'Bu proje aşçılığımın en zanaatkâr ve geleneksel yanını yeniden keşfetmemi sağladı'

Diego Guerrero İstanbul'da açtığı Abelia'da imzasını çoğaltmak yerine Akdeniz ruhunu taşıyan bir deneyim sunmayı seçti; peki şehirlerin gastronomi turizmi gerçekten yeni mutfaklar mı yoksa mevcut gücü doğru insanlarla görünür kılmak mı gerektiriyor?

Ebru Erke
Bugün
3
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Ünlü İspanyol şef Diego Guerrero'nun İstanbul'da açtığı Abelia restoranı, yalnızca yeni bir mekân değil, küresel gastronomi şehirlerinin nasıl büyüdüğü hakkında bir ders niteliğindedir. Yazar, Guerrero'nun kendi imzasını taşımak yerine yerel kültürle bağ kurmayı tercih etmesini, modern lüksün gösteişten uzaklaşarak daha samimi ve paylaşmacı bir deneyime evrildiğini gösterdiğini öne sürmektedir. Ancak İstanbul'un gerçek meselesi yeni mutfakları yaratmaksa ya da mevcut gücünü görünür kılmaksa, bu iki yaklaşım arasında hangisi daha etkin bir çözümdür?

Restoranı DSTAgE ile modern İspanyol mutfağının en özgün temsilcilerinden sayılan Diego Guerrero yeni yerini İstanbul'da açıyor. The Peninsula Istanbul'un içinde 23 Mayıs'tan itibaren hizmet verecek olan Abelia'yı ünlü şef 'İyi bir atmosferde, yüksek kalite ama rahat ve paylaşmaya yönelik bir gastronomi deneyimi' olarak anlatıyor.

Uluslararası üne sahip bir şefin İstanbul'da restoran açmasını yalnızca yeni bir mekân haberi olarak okumak eksik kalır. Çünkü bugün global gastronomi şehirleri sadece kendi mutfağıyla değil, ağırladıkları mutfaklarla büyüyor. Şehirlerin küresel gastronomi sahnesindeki imajı dünya gastronomisiyle kurduğu ilişkiyle belirleniyor.

Diego Guerrero gibi kendi mutfak dilini kurmuş, Michelin yıldızlarıyla uluslararası tanınırlık kazanmış bir şefin İstanbul'da The Peninsulagibi global bir yapının içinde proje gerçekleştirmesi bu yüzden önemli. Bu tür girişimler restoranın başarısının yanı sıra şehrin gastronomi turizmi alanındaki algısıyla doğrudan ilişkili. Çünkü bugün artık belirli şeflerin peşinden seyahat eden, destinasyonunu yeme-içme deneyimi üzerinden kuran ciddi bir kitle var. İstanbul da bu haritada son derece güçlü bir potansiyel olarak yer alıyor.

Haberin Devamı

Diego Guerrero, Madrid'deki restoranı DSTAgE ile modern İspanyol mutfağının en özgün temsilcilerinden biri. Onun mutfağı, klasik fine dining kalıplarını kıran, hatta zaman zaman tamamen dağıtan bir yapı. Yaptıklarıysa teknik ustalığın ötesinde; yapı bozan, katmanlı ve çoğu zaman sürprizlerle ilerleyen bir anlatı kuruyor. Ancak bu anlatının merkezinde her zaman ürün var. Bu yüzden onu sadece 'yaratıcı' olarak tanımlamak eksik kalır; o, aynı zamanda neyi dönüştüreceğini ve neyi olduğu gibi bırakacağını bilen bir şef. Tekniği göstermek için değil, ürünü açığa çıkarmak üzerine bir sistem kurmuş. Belki de bu yüzden onu malzemeyi okuma biçimiyle öne çıkan bir anlatıcı olarak görmek gerekiyor. Ve böyle önemli bir anlatıcının İstanbul'da restoran açacak olması beni ziyadesiyle
heyecanlandırdı.

Boğaz'da Akdeniz ruhu

Madrid'deki restoranında yemek yemiş biri olarak burada yapacakları beni daha da meraklandırdı. Fakat Guerrero'nun İstanbul'daki Abelia projesine yaklaşımı bu güçlü kimliğin bire bir bir uzantısı değil; aksine bilinçli bir geri çekilme hali. Mutfağını taşımak yerine, bulunduğu yere alan açmayı seçmiş."DSTAgE'de
yaptıklarımızla doğrudan bir bağlantısı yok; zaten aynı olması da doğru olmazdı" diyor. Onun için bu proje, kendi imzasını çoğaltmanın ötesinde 'Boğaz kıyısında Akdeniz ruhunu taşıyan, sıcak ve samimi bir deneyim sunabilmek'.

Haberin Devamı

Bu yaklaşım, İstanbul'daki yerin bugün farklı şehirlerde açılan pek çok şef restoranından ayrışmasını sağlıyor. Guerrero burada bir 'imza mutfak'tan çok, kültürünü temsil eden bir mutfak kuruyor: "Burada daha çok İspanyol gastronomisinin temsilcisiyiz." Bu temsil hali, aynı zamanda onun kendi iç yolculuğuna da işaret ediyor. "Bu proje, aşçılığımın en zanaatkâr ve geleneksel yanını yeniden keşfetmemi sağladı" derken, aslında yeni bir şey yaratmaktan çok, bildiğini yeniden hatırlayan bir şeften söz ediyoruz. Asıl ustalık bazen neyi yapacağını değil, neyi yapmayacağını bilmektir.