Elif Sönmezışık Aydın

Elif Sönmezışık Aydın

Milat
Kültür-Sanat 29 yazı 0 takipçi

Aliya'yı Anarken

Yaşanan her ne ise kıymeti zamanında biçilir. Ve ne kıymet biçildi ise geleceğe o devrolur. Olaylar ve başkişileri nasıl kaydedilmişse toplumsal ve millî hafızaya; günden güne, nesilden nesile öyle aktarılır. Ülke kaderine kilitlenmiş insanlar vardır. Her cümlesi aksi seda olur yayılır. İnsanlar varlıklarından güç alırlar. İnancı ve bakışı ortak ol

Ekran ve Çocuk

Memleketin seması altında yaşayan her nesilden, her kesimden insanın bildiği, "7'den 77'ye" diye bir deyim var. Kendini bilme, yani yaşanılanı dosdoğru hafızaya kaydedebilme yaşı (7) ile ömrün ortalama nihayet yaşı (77) kastediliyor. Dünyadaki varoluş gerçeğimizin bizden yana bilinir hâle gelişinin ortalaması... Aradaki yetmiş yıllık zaman dilimi,

Sahaf kültürüne hürmeten

Kitaplarımın üzerinde elime geçtiği tarih ile ilgili bir not düşmemişsem üzüntü duyuyorum. Çünkü bunu, kavuşumun hatır'a kaydı sayıyorum. Belki de bu yüzden hiçbir zaman tamamlanmayan ve sürekli artış gösteren "almam gereken kitaplar listesi"ni tedarik etmek için gittiğim, fakat liste dışı ve poşetler dolusu aldığım kitaplara biraz mesafeli oluyoru

Eğitimin "asıl" ihtiyacını konuşmak

İnternetin yaygınlaşması, sosyal medya, kişisel profillerin ulaşılabilir hâle gelmesi, fotoğraf ve video paylaşımındaki sınırsızlık en çok, aktif kullanıcı olarak genç nesilleri, "izleyici" olarak da çocukları etkiliyor ne yazık ki. Bu fırtına, eğitimi daha kapsamlı ve yeni yöntem arayışlarına iten bir sisteme dönüştürüyor. Değişimi algılamayan yön

OSMANLI ŞEHRİ

Böyle bir başlığın altında yıkılışlardan değil, en azından elde kalanlardan bahsetmek gerekir. Ama yıkılışlar haddini aştığından belki, Osmanlı şehri denince evvela İstanbul, sonra yıkılıp yitirilenler akla geliyor. "Gerçek olan etrafımızdaki her kayıptan sonra biraz daha yıkılışımızdır." demişti Orhan Okay. Haklıydı. Yıktığımız her şeyi kaybediyor

İznik'ten Bursa'ya: Seyirlik Tarih -2

İznik sükûnetinden payınızı alıp da Bursa yoluna düşmüşseniz, izi tozu, taşı toprağı tarih kokan bu şehirle bütünleşmenin zamanı gelmiştir. "Bursa'da Zaman"ın zamanı gelmiştir. Uğruna şiirler yazdıran şehirlerden biri Bursa da. İstanbul'un arkasına dizilmiş güzide şehirlerden... Şairliğiyle öne çıkmayan Tanpınar'ın belki de herkesle aşinalık bağı k

İZNİK'TEN BURSA'YA: SEYİRLİK TARİH -1

Bir seyahat yazısının en zor yanı hakkı teslim etme endişesi sanırım. Seyahatin hakkını verebilseniz de yazıya aktarıp aktaramayacağınız meçhulle sınanır. Hep yazının, okumaları sınadığını düşünürüz. Okuduğunuz kelimelerse; yazma okumaları tefekkür etmenin ve idrakin bir yoludur. Ancak okumalar sadece yazarak sınanmıyor; temaşa ile de sınanıyor. Bi

Çayın Yüzü Sıcak

Birçoğumuz kendini bildi bileli onun tadını da bilir. Muhabbetin refakatçisidir... Lale siluetli cam bardak ise tadını ve kıvamını tamamlar. Muhabbetlere yarendir. Muhtevası ne olursa olsun her sohbete yakışır. Öyle olmasaydı, memleketin her "köşe başında" bir çay ocağı, kıraathane ve çay bahçesi olmasını açıklamak mümkün olmazdı. Bu mekânlarda içe

Savaş Edebiyatı: Aydın Açmazı

Edebiyatımızın çok yakın geçmişe kadar savaş hassasiyetinden büyük ölçüde mahrum oluşunun ve savaş edebiyatı alanında yüzlerce eser sayamamamızın sebebi, hiç şüphesiz şair, yazar ve aydın kesimin savaş mahallerinden uzak olmasıydı. Süleyman Nazif'in bu konu ile ilgili şöyle bir cümlesi var: "...Biz bu harp ile yalnız bi-emsâl vilâyetlerimizi ve mil

Savaş Edebiyatı: Tarihe Sığmayan İnsan

Modern zamanlardan bu yana, savaşların insanlık dimağında bıraktığı izler, meydana getirdiği fizikî yıkımla eşdeğer. Savaş, meydanlarda yaşanmıyor artık. Cepheler giderek azalıyor. Normal hayat akışını ve sıradanlığı hedef alıyor düşman. Dünyadan bihaber çocukların canını yakmanın, hayatta kalmaktan başka derdi olmayan insanları göçe zorlamanın ve

Savaş edebiyatı: Kuraklık devri...

Tolstoy gibi dertli yazarlar yokken, savaşların matematikleştiği çağda edebiyatımız neden sessiz kalıyor?

Zamandan payımıza düşen

Dünya gözümüz acıdan kirlenirken, teslimiyet ve şükür içinde yaşayan eski İstanbul'u kaybettik—peki sadece zamanı mı suçlamalıyız?