Osmanlı Devleti'nde toplum nizamını temin etmek, halkın ahlaki mukaddesatını muhafaza eylemek ve günlük hayatın akışındaki pürüzleri gidermek maksadıyla yayımlanan resmî belgelere Tenbihnâme denirdi. Padişahın bizzat iradesiyle yayımlanan bu "Uyarı Mektupları", Müslüman ve gayrimüslim tebaanın huzur ve sükûn içinde bu mübarek ayı idrak etmesini hedeflerdi. Ramazan-ı Şerif'e sayılı günler kala tellallar marifetiyle şehrin dört bir yanında, çarşı ve pazarlarda avaz avaz okunarak halka ilan edilen bu tamimler, bir devletin tebaasına duyduğu hem müşfik, hem de disiplinli yaklaşımın nişanesidir.
Elbette bunları bilmek ve tarihin bizlere bıraktığı emanetlere de sahip çıkarak toplumun yararına olan hususları devam ettirmek icap ediyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da, sanal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, "Ramazan-ı Şerif'in milletimiz, İslam âlemi ve tüm insanlık için hayırlar getirmesini diliyorum. Rahmet kapılarının açıldığı bu mübarek günlerin birlik ve beraberliğimizi güçlendirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Hayırlı Ramazanlar" ifadelerine yer verirken; Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi ise, "Bu rahmet mevsiminin, kalplerimize sükûnet, sofralarımıza bereket, hanelerimize huzur getirmesini diliyorum. Mübarek ramazan ayı, mazlumların yükünü hafifleten, mağdurların sesine ses olan bir vicdan seferberliğine vesile olsun" dediklerini öğreniyoruz. Değişen, teknoloji dünyasında geleneğimizin devam ettiğini böylelikle anlıyoruz.
Divan ve halk şairlerimizin şiirlerinde de ses ve seda olarak kültürümüze yansıyan önemli noktaların olduğunu da ifade etmiş olalım. Ramazannâme'den bir dörtlükle besmelemizi çekelim:
Besmeleyle başladım sözüme
Sürme çektim iki gözüme
Mübarek Ramazan-ı Şerif
Nurlar saçsın hepimizin yüzüne
Söze Allah'ın adıyla ve edep ile başlamak, bu mübarek ayın manevi ışığıyla ruhu ve yüzü aydınlatmak, gafletten uyanmanın ilk adımı sayılırdı. Ramazan geceleri hem bir ibadet iklimi hem de nezaketle örülmüş bir sosyal şölendi. Ramazan'ın ruhu evvela camilerde tecelli ederdi. Tenbihnâmelerin ilk maddeleri "Kulluk Adabı" üzerine kurulur; şer'î bir mazereti bulunmayan her ferdin orucunu tutması ve beş vakit namazı cemaatle eda etmesi ehemmiyetle vurgulanıyor. Günümüzde de bunların devlet erkânı tarafından yapıldığını biliyor olsak da bir tamim geleneği de oluşturulmalıdır.
Teravih vakti sokakların boşalması gereken mukaddes bir zamandır. O saatlerde Osmanlı Cihan Devletinin ikliminde kahvehane veya berber dükkânlarında beyhude vakit öldürenler "te'dib ve tekdir" (azarlama ve terbiye etme) edilirdi. Ramazan insanlık âlemine rahmet olarak gelmiştir ve insanlık bundan nasibini almalı gaflette kalmamalıdır. Söylemekte yarar vardır ki, o vakitler âlimlerin halkı hurafelerden uzak tutması, camilerin mahyalarla donatılması devletin bizzat takibindeydi. Şimdilerde bunun tkerren ikame edilmesi elzemdir. Yılbaşı süslemelerinin kendi iklimimize, kültürümüz ve inancımıza uymadığını bilsek de zehirli sarmaşık gibi içimize girmiş olan bu türden ucubeliklerin terkedilebilmesi için alternatiflerin bir an evvel oluşturulmasında fayda görmekteyiz. Devlet ricali adım atarsa halkımız gereğini yapar. Evlerimiz, sokaklarımız, caddelerimiz Ramazan geldi hoş safa geldi gibi süslemelere zemin oluşturulmalıdır. Dini fuarların, Ramazan etkinliklerinin elbette kıymeti büyüktür. Zemini daha doğru planlamak gerektiğini söylüyoruz. Payitahtın mevcut olduğu dönemlerde kadınlara mahsus vaaz ve mukabele saatlerinde cami mahremiyetine hürmeten erkeklerin girişi kesinlikle yasaklanarak toplumsal mahremiyet korunurdu. Elbette şimdi de buna azami dikkat gösteriliyor. Ramazan, devletin "şefkat eli"nin en çok hissedildiği aydır. Halkın mağdur edilmemesi için ekonomi ve esnaf ahlakı en ince ayrıntısına kadar denetlenirdi. Fırıncı ve kasap gibi temel gıda sağlayıcıları hazırlıklarını önceden yapar; devlet, Narh Sistemi (sabit fiyat) ile fahiş fiyat artışlarının önüne geçerdi. Günümüzde de Ramazan ayına yaklaşırken bu türden denetimlerin ve uygulamaların artırılarak sürdüğünü biliyor ve takdir ediyoruz. Bakınız Ramazannâme'den Esnaf Manisine yer verelim:
Bak geldi onbir ayın sultanı
Fırıncılar pişirir nân-ı aziz-i canı
Eğer eksik tartarsan o mübarek ekmeği
Unutma ki yakar seni ahiretin nârı (ateşi)

20