Erzurum'da Erol Güngör penceresinden bakış

Erol Güngör, Batı medeniyetine girişi kültür-medeniyet ayrımıyla haklılaştıran Ziya Gökalp'i eleştirerek sormuştu: Maddî ve manevî unsurlar birbirinden bağımsız kalabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, sosyolog Erol Güngör'ün Ziya Gökalp'in modernleşme teorisine yönelttiği eleştirileri inceleyerek, Türk entelektüel geleneğindeki temel çatışmayı gözler önüne serer. Güngör'e göre Gökalp'in kültür-medeniyet ayrımı bilimsel değil siyasî bir reçetedir ve maddî-manevî hayat arasındaki karşılıklı etkileşimi göz ardı eder. Bu analiz bizi bugün soruyor: Teknolojik değişimi alan toplumlar, o teknolojinin taşıdığı değer sistemlerinden gerçekten uzak kalabilir mi?

24 Nisan değerli düşünce adamı, sosyolog Prof. Dr. Erol Güngör'ün vefat yıldönümü. Yaşadığımız günler onun üzerinde durduğu konuları her dem yeniden hatırlamaya ve oradan da olaylara bakmaya bir pencere açmaya davet ediyor. Bize bu yıl vefat yıldönümü dolayısıyla hatırlattığı ve bir panel vesilesiyle yeniden bir pencere açmayı sağlayan Erzurum Büyük Şehir Belediyesine teşekkür ederim. Cumartesi günü Atatürk Üniversitesi kampüsünde değerli felsefeci Prof. Ali Utku yönetiminde bir panelde Prof. Dr. Naci Bostancı, Prof. Dr. Nevin Güngör Ergan ve Prof. Dr. Mevlüt Uyanık ile "Zihniyetin İnşası: Erol Güngör Paneli"nde bir araya geldik.

Önceki yıllarda da yine vefat yıldönümü dolayısıyla birkaç kez Güngör üzerinden yaşanan birçok olaya pencereler açmıştık. Özellikle Ortadoğu'ya bakışımız ve onunla olan konumlanımımıza dair bugün en sağcımıza bile sirayet etmiş İngiliz-merkezli bakış açısını bir ifşa edişine değinmiştik daha önce. "Türk Kültürü ve Milliyetçilik" isimli kitabının "Koptuğumuz Dünya" başlıklı son bölümünden yaptığımız o alıntı serlevha edilip asılsa yeridir. Bugün Filistin bizi ne ilgilendirir, Araplar bizi zaten arkadan vurdu diyenlere karşılık Ortadoğu'dan bizi koparmaya çalışan kafanın Türk milli varlığına baştan beri düşmanlık eden emperyalizmden başka bir yere hizmet etmediğini anlatır.

Önemine binaen bir daha aktarıyorum:

"Bu arada Türkiye ile öbür Ortadoğu memleketleri arasındaki kültürel temasların kurulması ve artırılması şarttır. Unutmayalım ki, Batılı devletlerin Birinci Dünya Harbinden sonra Ortadoğu'ya ekmiş oldukları nifak tohumları bize de çok tesir etmiştir. Arap denince, yeni Türk nesillerinin aklına daima Türk ordularını arkadan vuran İngiliz maşası bedevî kabileleri gelir; Araplar da Türk deyince en çok İttihatçı Cemal Paşa'nın Suriye'de yaptıklarını hatırlarlar. Her iki tasavvur da yanlıştır, iki tarafı birbirine düşman etmek için İngilizler tarafından uydurulmuştur. Arapların bu yanlış tasavvurdan kurtulmalarını istiyorsak, biz de memleketimizdeki Batı kuklası münevverlerin sistemli bir şekilde yerleştirmeye çalıştığı Arap düşmanlığının bütün izlerini silmeliyiz. Unutmayalım ki, Arap düşmanlığı propagandasının temelinde İslâm düşmanlığı vardır; İslâm dünyasının yan yana yaşayan iki büyük kitlesini birbirine düşman etmek, böylece her birini tek tek Batılılara esir etmek gayreti vardır. Ortadoğu devletleri arasında ilim, kültür ve sanat münasebetleri dost ile düşmanı ayırt etmekte hepimize yardımcı olacaktır. Bu sahada da Türkiye'nin inisiyatif kullanması sağlam bir dış politikanın gereği sayılmalıdır.

