Mustafa Kutlu

Yeni Şafak

Akıllıyım diyorsun niçin zengin değilsin..

Millî Eğitim'de çalıştığım yıllarda arka sıraların "futbolcu" öğrencileriyle sıkı-fıkı olduğumuz günler çoktu. Bilhassa bahar başlangıçlarında. Bu öğrencilerin ders dinlemek bir yana, gözlerini yeni tomurcuklanan ağaçlara ve dışarıda şakır şakır gün ışığına dikerek bulundukları yerde nasıl zorlandıklarını görür, bıyık altından gülerdim... Ben de li

Akbank'ın önünde armut ağacı

İstanbul'da, Karaköy Meydanı'nda, Akbank'ın önünde bir armut ağacı var. Her bahar çiçek açar, meyve verir. Kimi-kimsesi, arayanı soranı yoktur. Olgunlaşmadan dökülen meyveleri ara sıra dibinde oturan ayakkabı boyacılarının tepesine düşer. Onu oraya kim dikmiştir Nasıl gelişip serpilmiş, böyle güzel-leşmiştir Yaprak-larının üzerinden bugüne kadar ka

Güvercin avlayan martı

Martıyı nasıl bilirsiniz, diye sorulsa, sanırım büyük bir çoğunluk; sevimli, saf, romantik, duruşu ve uçuşu, beyaz kanat vuruşuyla denizlerin süsü şeklinde cevap verecektir. El-hak biz de öyledir diyoruz. Bu, balıkla beslenen deniz kuşunu biz de sever idik. Ne zamana kadar Efendim anlatayım. Dergâh Yayınları'nın Cağaloğlu'ndaki yerinde benim çalışm

Kalbin sesi

Ne çocuklarımız, ne torunlarımız bakır mutfak eşyalarını tanıyor. O kalaylı tasları, tencereleri, tavaları. Hiçbiri kalaylı bir maşrabadan kaynak suyu içmedi. Bakır eşyalar onlar için artık bir aksesuar, bir süs unsuru. Oysa vaktiyle o tavalar, o tencereler kimlerin elinden geçti. Kaç gelinin, kaç dedenin, kaç babaannenin bir ömrü dolduran hatırası

İnsanı tanımak

İnsanı tanımak zordur.Öyle ki, yıllardır dost bildiğiniz biri, gün gelir öyle bir söz söyler, öyle bir hareket yapar ki şaşırır, "Yahu ben bu adamı bunca zaman içinde tanıyamamışım" dersiniz. Eşlerin dahi birbirini ancak beş yılda tanıyabildiği söylenir.Meşhur hekim ve psikolog Alfred Adler'in İnsanı Tanıma Sanatı (1. bs. 1985, Çev. Kâmuran Şipal)

Mesele

Kar kalkmıyor kalacak.Bu duygu burada sabahlayacak.Kim ki o, hayra hizmet ediyor, mazluma kol kanat geriyor, yetim malı yemiyor, anlayın işteahlâk, sahibidir, hanemizde konaklayacak. Biz onun esmer yüzüne bakarız; acaba nasılağlayacak Hani kar kalkmıyor ya, beyazı içimize sarkıyor ya; o duygudaşlık, o arkadaşlık, oyoldaş; hadi söyleyelim: Güzellikt

Beyaz

Yelkenlerini şişirmiş beyaz gemiler bulutların üzerinden geçiyor. Sen buraları tanıyorsun. Çok gezdin bu dağlarda. İşte Çatalkaya. Bu da meşe palamudu.Aşağıya inersen, kuşburnular, karamuklar, yarpuzlar. Duru Dere'nin sesi. Uzanıp kara toprağa, yıldız sayarak bu sesi dinlerdiniz. Yarın olacak mı derdinizTepede bir bayrak, ancak. Senin rüzgârınla da

Güzel bir gün nasıl olur

Lodosun canı sağ olsun. Gerçi pek makbul sayılmayan bir rüzgârdır, denizi kabartır, balıkları ve insanı serseme çevirir ama olsun, havayı temizliyor işte. Poyrazla el ele verip İstanbul'u zehir solumaktan kurtarıyor. Bugün lodoslu hava, üstüne üstlük güneşli. Serçeler cıvıldıyor ağaçlarda. Beklediğim vasıta zamanında geliyor, işte güzel bir gün ded

Kedi

Bir küçücük yavru kedi.Annesini kaybetmiş arıyor asfaltlarda. Trafiğin en yoğun olduğu saatlerde. Annem acaba bu mudur diye bir Toyota Corolla'ya, bir Volvo'ya koşuyor.Nedir bu yüreği ağza getiren sahnenin sonu Nedir bu sulugöz duyarlıkKedi yavrusu imiş.Bari buna bir çiçek, bir de böcek ekleyelim. Böylece dudak bükenlerin dudakları iyice bükülsün.T

Yara

Ölüm gelir. Engellenemez. Vakit-saat tamam olur. Can kuşu ten kafesinden uçar. Vücut soğur. Mezarlık ürkütür insanı. Son durak. Cenazenin defni ve atılan toprak. Topraktan geldik ve yine ona döndük. Bitti. Biter mi Bitmez lâkin ötesi meçhul. Onu ancak ölüler anlatabilir. Yani bilinemez. Bilinemeyen şey. En büyük gerçek. Gerçek üstü bir gerçek.Ölen