Yazı, Mart 2026 anket verilerine dayanarak Türk toplumunun jeopolitik krizin ortasında pragmatik bir bilinç geliştirdiğini iddia ediyor; savaştan uzak durmak, devleti güçlü görmek ve adalet talep etmek gibi çelişen beklentileri aynı anda taşıyan bir toplumun portresi çiziyor. Ama bu "kriz sosyolojisi"nin uzun vadede toplumsal kutuplaşmaya dönüşmeyeceğinin ne garantisi vardır?
Toplumlar bazen uzun nutuklarla değil, kısa cevaplarla konuşur. Bir ankette işaretlenen seçenekler, çoğu zaman siyasilerin saatlerce anlattığından daha fazla şey söyler. Çünkü orada süslenmiş cümleler değil, doğrudan hissiyat vardır.
ANKETLER YALAN SÖYLEMEZ, YETER Kİ DOĞRU SORULSUN
Anketlere verilen cevaplar çoğu kez toplumların kısa yoldan ve hissiyatlarını en iyi ifade etmelerinin yoludur. Tabi anketlerin doğru yapılmış olması, ve soruların doğru sorulmuş olması şartıyla. Diyeceksiniz ki, ne anladık bu işten Doğru sorulmuş soru biraz da cevabının rehberi değil midir Bu durumda konuşan halk mıdır anket firmaları mıdır
Niyet gerçekten halkın ne dediğini ne hissettiğini ve söylediğini gerçekten hiçbir rahatsızlık veya haya kırıklığı yaşamadan bilmek ise bu bilgiyi ortaya çıkaracak sağlıklı tahlil yöntemleri vardır. Sosyolojik yöntemler bunun için vardır.
TRUMP BU, ANKETLERİ DE SÖYLETİR
Koskoca ABD'nin İsrail'in peşine takılarak Ortadoğu'da sergilediği barbarlığın birçok ABD vatandaşı nezdinde ABD'yi gücük düşüren ve tarih sahnesinden onu yavaş yavaş silen bir etki yaptığını "hissediyor" mesela. Bu yönde yapılan birçok anket bunu gösteriyor. Savaşın etkisiyle Reuters/Ipsos'un yaptığı ankette Trump'ın genel onayı ikinci döneminin en düşük seviyelerine inmiş durumda. Economist/YouGov anketinde Trump'a yönelik onay %37 seviyesine düşmüşken onu reddedenlerin oranı %56. CNN/SSRS'de ise sonuçlar daha sert; bazı ölçümlerde %35 civarı onay. RCP ortalaması yaklaşık % 41 onaya karşılık %57 ret bandında gösteriyor.
Tabi bunlar daha tarafsız veya belki muhalif anket firmalarının söyledikleri. Bütün bunlara karşılık geçtiğimiz günlerde Trump'ın ilan ettiği sonuçlar tam tersini söylüyor tabi. Kendine yakın firmalara yaptırdığı araştırmalarda Trump kendisine onay oranının yüzde 44–46 bandında olduğunu söyledi. En gerçekçi ve en sağlıklı anket tabii ki sandık sonuçları olacak. Kasım ayındaki ara seçimde anket sonuçlarının kimin temennilerini yansıtıyor olduğu daha net görülecek.
TÜRKİYE'DE SEÇİMDEN BÜYÜK GÜNDEM VAR
Savaş sadece ABD'de değil, dünyanın her yanında insanların düşüncelerini hissiyatlarını etkiliyor tabi. Ortadoğu'nun demokratik olmayan ülkelerinde halkın ne düşündüğü nadiren önem arz eder. Zaten halka kimse bir şey sormaz, sorsa da sağlıklı cevap alamaz. Türkiye ise demokratik bir ülke ve halkın ne dediği ne hissettiği her zaman önem arz eder, çünkü neticede halkın gidişat hakkında son sözü söyleyecek bir gücü, imkanı vardır. O yüzden halkın nabzını yönetenlerin de muhaliflerin de çok iyi tutması lazım. Tabi muhaliflerin gerçekten iktidar olmak gibi bir niyetleri varsa ve tabi yine iktidarın da devam etmek gibi bir planı, niyeti varsa.
Prof. Dr. Ömer Çaha yönetimindeki AREDA'nın Mart 2026 verileri tam da böyle bir anda enteresan bir fotoğraf sunuyor: Türkiye toplumunun savaş, devlet, adalet ve güvenlik ekseninde yeniden konumlandığı bir anda.
İlk bakışta ortaya çıkan tablo şu: AK Parti'nin yüzde 34 ile önde, CHP'nin yüzde 29,2 ile ikinci sırada olması (GENAR, Mart 2026 Türkiye Tablosunda AK Parti 34,2, CHP 31,8 olarak görünüyor), siyasette klasik dengelerin büyük ölçüde korunduğunu gösteriyor. Ancak bu veriyi asıl anlamlı kılan, onun çevresinde oluşan diğer eğilimlerdir. Çünkü bu tablo bir "seçim anı"ndan çok, bir kriz anının sosyolojisini yansıtıyor.
TÜRKİYE'DE MİLLET ÜS DE İSTEMİYOR, KAOS DA
En dikkat çekici başlıklardan biri, toplumun savaş karşısındaki tutumu. Katılımcıların yüzde 63,8'inin Türkiye'nin savaşta tarafsız kalması gerektiğini düşünmesi, Türkiye toplumunun refleksinin müdahil olmak değil, denge kurmak olduğunu gösteriyor. Bu, tarihsel olarak da güçlü bir eğilimdir. Ancak aynı toplumun yüzde 54'ünün hükümetin İran savaşındaki tutumunu başarılı bulması, dikkat çekici bir dengeyi ortaya koyuyor: Toplum, tarafsızlığı ilke olarak savunurken, mevcut politikanın da bu dengeyi koruduğunu düşünüyor.
Daha da çarpıcı olan, güvenlik ve egemenlik konularındaki hassasiyet. Türkiye'de Amerikan üslerine izin verilmemesi gerektiğini düşünenlerin oranının yüzde 98,1 gibi neredeyse mutlak bir seviyeye ulaşması, toplumda güçlü bir egemenlik refleksi olduğunu gösteriyor. Bu veri, sadece bir dış politika tercihini değil, aynı zamanda derin bir tarihsel hafızayı ve bağımsızlık hassasiyetini yansıtıyor. Aynı zamanda Türk halkının ABD ve İsrail'e karşı ayrı ayrı veya toplamda hissiyatlarını yansıtıyor. Ülkede bu kadar birleştirici başka bir unsur olmuş mudur hiç bilemedim.
HALK ADALET İSTİYOR, ŞEFFAFLIKLA
Bununla birlikte, toplumun savaşın doğrudan tarafları hakkındaki değerlendirmeleri de oldukça karmaşık. Örneğin İran'ın ABD üsleri nedeniyle Körfez'i vurmasını doğru bulanların oranı yüzde 73,2 gibi yüksek bir seviyede. Bu, Türkiye toplumunun olaylara klasik "müttefik-düşman" kategorileriyle değil, daha çok reaktif bir adalet duygusuyla yaklaştığını gösteriyor. Yani kim başlatıyor, kim provoke ediyor sorusu, toplumun değerlendirmesinde belirleyici oluyor.

4