Zemherir

Her gün yeni bir hikâye okuyabilene. Her şey yeni bir kapı, adım.

Takıldığım kaldığım yerler kendi kördüğümüm, ayıbım. Bir lâhzada olup bitiyor her şey oysa. Bir anın içine gizli bütün ömür. Tek bir gözyaşında saklı zamanın mührü. Açsak açılacak, çözsek çözülecek, kıpırdasak kırılıverecek esaret kapıları. Ama kör korkuya kurban verdik yarınlarımızı. Aldığımız kesik kesik birkaç nefes. Verebilecek miyiz Bilmiyorum.

18-20 yaşlarında bir genç. Gözlerinde hüzün bulutları var. Ve kimseye göstermek istemediği düşünceleri. Dar bir koridordan yürürken, ardına bakıp gülümsüyor annesine. Acı acı haykırıyor içi. ığlık çığlığa konuşuyor sesi. Ama yanındakiler duymuyor, duyamıyor. Bazı şeylerin katılığı, sessiz çığlıkları geçirmiyor. Elleriyle sonsuzluğu kucaklıyor gibi yürüyor. Ardından gelen duaları hissediyor üzerinde. Daha sağlam basıyor ayakları yere. Gülümsüyor.

Uzaktan oğluna el sallayan bir anne. Tülbentinin ucuyla gözlerini silerken, sessiz gözyaşları görülmesin istiyor. Ola ki yakalanmasın evlâdına. Kor ateşler gitmesin onun içine de. Evlâdını bilinmez labirentlere gönderiyor. Adı konmamış bir cenderenin girdabında sıkışıyor yüreği. Gidecek mi kalacak mı, gidecekse nasıl, kalacaksa nasıl Binlerce soru, milyonlarca soru işareti. Herkesin, her şeyin yerinin ayrı olduğu şu zamanda, kendi doğrularına yürüyor oğlu. Bu meçhul yolculuk nerede son bulur bilmeden...

Bir mum, bir ışık, soğuk bir gece ve gökyüzü... Yollar dikenli tellerle örülür mü Kalpler soğuk gri duvarlarla üşür mü Bir yürek, sıcak bir selam, içten bir merhaba ile ısınır mı Bir veda, kaç buluşma eder Ve vuslatın ömrü uzun olur mu Bir zemherir gecesi pencerenin kenarında dışarıyı izlerken uçuşan düşünceler... Bir soru kaç cevaba bedel