Mustafa Kutlu

Mustafa Kutlu

Yeni Şafak
Yaşam 96 yazı 1 takipçi

Ayvansaray önünde

Ayvansaray sahilinde, Musevi Hastanesi ile vapur iskelesi arasında Haliç'in ve belki de İstanbul'un en büyük kalafat yeri vardı. Buraya 150-200 tonluk tekneler çekiliyordu. Şimdi yerinde serin bir rüzgâr esiyor.İskeleye doğru iniyorum. İki yanımda iğdeler, akasyalar. Alabildiğine yeşillik. Lakin çınar fidanlarını göremiyorum. Yoksa unutuldu mu Lale

Yâ Vedûd Sultan

Haliç Köprüsü'nün dibindeyim, Ayvansaray önündeyim.Aslında Yâvedûd (Şeyh Abdülvedûd) Türbesi'ndeyim.Burada bir türbenin olduğu, etrafının mezarlarla kaplı bulunduğu pek anlaşılmıyor. Koca köprünün ezici kütlesi her şeyi karartmış. Mezarlığı çalılar, fundalar basmış, öyle ki yılan geçmez olmuş.Buhara'dan gelip İstanbul'un fethine katılan erenlerden

Defterdar neresi

Defterdar'a geldiğim hâlde ortalarda Defterdar yok. Yol geçmiş bu semtin üzerinden, koca bir köprü geçmiş. Koca bir semti birlikte alıp götürmüş sanki. Haliç Köprüsü'nün altında kalan Altınyıldız'ın kumaş fabrikası da yıkılmış, birkaç damperli kamyon molozları taşıyor.Defterdar'ın eskiden bir iskelesi vardı Haliç'te. Haliç'in artık "kayıp" olan isk

Akar Çeşme

Susuz bir çeşme kadar insana hüzün veren başka ne olabilirYapraksız bir ağaç, çocuksuz bir anne; neredeyse Nihat Hayri'nin şiirindeki gibi "Parçalanmış bir tablo/Ve yaralı bir ceylan" diyeceğim.Su için yazılanlar o kadar fazla ki. Hangisini sayayım Fuzulî'nin ünlü "Su Kasidesi"nin sadece bir beyti yeter. Ecdadın suya verdiği değer yüzünden çeşmeler

Pierre Loti Kahvesi

Pierre Loti Kahvesi'nin asıl adı "Ragıb Ağa'nın Kahvesi" 1880'lerde kurulmuş. Haliç'i ayaklar altına uzatan bir tepeye yan gelmiş ve karşı sahilleri seyre dalmış. Loti'yi buraya bağlayan bu nefis peysaj olmalı. Tabii o yıllarda buraları çiçekler ve ağaçlarla kaplı tam bir cennet manzarası arz ediyordu. Kahvenin önünden sahile kadar uzanan bayır esk

Geçti ömrüm hicranlı bir rüyada

Mezarlıklar arasından yokuşa vuruyorum kendimi. Sağda solda yıkılmış kavuklu, güzelim yazıları ile Osmanlı'dan kalma mezar taşları. Geçmiş hayatımızın ölümle noktalanan bütünlüğünü o nesih, o sülüs, o talik yazılardan görmek, okumak mümkün. Hayata gösterilen itina ölüme de gösterilmiş.Ya şimdi...Şimdiki mezarlar garabet arz eden hayatımızın bir ayn

Alelâde ile fevkalâde

Eyüp'te sadece türbeler, mezarlar ve serviler yok.Yani yirmi beş otuz yıl öncesine kadar Eyüp'te başka şeyler de varmış. Ne acı... Neredeyse "bir varmış, bir yokmuş" diyeceğiz. İstanbul için sık sık bu tabiri kullanmak, her geçen gün onun bir köşesini nisyana terk etmek, ne acı. Hayıflanmak veya nostaljik duygulara kapılmak bir şey ifade etmiyor.Ev

Niyet çeken tavşan

Eyüp Sultan'da Sadrazam Ferhat Paşa'nın türbesini ziyaret ediyorum.Türbe harap. Camlar, açık, her yan pislik içinde. Meşruta yıkıldı, yıkılacak. İçeride üzerleri tozdan görünmez olmuş sandukalar. Avluda yazıları neredeyse silinmiş koca mezar taşları, kavuklar, sarıklar. Avlu duvarlarının bir yanı yıkılmış. Galiba burasını, diğer türbelerle birlikte

Naylon tezgâh, plastik çiçek

Eyüp'teki dini ticaret çarşısında plastik yaldız ve hamayiller satışı, gerçek maneviyattan kopuk bir tüketim kültürünün işareti değil mi?

İstanbul'u gezmek

İstanbul'u gezmenin bir âdâbı vardır: Eyüp'ten başlamak, şehitlerin türbelerini ziyaret etmek, gerçek sahiplerinin izinden yürümek... ama bu yolda sadece tarih mi, yoksa nostalji mi var?

Son durak: Gülhane

Gülhane'de piknik yapan Anadolu ailelerine yazarın gösterdiği acıma, gerçekten onların çektikleri zorluktan mı yoksa kendi şehir elitizminden mi kaynaklanıyor?

Soğukçeşme Sokağı

Çelik Gülersoy, Soğukçeşme Sokağı'nı İstanbul'a özel bir kitaplığa dönüştürdü—ama bu restorasyon, yaşanan bir mahalleyi müze vitrinesiyle mi değiştirdi?