Erdal Şimşek

Milat

Dokunan Yanar

Ah be sevgili okur, pazar sabahı uyanmışsın, kahveni koymuşsun ocağa, belki bir Boğaz havası almak için Bebek'e inmişsin – ama Les Ottomans değil tabii, orası Ekrem Ağa'nın müritlerine göre, bizim gibi fakir gazetecilere değil. Gazeteni açmışsın, Serçenin konduğunda batmadığı yoğun acı ama içimdeki o eski İstanbul zehriyle doluyum bugün. Çünkü şu C

Emperyalist Virüslerin Gölgesinde: Küresel haydutların son oyunu

Ah be kardeşim, şu lanet olası dünya, şu pislik emperyalistlerin elinde bir paçavra gibi yırtılıp atılıyor! Bakın, şu günlerde Avrupa'da başlayan "virüs perdesi" diye bir şey patlatıyorlar, hastaneleri dolduruyorlar, maskeleri dayatıyorlar, karantinayı emrediyorlar. Ama bunlar ne mi Bunlar korku değil, bunlar zincir! ABD'nin laboratuvarlarında pişi

Kediciklerimiz Nerede Mehdim!

Ah be Hocam… Ah be Mehdim… Ah be silikon vadimizin mübarek şeyhi, botoksun posthişini, dolgu dudağın living legend'ı, takma kirpiğin yaşayan abidesi, estetiğin son harikası, helal pavyonun kurucusu, Pavyon TV'nin tahtında oturan, kediciklerin babası, "inşaallah" diye kıvıran kalçaların mimarı, "maaşallah" diye göğüs geren takkeli ikizlerin koruyucu

Arşivlerin Şişman Prensi İlber

Aman aman, İlber Ortaylı Hoca'mız yine konuşmuş! Konuşmasa zaten kalp krizi geçirecek, zira ağzını açmadığı her saniye Osmanlı arşivinde bir kâğıt daha tozlanıyormuş gibi hissediyor. Adamcağız ömrünü "Ben okudum, siz anlamazsınız" diye diye geçirdi; şimdi de gençler ona tapıyor. Niye Çünkü Türkiye'de bilgi denince akla ilk "barkodlu evrak yığını" g

Venezuela'da Yakacak Ateş

Aleyküm selam sevgili köleler, hoş geldiniz yeni bölüme. Bugün size kapitalizmin en sevdiği pornografik türden bir sahne sunacağım: ABD'nin"arka bahçede tecavüz, fatura Pekin'e" tarzı jeopolitik fantezisi. Başrolde yine aynı aktörler: Pentagon'un şişman generalleri, Wall Street'in kokainli bankerleri ve tabii ki siz, ekran başındaki fatura ödeyen f

İsa Aleyhisselamı İznik'te diri diri gömdüler

Öfkem lav gibi taşıyor, ciğerim kebap, gözüm kan ağlıyor Ulan dünya! Sen ne kahpe, ne alçak, ne iğrenç, ne yüzsüz bir yüksün be! Nefes aldığım her saniye boynumda asılı duran iğrenç ve lanet olası yüksün, seni her gördüğümde içimden bir parça daha kopuyor, kanıyor, çürüyor. Sen Gazze'yi yuttun, Arius'u zehirledin, 11 havariyi lime lime doğradın, Tr

Ah Ukrayna…

Ah, bir avuç toprak, bir avuç masum kan… Şimdi o topraklar çığlık atıyor, ama sesi kimsenin umurunda değil. Gökyüzü kurşun gibi ağır, çocuklar enkaz altında uyuyor, anneler evlatlarının adını rüzgâra fısıldıyor, babalar boş gözlerle ufka bakıyor; çünkü ufukta ne zafer var ne umut… Sadece bir tabut kapağı kapanıyor yavaş yavaş, bir ulusun üstüne. Gö

Silivri'den Oğluma – Mektup No: 2352/3

20 Kasım 2032, Silivri 9 No'lu Yüksek Güvenlikli VR Hapishanesi Oğlum Salim'e 3025 Yılın Konsülü'nden Nihai Talimat Sevgili oğlum Salim, Baban şu betonarme sarayının 9 metrekarelik taht odasında, 2352 yıllık taksit planını altın varaklı deftere işliyor. Sen dışarıda, Bebek'te avokado tostuyla brunch yaparken "Baba yine ne saçmalıyor" diye gülüyor

Eko'dan Dilo'ya mektup-1-

Silivri Cezaevi, Koğuş No: 2352 Tarih: 18 Kasım 2025 (mapusluğun 314. günü, kalan 857.000 gün) Euronun Doların ete kemiğe bürünmüş bütün güzelliklerini üzerinde taşıyan can kadınım, Boğazın sırtına kurulmuş en güzel villayı dahi gölgesinde bırakan kraliçem; İddianameyi okudum, 3809 sayfa, 2352 yıl… Gözlerim doldu. Hem de öyle böyle değil, sanki Boğ

Silivri'den Dilo'ya Mektup

Silivri Cezaevi, Koğuş No: 2352 Tarih: 18 Kasım 2025 (mapusluğun 314. günü, kalan 857.000 gün) Euronun Doların ete kemiğe bürünmüş bütün güzelliklerini üzerinde taşıyan can kadınım, Boğazın sırtına kurulmuş en güzel villayı dahi gölgesinde bırakan kraliçem; İddianameyi okudum, 3809 sayfa, 2352 yıl… Gözlerim doldu. Hem de öyle böyle değil, sanki Boğ