Risale-i Nur Türkçede de önderdir

—BAYAT İSNADLARA CEVAPLAR— (8)

Risale-i Nur hakkındaki bir lâhika mektubunda, Risalelerdeki Türkçe târif edilir. Kur'ân tefsiri Risale-i Nur'un bir duâ, tebliğ, zikir, fikir, hakikat kitabı olmasının yanı sıra, mantık, kelâm, ilâhiyat, teşvik-i san'at ve belâgat ile eşyanın hakikatini, imanın esaslarını, Allah'ın varlığını ve birliğini izâh ve ispat eden eserler olduğu yazılır.

"RİSALE-İ NUR'UN SON DERECE ETKİLİ BİR USLÛBU VARDIR"

Esasen Risale-i Nur hakkındaki bir lâhika mektubunda, Risalelerdeki Türkçe târif edilir. Kur'ân tefsiri Risale-i Nur'un bir duâ, tebliğ, zikir, fikir, hakikat kitabı olmasının yanı sıra, mantık, kelâm, ilâhiyat, teşvik-i san'at ve belâgat ile eşyanın hakikatini, imanın esaslarını, Allah'ın varlığını ve birliğini izâh ve ispat eden eserler olduğu yazılır. (Emirdağ Lâhikası, s. 85-87)

Şu devrede Türk dilinin sadmeler geçirmesine karşı, Türkçenin aslına döneceği, Risale-i Nur'daki gerçek ve asıl Türkçenin lisânda da önder olacağı ve öne çıkarak üstünlüğü elde edeceği tesbiti yapılır. Aslında Nur Risalelerinin edebiyatta da şâheser oluşu, müellifi Said Nursî'ye zamanın eşsizi anlamına gelen "Bediüzzaman" ünvânını lâyık gören çağdaşı ilim ve fikir adamlarının, edebiyat ustalarının takdiriyle tescil edilir.

Bu konuda şâir, edebiyatçı, fikir ve aksiyon adamı Sezaî Karakoç'un "Risale-i Nur'un son derece etkili bir sesi ve uslûbu vardır. Bir bakıma Risale-i Nur tek başına, bir İslâm kültürü külliyatıdır. Bediüzzaman'ın Anadolu'da okumamış insandan aydın insana kadar büyük bir kitleyi yeniden İslâm kültürü ve inancıyla eğittiğini; âdeta Anadolu'da yeni bir kültür akımı doğurduğunu ve bir kültür savaşına giriştiğini görmemek mümkün değildir" tesbiti dikkate değerdir. (İslâm'ın Dirilişi, s. 32)

Ve bütün bu izâhlar, Risale-i Nur'un asıl ve gerçek Türkçe olduğunu teyid eder...

"RiSALELERDE EDEBİYAT TADI VEREN BAMBAŞKA BİR TÜRKE VAR"

Ayrıca "İkinci Mehmed Âkif" olarak bilinen büyük şâir Ali Ulvî Kurucu, "kalblerde, ruhlarda, vicdan ve fikirlerde kudsî bir ideâl halinde insanlıkla beraber yaşayacak olan din hissinin, iman şuurunun, ahlâk ve fazîlet mefhumunun asırlara, nesillere telkini ile meşgul olan bir dahi, candan ve cihandan geçen bir mücâhid" diye tavsif ettiği Bediüzzaman'ın edebî cephesini şu sözlerle anlatır:

"Üstad, zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından harikulâde denecek derecede edebî bir kudret ve melekeyi hâizdir. Ve bu sebeple üslûp ve ifâdesi, mevzua göre değişir. Meselâ, ilmî ve felsefi mevzûlarda mantıkî ve riyâzî (matematik) delillerle aklı ikna ederken, gayet veciz terkipler kullanır. Fakat gönlü mest edip, rûhu yükselteceği anlarda, ifâde o kadar berraklaşır ki târif edilemez...

"Meselâ, semâlardan, güneşlerden, yıldızlardan, mehtaplardan ve bilhassa bahar âleminden ve Cenab-ı Hakkın o âlemlerde tecellî etmekte olan kudret ve azametini tasvir ederken, üslûp o kadar lâtîf bir şekil alır ki; artık her teşbih, en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır; ve her tasvir, hârikalar hârikası bir âlemi canlandırır.

"İşte, bu hikmete mebnîdir ki, bir Nur Talebesi, Risale-i Nur Külliyatını mütalâa ile, üniversitenin herhangi bir fakültesine mensub da olsa, hissen, fikren, ruhen, vicdanen ve hayalen tam manasıyla tatmin edilmiş oluyor. Nasıl tatmin edilmez ki Risale-i Nur Külliyatı, Kur'ân-ı Kerîm'in cihânşümûl bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh, onda o mübârek ve İlâhî bahçenin nûru, havası, ziyâsı ve kokusu vardır." (Tarihçe-i Hayat, s. 20-21)

Bütün bunlarla beraber Ali Ulvî Kurucu'nun Nur Risalelerindeki güçlü edebiyat hakkındaki değerlendirmesine ilâveten edebiyatımızın medâr-ı iftiharı İstiklâl Marşı şâiri Mehmed Âkif Ersoy'un Bediüzzaman'ın edebiyat ve felsefedeki seviyesini anlatırken, "Victor Hugo'ları, Shakespare'leri, Descartes'ları misâl vermesi, Nur Risalelerinin lisânına dil uzatanlara en açık cevaptır.

RİSALELERDEKİ MÜSTESNÂ EDEBİYAT VE BELÂGAT...

Bunun içindir ki "Risale-i Nur gâyet fasîh ve vecizdir. Sözün kıymeti; îcazındadır, kısalığındadır" değerlendirmesinde bulunan mümtaz Nur talebesi Zübeyr Gündüzalp, Bediüzzaman'ın eserlerindeki hususiyet ve inceliği şu cümlelerle açıklar:

"Risale-i Nur'da, müstesna bir edebiyat ve belâgat ve îcâz, nazîrsiz, câzib ve orijinal bir üslûp vardır. Evet, Bediüzzaman zâtına mahsus bir üslûba mâliktir. Onun üslûbu, başka üslûplarla muvâzene ve mukayese edilemez. Eserlerin bâzı yerlerinde, edebiyat kaidesine veya başka üslûplara nazaran pek münâsip düşmemiş gibi zannedilen bir noktaya rastlanırsa, orada gâyet ince bir nükte, bir îmâ veya ince bir mânâ veya hikmet vardır. Ve o beyân tarzı, oraya tam muvâfıktır." (Age., s. 717)

"Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medâr-ı iftihârı merhum Mehmed Akif'in bir üdebâ (edebiyatçılar) meclisinde, Victor Hugo'lar, Shakespeare'ler, Descartes'lar, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler" dediğini nakleder.