Avrupa Ortak Pazarının kuyruğu mu, yoksa Ortadoğu'nun başı mı olacağız Bize düşman olan ve düşman kalacak olan bir medeniyetin çöpçülük hizmetini mi, yoksa kendi medeniyetimizin öncülüğünü mü yapacağız Türk münevveri bu konuda derhal bir karar vermelidir."

Galat-ı meşhur olarak Atatürk'ün fikir babası olarak nitelenen Ziya Gökalp 1924'te ölmeyip de sağ kalmış olsaydı başına neler gelebileceğini kimse bilemez, ama onun Türkçülük ve milliyetçilik ile ilgili görüşlerinin Cumhuriyet döneminde fazla İslamcı hatta ümmetçi bulunabileceği çok açıktır. Nitekim kitapları 1939'a kadar basılmamış, aslında o dönemde unutulmaya terk edilmiştir. Yine de Gökalp'in Cumhuriyetin resmi ideoloğu sayılmasında hep bir tuhaflık olmuştur. Bununla birlikte Erol Güngör'ün de kendi milliyetçilik çizgisini ortaya koyarken Ziya Gökalp'le ciddi bir yüzleşmeye ve ayrışmaya girdiği biliniyor. Enteresan olan onun da o kitabının Gökalp eleştirisi yüzünden kitabını basan yayınevi tarafından yıllarca basılmamış olması.

"Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik" isimli kitabının "Teknoloji ve Kültür Değişmesi" başlıklı yazısında Gökalp'a yönelik en temel eleştiri Gökalp'in kültür-medeniyet ayrımının ilmî bir keşif değil, pratik bir ihtiyaçtan doğmuş olmasıdır. Güngör'e göre Gökalp, sosyolojik gerçekliği tasvir etmekten çok, Türkiye'nin nasıl Batılılaşabileceğine dair bir formül üretmek istemiştir. Korunması arzulanan unsurlar "kültür", değiştirilmesi gereken unsurlar ise "medeniyet" başlığı altında toplanmıştır. Böylece hem milliyetçilik korunmuş hem de Batı medeniyetine giriş meşrulaştırılmıştır. Güngör bu yaklaşımın arkasındaki tarihî endişeyi anlar; ancak bilimsel kavramların siyasî reçetelere göre şekillendirilmesini problemli bulur. Çünkü bu durumda kavramlar gerçeği açıklamak yerine, istenen sonuca hizmet eden araçlara dönüşür.

İkinci önemli eleştiri, Gökalp'in sistemindeki iç tutarsızlıklardır. Güngör'ün verdiği en çarpıcı örnek din meselesidir. Gökalp bazı yerlerde dini medeniyet unsuru sayar; çünkü din milletlerin icadı değildir, milletler üstü kaynağa dayanır. Fakat başka yerlerde dini kültür unsuru olarak da gösterir; çünkü her toplum dini kendine göre yaşar, ona kendi damgasını vurur. Güngör'e göre bu yaklaşım teorik bakımdan ciddi bir çelişkidir. Eğer din medeniyet unsuruysa, Batı medeniyetine geçişte Hristiyanlık da onun parçası değil midir Eğer medeniyet bir bütün olarak alınacaksa, Batı medeniyetine giren toplumun Batı diniyle de karşı karşıya gelmesi gerekmez mi Gökalp bunu kabul etmez; Japonya örneğini vererek medeniyet değişmesinin din değişikliğini gerektirmeyeceğini söyler. Ancak Güngör'e göre bu cevap, sistemin iç gerilimini ortadan kaldırmaz.

Gökalp, kültür ile medeniyet arasında kesin ve geçirimsiz sınırlar çizilemeyeceğini de düşünür. Bu noktada çağdaş sosyoloji ve antropolojiden yararlanır. Ona göre maddî hayat ile manevî hayat birbirinden kopuk iki alan değildir. Teknoloji, hukuk, idarî yapı, üretim biçimi gibi alanlarda meydana gelen değişmeler; aile ilişkilerini, otorite biçimlerini, gündelik alışkanlıkları, hatta ahlak anlayışını dönüştürür. Aynı şekilde inançlar, değerler ve zihniyet dünyasındaki değişmeler de ekonomik ve teknik alanları etkiler. Bu nedenle medeniyetin sadece araçlardan, kültürün ise yalnızca ruhtan ibaret olduğu düşüncesi sosyolojik bakımdan savunulamaz. Güngör'ün temel vurgusu şudur: Maddî ve manevî unsurlar sürekli karşılıklı etkileşim halindedir.