"Günahı küçük görmek gibi musîbet yoktur"

Tasavvuf geleneğine göre dünyayı terk etmek akıllılığın işiyse, modern hayatta başarı ve refah peşinde koşanlar gerçekten akılsız mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Muhammed bin Ebû Verd'in tasavvuf öğretilerine yer vererek, dünya sevgisinden uzaklaşmanın, emellerin kısaltılmasının ve ahiret odaklı yaşamanın erdemin yolu olduğunu savunmaktadır. Bu görüşü tarihsel dini otorite üzerinden meşrulaştırırken, malın çoğalması ile cömertliğin, ömrün uzaması ile hizmetin artacağını belirtmektedir. Peki, dünya hayatındaki meşru başarılar ve çalışkanlık bu dini anlayışta neden günah kategorisine sokulmuştur?

"Âfiyet büyük bir nîmettir... Emeli, arzu ve istekleri kısa yapmak lâzımdır..."

Muhammed bin Ebû Verd hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Bağdât'ta yaşadı. Mîlâdî dokuzuncu asrın ikinci yarısında vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin yakınlarından olup, onun, Sırrî-yi Sekatî'nin, Hâris-i Muhâsibî'nin, Bişr-i Hafî'nin ve Ebü'l-Feth el-Hammâl'in sohbetinde bulundu. Tasavvufta yetişip, yükseldi.

Bu mübarek zat buyurdu ki: "Üç şey vardır ki, bunlar bir velî kulda arttıkça, güzel hâlleri artar: 1. Makâmı yükseldikçe, tevâzusu artar. 2. Malı çoğaldıkça, cömertliği artar. 3. Ömrü uzadıkça, hizmeti artar."

"Velîler, şunlara riâyet sebebiyle Allahü teâlânın rızâsına kavuştu. Din büyüklerinin kapısından ayrılmamak, muhâlefeti, karşı gelmeyi terk etmek, hizmetlerde mâhir ve gayretli olmak, musibetlere sabretmek." "Dünyâyı, onu isteyenlere bırakmak, onlardan ve dünyâdan yüz çevirmek akıllıların işidir." "Dünyâ sevgisinden ve onun sevgisine tutulanlardan yüz çevirenleri, yerdekiler ve gökdekiler (melekler) sever."

"Tâat ehli, üzerlerinden bir gün bir gece geçtiği zaman, tâat üzere geçip geçmediği husûsunda kendilerini kontrol ederler. Eğer, Allahü teâlânın rızâsına uygun geçmiş ise, sevinirler. Âzâlarını, sâlih ameller yapmaları için zorlarlar. Dünyâ düşüncesini kalblerinden boşaltırlar. Uzun emel sâhibi olmazlar. Ecellerini yakın görürler. Dünyâ hırsını kalplerinden uzaklaştırırlar. Âhiret düşüncesi onların gönüllerini kaplamıştır. Âhirete, basîretli, gerçekten gören bir gözle bakarlar. Sanki, âhireti görmüş gibi hazırlanırlar. Temiz, hâlis ve sâlih amellerle, Allahü teâlâya yaklaşmaya çalışırlar. Yaşayışlarında Allahü teâlâ ve Resûlünün emrettiği istikâmet (doğruluk) üzere olurlar. Takvâları arttıkça dünyâda yaptıkları ibâdet ve tâatlerin tadını daha fazla duyarlar. Allah korkusundan gözyaşları dökerler. İbâdetlerini kırık ve mahzûn bir kalp ile yaparlar. Onlar, âhiret gamıyla gamlanmışlardır. Fazla ve boş söz konuşmazlar. Allahü teâlâyı anmaktan lezzet duyarlar. Bedenleri dünyâda fakat, kalpleri Allahü teâlâ iledir."