Mustafa Kutlu

Yeni Şafak

Kafayı çizen adam

Adam memur. Küçük memur. İstanbul'da kirada oturuyor. Doğalgaz, elektrik, su faturası ödüyor. Yol parası veriyor.Bir oğlu lisede, bir kızı ortaokulda, küçük oğlan ilkokulda okuyor.Eşi ev kadını.Ablası evlenip de tek kalan, kızından hiçbir vakit ayrılmamış olan kaynanası da onlarla beraber. Kaynana ama ne kaynana. Hem ailenin, hem akrabanın, hem apa

Turizm uğruna

Başı pare pare dumanlı karlı dağlardan, minik derelerden, pınarlardan birbirine karışa karışa çoğalan, taşlara çarpa çarpa köpüklenen, iki yanını naneler, yarpuzlar, çiçekler bezemiş türküler söyleyerek ormana giren, çamdan-kayından-kestaneden-sedirden türlü ağaçlardan kokular devşiren bir dere ormanı geçtikten sonra hızını azaltarak bir küçük göl

Korku zamanı

Ellili altmışlı yıllar boyunca Erzincan'da tek bir cinayet işlendi. Kahveci Yaşar'ı vurmuşlar ama sebebi anlaşılamamıştı. Aynı yıllar boyunca evimizin kapısını açık bırakır yatardık. Şimdi bir masal bu. Kimse inanmaz. Ama öyle idi. Hırsızlık olmazdı. Hırsız eve girse de çalacak bir şey bulamazdı. Mahallede kimsenin evinde mobilya yoktu. Beyaz eşya

Bereket

Cuma, mübarek üç aylar içinde mübarek bir cuma günü. Bitti namaz, bitti "çevreyi nasıl korumalıyız" konulu hutbe. Artık dua ediyoruz. Yaradan'a yalvaran eller semaya açılmış. Yanımda ferah yüz kilo çekecek bir yiğit var. Göbeğin iriliği gömlek uçlarını zorlayarak pantolondan fırlatmış. Çınar dalı gibi kollar, kürek sapı gibi parmaklar, nasır tutmuş

Evvelbahar

Sarı saçlarını yastığa yaymış küçük kız bir masumiyet timsali olarak uyuyor. Kuşkonmazın minik yapraklarından süzülen gün ışığı kızın yüzünde, alnında, saçlarında bir anne şefkati ile dolaşıyor.Çil horoz ötüyor, anaç tavuk civcivlerini gezdiriyor.Ortan-caların, at kestanesinin, zambakların tomurcukları şişmiş, nerdeyse patlayacak.Kırlangıç yuva yap

Köprü

Bir Yusufçuğun şeffaf kanadı üzerinde oturuyorum desem.Bu bir mecazdır.Mecazla hakikat arasında bir köprü vardır. Onu bilemedik lâkin şunu öğrenmek istedik. Biz ki şeddadi binalarda ikamet ederiz; sen nasıl olur da...Ha! Şu! Bir böceğin şeffaf kanadına ev kurdun.Doğru, evim üfürseniz yıkılacak bir evdir. Görmez misiniz ki bu deni dünyaya dahil deği

Huşû

Toprak uyandı. Çimen, çiçek göründü; tomurcuk patladı. Kuru yer, kuru dallar canlanıverdi. Yaprağın yeşili nasıl da parlıyor, baştan ayağa beyaza bürünmüş şu erik ağacı ılgıt ılgıt esen yele neler söylüyor, kuşların cıvıltısı böcek seslerine nasıl karışıyor, derecikler hangi ilâhiyi mırıldanıyor Şu sevdalı bulut nereye gidiyorDağ nasıl yumuşuyor, g

Ver kurtul

Adam zengin, beş-on kere hacca gitmiş. Öyle ki serveti yedi sülalesine yeter. Gidip kapısına dayanıyor: "Efendi şurada bir hayırlı iş vardır, yüz lira verirseniz bitecek" diyorsun. Değil yüz lira, yüz milyon lira verse bir şeyi eksilmeyecek olan adam size dünyaları bağışlıyormuş gibi kasılarak elini cebine atıp bir on lira çıkarıyor.Yahu şimdi ben

Nasip

Anlatacağım alelade bir hikâye. "Ne var bunda" denecek kadar basit. Ancak basit olanı anlamak zordur. İçinizden "Neden zor olsun kardeşim" diye geçirebilirsiniz. Ben anlamakta zorlandım, siz inşallah anlarsınız.İstanbul-Merter'de oturuyordum. Burası tekstil ürünleri merkezi. Bütün bir semtin neredeyse bütün dükkânları-mağazaları tekstil ürünleri sa

Yalnızlık

Etrafta bir "yalnızlık" lafıdır gidiyor. Etmeyin eylemeyin kardeşim. Bizim inancımıza göre "Yalnızlık Allah'a mahsustur", kul kısmı yalnız kalmaz, kalamaz.Ancak meseleye biraz daha yakından bakarsak yaşadığımız modern hayatın kişiyi yalnızlığa mahkûm ettiğini görebiliriz.Modern hayatın zihniyeti geleneği dışlıyor. Cemaati küçümsüyor, horluyor, bask