Kutsal düşler, seküler işler

Müslümanlar ibadetleri hayattan ayırarak, geçmişin ihtişamıyla günü kurtarmaya çalışıyor—peki bu strateji modern dünyanın sorunlarına cevap üretebilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İslam dünyasının geçmiş ve günü, ibadet ve dünyevi pratikleri arasında yaşadığı kimlik bölünmesinin kökünde yatan krizi analiz ediyor. Bu şizofren yapının Müslümanları sekülerleşmeye ve dinin etkinliğine olan inancı kaybetmeye sürüklediğini savunarak, İslami ilkelerin modern sorunlara—ekonomi, teknoloji, siyaset—uygulanabilir cevaplar vermesi gerektiğini ileri sürüyor. Fakat İslam dünyasının bu bölünmüşlüğü sadece kimlik sorunuyla mı, yoksa yapısal ve siyasi çatışmalarla mı giderilmelidir?

Wadah Khanfar, İlk Bahar kitabının son bahsinde Müslümanlar için bir yol haritası çizer. Geçmiş ile gelecek arasında nasıl bir seyir izlenmesi gerektiği konusunda önemli tespitleri vardır. Normal bir anlatının dışında yazdığı siyer kitabında bundan bahsetmesi elbette önemli. Çünkü günümüzde biz Müslümanların en büyük sorunu zamana rehberlik edebilecek bir Peygamber tasavvuru oluşturamayışımızdır. Bu kitap, bu açıdan gerçekten önemli bir çalışmadır. Çalışmanın son kısmında Khanfar bu sorunla ilgili önemli açılımlar yapıyor.

İslam dünyasının sadece siyasi bir krizle değil, aynı zamanda derin bir zihin bölünmesiyle karşı karşıya olduğundan bahseder. Şizofren kimlik olarak ifade ettiği bu durumun geleceğe dair bir iddiası olmadığını düşünür. Çünkü bu şizofrenlik hali Müslüman'ın ideali ile dünyevi pratikler, inancı ile gerçeklikler arasındaki bağın kopmasına neden olmuştur. Bu bölünmüş zihin yapısıyla Müslümanların geleceğe dair söz söyleme şansı olmayacaktır.

Bir tarafta geçmişin vazettiği bir pratikler dünyası var. Özellikle günümüz Müslümanlığı ibadetler alanına kendini hapsetmiştir. Aslında bu durum dinin bütünlüğüne verilmiş en büyük zarardır. İslam'ı hayatın içine çekemediği için kendisini ibadetler alanına hapsetmeyi seçiyor. Bu da, İslam'ı hayatı inşa eden bir pratik olmaktan çıkarıp ruhu tatmin eden bir sığınağa dönüştürüyor. Nihayetinde aynı kişilerin camide farklı; ekonomide, siyasette, bürokraside ise farklı kişiler olarak karşımıza çıkmasında en büyük sebep budur.

Bu anlayış sadece ibadetler alanını değil, tarihin bizzat kendisini de konfor alanı olarak inşa ediyor. Müslümanlar bugünün yenilgilerini, teknolojik geriliğini ve siyasi zayıflığını geçmişin ihtişamıyla kapatmaya çalışıyor. İdealize ettiği dünya ile maruz kaldığı dünya arasında sürekli bir gerilim yaşıyor. Buna karşın, suçu zamanın ruhuna atıp geçmişi hayırla yâd etmek ne Müslümanlığımıza bir katkı sunuyor ne de insanlığın bugün içinde bulunduğu çıkmaza bir çare oluyor. Aslında sadece Müslümanların zamanlar ve mekânlar ötesi olma iddiasını yok ediyor.

Müslümanların kendilerini ibadet alanına hapsetmesi, geçmişin ihtişamıyla günü kurtarmaya çalışması hayatın pratikleri içerisinde yani ekonomide, siyasette ve teknolojide seküler gerçekliklere göre hareket etme zorunluluğunu getiriyor. Günümüzde yaşadığımız Müslüman dünyada sekülerleşmenin artmasını, deizmin kendisini fazlasıyla hissettirmesini bu duruma bağlayabiliriz. Çünkü Müslümanlık bugünün insanına hayatın pratikleri içerisinde bir cevap veremiyorsa, insanlar bir süre sonra dinin varlığına da gerek duymuyor.