Mustafa Kutlu

Yeni Şafak

Izdırabın boyutu

Rahmetli Nurettin Topçu ızdıraptan bahsederken şunları söylüyor:"Izdırap insanda kalbin varlığına ilk alâmettir ve onun dost gibi karşılanması kalbin şaheseridir."Uğranılan büyük felaketler ve sevdiğim insanların kaybı karşısında bir şey yazamıyorum.Herhâlde şu sebepten olmalı. Kaybettiğim şey (kişi) bende öylesine büyük bir yer tutuyor ki; bu kayb

Hayvan sevgisi

Hayvanları seveceğiz ama nerede onlar. Nereye gittiler Meselâ hiç, çoktan beri hasretine yandığımız öküz'ü gören var mı"İrençberler hoşça tutun öküzü" diyen şairin kemikleri sızlıyor muÖküz; o mütevekkil, mütehammil, mütevazı hayvan kim bilir kaç bin yıldır insanoğlunun hizmetinde çalışıyordu. Bunca yıllık sevgiliyi motora değişiverdik. İlginç bir

Son ezan

Köy boşalmış. Bir dağ köyü. Kırk elli hane var galiba. Boşalan evlerin bir kısmı çökmüş. İnsan buraya neden yerleşir ki Ne bağ var, ne bahçe. En düz tarla otuz derece, avuç içi kadar. Buğdayı iri ve lezzetli olur ama bire beş verir. Susuz.Burası galiba bir mezra imiş. Sırtını verdiği tepenin ardında bir mera var. Orada hayvan besliyorlarmış. Civar

Kafayı çizen adam

Adam memur. Küçük memur. İstanbul'da kirada oturuyor. Doğalgaz, elektrik, su faturası ödüyor. Yol parası veriyor.Bir oğlu lisede, bir kızı ortaokulda, küçük oğlan ilkokulda okuyor.Eşi ev kadını.Ablası evlenip de tek kalan, kızından hiçbir vakit ayrılmamış olan kaynanası da onlarla beraber. Kaynana ama ne kaynana. Hem ailenin, hem akrabanın, hem apa

Turizm uğruna

Başı pare pare dumanlı karlı dağlardan, minik derelerden, pınarlardan birbirine karışa karışa çoğalan, taşlara çarpa çarpa köpüklenen, iki yanını naneler, yarpuzlar, çiçekler bezemiş türküler söyleyerek ormana giren, çamdan-kayından-kestaneden-sedirden türlü ağaçlardan kokular devşiren bir dere ormanı geçtikten sonra hızını azaltarak bir küçük göl

Korku zamanı

Ellili altmışlı yıllar boyunca Erzincan'da tek bir cinayet işlendi. Kahveci Yaşar'ı vurmuşlar ama sebebi anlaşılamamıştı. Aynı yıllar boyunca evimizin kapısını açık bırakır yatardık. Şimdi bir masal bu. Kimse inanmaz. Ama öyle idi. Hırsızlık olmazdı. Hırsız eve girse de çalacak bir şey bulamazdı. Mahallede kimsenin evinde mobilya yoktu. Beyaz eşya

Bereket

Cuma, mübarek üç aylar içinde mübarek bir cuma günü. Bitti namaz, bitti "çevreyi nasıl korumalıyız" konulu hutbe. Artık dua ediyoruz. Yaradan'a yalvaran eller semaya açılmış. Yanımda ferah yüz kilo çekecek bir yiğit var. Göbeğin iriliği gömlek uçlarını zorlayarak pantolondan fırlatmış. Çınar dalı gibi kollar, kürek sapı gibi parmaklar, nasır tutmuş

Evvelbahar

Sarı saçlarını yastığa yaymış küçük kız bir masumiyet timsali olarak uyuyor. Kuşkonmazın minik yapraklarından süzülen gün ışığı kızın yüzünde, alnında, saçlarında bir anne şefkati ile dolaşıyor.Çil horoz ötüyor, anaç tavuk civcivlerini gezdiriyor.Ortan-caların, at kestanesinin, zambakların tomurcukları şişmiş, nerdeyse patlayacak.Kırlangıç yuva yap

Köprü

Bir Yusufçuğun şeffaf kanadı üzerinde oturuyorum desem.Bu bir mecazdır.Mecazla hakikat arasında bir köprü vardır. Onu bilemedik lâkin şunu öğrenmek istedik. Biz ki şeddadi binalarda ikamet ederiz; sen nasıl olur da...Ha! Şu! Bir böceğin şeffaf kanadına ev kurdun.Doğru, evim üfürseniz yıkılacak bir evdir. Görmez misiniz ki bu deni dünyaya dahil deği

Huşû

Toprak uyandı. Çimen, çiçek göründü; tomurcuk patladı. Kuru yer, kuru dallar canlanıverdi. Yaprağın yeşili nasıl da parlıyor, baştan ayağa beyaza bürünmüş şu erik ağacı ılgıt ılgıt esen yele neler söylüyor, kuşların cıvıltısı böcek seslerine nasıl karışıyor, derecikler hangi ilâhiyi mırıldanıyor Şu sevdalı bulut nereye gidiyorDağ nasıl yumuşuyor, g