Ragıp Karadayı

Ragıp Karadayı

Türkiye
Yaşam 672 yazı 2 takipçi

"Ben size illa da fıkra anlatacağımdemedim ki; ısrarla siz istediniz!"

"Kusura bakmayın Ragıp Bey! Bize 'okuma yazma bilmeyen Erzurumlu er fıkrası' anlatmıştınız ya, işte onun rövanşıydı bu!.."Bu sefer bana döndü:- Siz de kusura bakmayın Ragıp Bey! Bize 'okuma yazma bilmeyen Erzurumlu er fıkrası' anlatmıştınız ya, işte onun rövanşıydı bu. İstanbul'da sizin bize yaptığınızın intikamı! Eee... neylersin ki etme bulma dün

Bakan beyin huzuruna hürmetle biri geldi, müsaade istedi...

Umumi konuşma biter bitmez yarınki işlerin talimatını verdi: "Möhteremler, Şehitlik hıyabanındaki Türk câmisinde Cumâ namazını kılınacak..."Son akşam yemeğini; devlet ve Haydar Aliyev adına eniştesi, sanayi bakanı verdi. Her yemekte olduğu gibi o yemekte önce bir şiir okudu, aklımda kaldığı kadarıyla:Sen için yürehten yanan menim,Sen beni sev, men

"Keşke bu film her gün oynasa da bir nebze aklımız başımıza gelse"

Bişr-i Hafi filmimizmalum hastalığın kötülüğünü anlatıyordu. Çokalkol tüketilen yerde tepkiler geleceğini tahmin ederken, yanıldığımızı gördüm.Hele Bişr-i Hafi filmi için söylenenlere çok taaccüp etmiştim.Maalesef Rusya'dan hürriyetlerini kazanan Türk cumhuriyetlerinin en büyük zaaflarından biri; aşırı alkol tüketimiydi. İlk gördüğümde pek şaşırmış

"TGRTçığır açtı,her yönüyle diğer kanallardan farklı..."

Dönüşümlü olarak Bakü, Kuba, Sumgayt ve Gence'de gösterime girecek şekilde planlamıştık. Her şehirde de bir gala düzenliyorduk.Kasiyere dedim ki:- İltifatlarınız için teşekkür ederim. Gördüğün bu ekip o filmleri çekenlerden bir grup.- Aaa! Çok memnun oldum. İsminiz- Ragıp...- Karadayı'sı da var mı Filmlerin jeneriğinde Genel Koordinatör olarak okuy

Çekilen sıkıntılar, tatlı birerhatıraya dönüşmüştü...

Hiçbir işimizde itimat etmediğimiz birini çalıştırmıyorduk artık. Ehil, sadık elemanlarla iş yapmak ayrı bir keyif veriyordu insana.Film âleminde; sessiz, sakin, idealist, oldukça çalışkan, üretken ve bir o kadar da farklı düşünen bir prodüktör, senarist olarak sayılır, öyle de tanınırdım. İlerlemeyi, hamle üzerine hamle yapmayı, işi ehline vermeyi

Her şeytamamdı da bizibekleyen sürprizlerden haberimiz yoktu!..

Prof. Tevfik İsmailoğlu: "Sen Mene ve Rasim'e diyirsen ki; özünüzden ayrılmışsınız. Bir Batılı gibisiniz... Men nasıl anlamirem ki..."Bazı kelimelere bazı yerlerde farklı mânâlar yüklendiğinden misaller verdim. Türkiye'de bölgeler arasında da aynı şeyi yaşadığımızı izah ettim.Ortalık epey sakinleşmişti ki Prof. Tevfik İsmailoğlu:"Sen Mene ve Rasim'

"Ben okumayısöktüm galiba!.."

Komutan yeni gelen erin parmak kaldırdığını görünce pek şaşırmıştı!Dadaş; "Allah Allah, fe sübhanallah!" deyip komutanın gözüne girebilmek, açığını kapatabilmek için hemen parmak kaldırmış. Komutan yeni gelen erin parmak kaldırdığını görünce pek şaşırmış. Niçin kaldırdığını da merak etmiş tabii:- Ne var, ne istiyorsundiye sormuş. Dadaş:- Komutanım

"Her şey yolunda, şu dadaş fıkrasını anlat bakalım!"

"Erzurum'un bir dağ köyünde hayat mücadelesi veren Abdullah Dadaş, köyünde mektep olmadığından okuma yazma öğrenememiş..."Onlara dedim ki:- Anlaşıldı, fena doldurmuşlar. Darılmaca ve alınmaca yok! Bakın siz istediniz!- Neticede fıkra değil mi- Fıkra olmasına fıkra da, alınmanızdan endişe ediyorum!- Azerbaycan Türkleri öyle ufak-tefek şeylerden alın

Keskin bir parfüm kokusu dalga dalga yüzüme çarptı...

İçeriden sızan bol ışık gözlerimi kamaştırıp toprak karışımı bahar kokusu da her tarafı dolduruyor, bir hoş oluyordum.Önce ses vermedim, sadece yüzlerine baktım "ne şartı" manasında.- Ne bakıyorsun öyle Ragıp Bey- Söyleyin diyorum, ne şartı- !!!Der demez kapı açıldı. Çaylar geldi. Tebessümü yüzünden eksik olmayan Yücel Çakmaklı Bey, Çetin Tunca'nın

"Babam şimdi ruhunu teslim etti benden başka bilen yok amca!"

Bir taraftan helâlleştiğimeşükrederken, diğer taraftan da gidip son bir defa daha yüz yüze görüşemedik diye hayıflandım durdum.İpek gömlek giyemem,Haram lokma yiyemem,Kalbimde yaşayanı,Çekinirim diyemem.Gece gündüz aklım fikrim hep onlarla. İki gün sonra tekrar aradım, eve çıkmışsa veya ziyaretçi kabul ediyorlarsa gitmek niyetiyle Yine kızı telefon

"Siz babamın öyle demesine bakmayın, çok ciddi hasta!.."

Amansız hastalığın pençesindeymiş Aşkın Bey kardeşim. Maddi imkânsızlıklar ve hayatın yoruculuğu ciğerlerini iflas ettirmiş.Kendisini ziyaret etmek istediğimi söyleyince Enver Aşkın:"Şimdi gelme, birkaç güne kalmaz çıkarım, o zaman eve gelirsin, biraz eski günlerden sohbet eder, kaynatırız. Çok özlemişim, hasretlik gideririz inşallah" dedi.Vedalaşı

Bir şey diyecekti ama nasıl söyleyeceğini bilemiyordu!

Torunum, kitabın kapağını kapadı, arkasına yaslandı. Ellerini dizlerine koydu, başını çevirdi: "Bana mı gülüyorsun dedeciğim" dedi.Şen şakrak bahara, hayata lakayt kalamıyordum. Tek tük sokağa çıkanlar köşelerdeki gölgelerde kayboluyordu. Karşımda, bir kanepeye uzanmış torunum, manzara desenli kapağını gördüğüm bir kitap okuyor. Hafif aralı pencere