Yazar, çocuk terbiyesinin İslam'da merkezî önem taşıdığını ve edeple birlikte din eğitiminin çocukları hem dünyada hem ahirette koruduğunu savunur. Bu iddiayı, mason ve komünist ideolojilerin gençliği hedef aldığı tehlikesini ortaya çıkarmak için ileri sürer. Ancak yazı, dinî eğitimi zorunlu kılan bu yaklaşımda, çocuğun kendi tercih ve düşüncesinin inşasına yeterince yer bırakıyor mu?
İslâm büyükleri, (Hiçbir bî-edeb, vâsılı ilallah olamaz) buyurdulur. Yani, edebi olmayan hiçbir kimse, Allahü teâlânın rızasına ve sevgisine kavuşamaz.
Her Müslümanın, kendine karşı vazifelerinden biri de kendini iyi yetiştirmek, ilim ve güzel ahlâk sahibi olmaktır. Şair ne güzel söylemiş: "Şerefül-insâni bil-ilmi vel-edeb; Lâ bil-mâli ven-neseb." Yani insanın şerefi, ilim ve edep iledir. Mal ve nesep ile değildir. Edep, terbiyeli ve güzel ahlâk sahibi olmaktır. Nitekim İslâm büyükleri de, (Hiçbir bî-edeb, vâsılı ilallah olamaz) demişlerdir. Yani, edebi olmayan hiçbir kimse, Allahü teâlânın rızasına ve sevgisine kavuşamaz.
İslâm dininin temeli, îmânı, farzları ve harâmları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri "aleyhimüssalevâtü vetteslîmât" bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslâmiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, Müslümanlara (Emr-i ma'rûf) yapmayı emrediyor. Yani, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz diyor ve (Nehy-i anil-münker) emrediyor. Yani, yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına râzı olmayınız, diyor. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" buyuruyor ki:
(Birbirinize Müslümânlığı öğretiniz. Emr-i ma'rûfu bırakır iseniz, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabûl etmez.)
Gözümüzün nuru olan evlâtlarımız, ana baba elinde bir emânettir. Çocukların temiz kalpleri kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hâsıl olur. Çocuklara îmân, Kur'ân ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saâdetine ererler.
Tahrîm sûresi altıncı âyet-i kerîmesinde meâlen buyuruldu ki:

5