Havva Küçük Konur

Yeni Asya

Zemherir

Her gün yeni bir hikâye okuyabilene. Her şey yeni bir kapı, adım.Takıldığım kaldığım yerler kendi kördüğümüm, ayıbım. Bir lâhzada olup bitiyor her şey oysa. Bir anın içine gizli bütün ömür. Tek bir gözyaşında saklı zamanın mührü. Açsak açılacak, çözsek çözülecek, kıpırdasak kırılıverecek esaret kapıları. Ama kör korkuya kurban verdik yarınlarımızı.

Bir Molla Lütfi vardı

Daha önce bir kitap hakkında böylesi bir yazı yazdım mı hatırlamıyorum.Ama bu kitap beni derinden etkiledi. Belki şimdi de maruz kaldığımız algı yönetiminin nasıl yapıldığını anlattığından, belki toplu linç furyasıyla, belki de başka şeyler... Bilmiyorum işte. Bir şekilde içine çekti kitap beni. İskender Pala'nın İtiraf adlı romanından bahsediyorum

Bir sıla yolculuğu

Güneş, dağların ardından yeni yeni gösteriyordu kendini. Sabah serinliği geçmemişti henüz.Ana caddeden sokağa girdiğinde, derin bir sessizlik hissediliyordu. Anlaşılan kimse uyanmamış dedi içinden. Şeref Amca bahçesini, çiçeklerini sulamaya çıkmamış. Dilek, keçi çiftliğine gitmemiş. Evde olsa o da uyuyor olurdu muhtemelen. Neyse ki biraz sonra kavu

Isparta Mevlidi

Isparta'nın öyle bir hâli var ki, aslında bir şey söyletmiyor kendine. Anlatacağını diliyle anlatıyor, söyleyeceğini hâliyle söylüyor ve kimseye aslında söyleyecek bir şey bırakmıyor gibi..Her şehrin kendine has bir kokusu olduğu muhakkak. Bazı şehirlerin daha özeldir kokusu. Daha bir çeker içine, daha bir sarıverir. Ve onu daha adımınızı atar atma

Bir Abdurrahman Aydın vardı

Trabzon'un hizmet tarihinde ayrı bir yeri vardır. Orada şahıs olarak değil, sülale hâlinde tanınırlar. Selçuk'lar, Er'ler bunlardan ilk aklıma gelenler... Çok güzel yıllarım geçti orada. Çok güzel insanlar tanıdım. Bunlardan birisi de Aydın ailesiydi.Bazı insanları anlatırken klasik tanımları kullanamazsınız. Herkesi anlattığınız cümleler onun kame

Çocuk bakışları

Bazı gözler vardır hüzünle karışık. Sanki alınlarına hüzün yazılmıştır da, onu da hep gözlerinde taşıyorlar gibi. Kimi mahcup bakar.Yüzüne bakarsın utanır, başını önüne eğer. Bir yağmur tanesinin konduğu yapraktan kavisleşip düşüşü gibi... Kimi nuraniyet izdüşümü, kimi muhacir oluşun simgesi. Kimi küçük yüreğine sığdıramadığı kocaman yükleri gözler

Kapılar

Aile mahremiyetinin sembolü nedir deseler, kapılar derim.Ev yapılır, ev alınır, zevklere göre kapısı penceresi seçilir, iç teşrifat döşenir ve bir aileye mesken olur. Artık üzüntüler, sevinçler, kederler, endişeler, kaygılar hepsi emniyettedir. Akşam olup kapılar örtüldü mü, ev halkı kendi kendinedir. Ağlasalar da, sevinseler de, günlük sıradan hal

"Siyah çadır yandırılsa.."

Münazarat'ta meşrutiyeti istemeyenler, sürekli Üstada soruyorlar. "Eski düzen gelmeyecek mi" O da diyor eski hâl muhal, ya yeni hâl, ya izmihlâl.. Tekrar devam: "Sultan Hamid dönemi gelmeyecek mi" Cevap veriyor: "Şu siyah çadırınız yandırılsa, parça parça olsa yeniden çadır yapılır mı"Bu örneği eskiye dönüşün hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği şeklinde

Sayıların ötesinde bir zaferdir kalplere dokunmak

Günümüzün en sinsi kelimelerinden biri belki de "başarı." Zihinlerde devasa bir imge, tanımları durmadan değişen, kriterleri kişiden kişiye farklılaşan bir illüzyon...Ve dillerde dolaşan o kocaman, "Başardım!" nidaları... Peki, nedir bu başarının gerçek mahiyeti Bir insanın, bir kurumun, futbol takımının, işletmenin, esnafın "başarılı" addedilmesi

Hatırlamak

Hep eksik bir şeyler... Ne yaparsan, neyi tamamlamaya çalışırsan yarım kalacak olan şarkılar, resimler...Tam ortasından yırtılmış gibi duran hayatın, birleştirilemeyen fotoğrafları... Geçmeyen hisler, sancılar... Ne yaparsa yapsın silemediğin insanlar... Bir labirentten geçerken bulduğun flu gözyaşları... İşte orası... Tam orası... Hayatın bir yerd