Recep Garip

Yeni Birlik

Tenbihnâme-i şerif

Osmanlı Devleti'nde toplum nizamını temin etmek, halkın ahlaki mukaddesatını muhafaza eylemek ve günlük hayatın akışındaki pürüzleri gidermek maksadıyla yayımlanan resmî belgelere Tenbihnâme denirdi. Padişahın bizzat iradesiyle yayımlanan bu "Uyarı Mektupları", Müslüman ve gayrimüslim tebaanın huzur ve sükûn içinde bu mübarek ayı idrak etmesini hed

Derin duraklar ​

İnsan bazen susar, sükûtunun derinliğinde kaybolur da nedenini bilemez. Bazen öylece bakar eşyaya, fakat baktığını görmez, gördüğünü ise tanıyamaz. Kimi zaman ayakları onu gelişigüzel sokaklara sürükler, bir amaçsızlık denizinde dolanıp durur. Nereye diye sorulsa, omuz silkip öylesine dolaşıyorum diyerek geçiştirir. İnsan büyük bir deniz gibidir. İ

Bekleyiş

Adam rıhtımda öylesine oturuyor. Her sabah adamın rıhtımdaki o sarsılmaz bakışını izliyorum. Gün olmaz ki o rıhtımda olmasın. Kıyıdan, denizin tıkırtılarını duyarak bakıyor ufuklara. Deniz ile arasında kimselerin bilmediği, derin bir sır olmalı. Giden bir yolcusunun geriye dönüşünü bekliyor hissi içimde dönüp duruyor. Adamın bakışları başka bir yön

Terazi

İrfan yolculuğunun ilk durağı, insanın kendi yaratılış mahiyetini keşfetmesidir. Her işin başı, kişinin kendisini bilmesi, tanıması meselesidir. Müminlerin Emiri Hz. Ali (kv), yüzyılları aşan o muazzam ihtarında şöyle buyuruyor: "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın; hâlbuki en büyük âlem sende gizlidir." Bu ifade, insanın sadece et ve kemikten iba

Hikmet meclisi

İnsan, evrende yer kaplayan bir cisim değil, anlam arayan ve anlam üreten bir varlıktır. Bu arayışın ilk durağı zihindir; ancak zihin, yalnızca bilgi biriktirmek değil, o bilgi hayatın tam merkezinde meşaleye dönüştüğünde anlam kazanır. Düşünen bireyden direnen topluma giden yol, sadece sosyolojik bir değişim değildir. Kökleri vahye, dalları ise ey

Tevhidi sanat

Varlığın özündeki o mukaddes nizamı derunî bir nazarla temaşa ettiğimizde, karşımıza çıkan manzara tesadüfi bir estetik değil, bizzat Tevhid'in tecellisidir. Gözün gördüğü, gönlün hissettiği her güzellik, aslında "Bir" olanın sonsuz sıfatlarından süzülüp gelen birer akistir; bu sebeple sanat, fani olanın değil, Bâki olanın izini sürme cehdidir.Mutl

Suyla toprağın aşkı

Toprak suskundu. Güneş günlerdir yakıyor, rüzgâr sadece tozu dumana çeviriyordu. Yüzeyler çatlamış, içten içe ve dıştan dışa kabuk bağlamıştı. Ne bir serinlik ne bir umut vardı. Kavurucu sıcaklar gün gün artıyor, insan ve varlık giderek çaresizlik içinde boynunu büküyordu. Toprağın içinde nice tohumlar zifiri karanlıkta kaderini bekliyordu. Oysa bi

Çukurova sevdalısı bir Abdal*

Adana İmam Hatip Lisesinde aynı sınıfta yedi yıl okuduğum kıymetli dostum ve kardeşim Mustafa Özcan'dan gelen paylaşıma kısa dokunuşla sizlerde okuyun arzu ettim. "Çukurova Sevdalısı bir Abdal'ın kaleminden" alıntı olduğunu Mustafa Özcan bey kardeşim ifade ettiler."Gün ve ömür aydınlığıyla muhterem kardeşim. Çukurova toprağının kalbine dokunmuşsun.

Adana Taş Köprü

Adana, Ramazanoğlu Beyliği'nin toprakları, dahası vakıf arazileri üzerinde bir yerleşime sahiptir. Bu vakfiyelerin senetleri bizzat vakfedenlerce belirlenmiştir. Koydukları hükümler, kullanım haklarının usulüne uygun yürütülmesi için birer emir niteliğindedir. Bu sebepledir ki; vakıf kuralları uygun işletilmediğinde, o topraklar üzerinde yaşayanlar

Toprağın kalbi

Çukurova'nın verimli ve bereketli toprakları; sadece bir coğrafya değildir. Dünyanın sesine ses, rengine renk, nefesine nefes, ahengine ahenk katan kadim bir destandır. Bu toprakların cömertliği; üzerinde soluk alıp veren rengi, dili, dini ne olursa olsun her bir insana cömertliği, mertliği ve yiğitliği nakış nakış işlemiştir. Yerli ve mukim olanla