'de, sanatına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabb

Kur'ân vasıtasıyla kâinat tılsımını açan zat

(Dünden devam)Hem şu kâinatın Hâkim-i Hakîm'i, şu kâinatın tahavvülatındaki maksat ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlâkını ve mevcudatın "Nereden Nereye Ve ne oldukları" olan şu üç suâl-i müşkülün muammasını bir elçi vasıtasıyla umum zîşuurlara açtırmak istemesine mukabil, en vâzıh bir surette ve en a'zamî bir derecede hakaik-ı Kur'âniye vasıtas