"Şeytan Marka Giyer" geri döndü peki ya biz aynı yerde miyiz

20 yıl sonra ekranlara dönüş yapan "Şeytan Marka Giyer", geçmiş nostaljiyi mi, yoksa güç ilişkilerinin çöküşünü anlatacak?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, "Şeytan Marka Giyer 2"'nin sadece bir devam filmi değil, bir çağın kapanışını temsil ettiğini savunuyor. Anna Wintour gibi mutlak güç figürlerinin otoritesinin zayıfladığı bir dönemde filmin başarısı, modayı değil bu 20 yıllık değişimi anlatabilmesine bağlı. Peki filmdeki "şeytan" karakteri, o dönemin kontrolü özleten ve artık mümkün olmayan bir dünyayı nostaljik olarak sunacak mı, yoksa değişimin anlamını sorgulayacak mı?

Amerikan Vogue'un efsane yayın yönetmeni Anna Wintour'dan ilham alan "Şeytan Marka Giyer", 1 Mayıs'ta tüm dünyada vizyona girecek ikinci filmiyle gündemde. Meryl Streep, Anne Hathaway, Stanley Tucci ve Emily Blunt'ın başrollerinde olduğu, David Frankel'in yönettiği film beklentileri karşılayabilecek mi

Meryl Streep (Miranda Priestly), Anne Hathaway (Andrea Sachs), Emily Blunt (Emily Charlton) ve Stanley Tucci (Nigel Kipling) ana kadroda yer aldı.

"Şeytan Marka Giyer 2" (The Devil Wears Prada 2) filmi etrafında dönen tartışma tam da bu hissin üzerine kurulu. Çünkü mesele artık sadece bir filmin devamı değil, bir dönemin, o dönemi mümkün kılan güç ilişkilerinin ve sembollerinin bugünde nasıl yankılandığı.

Moda dergilerinin etkisinin azaldığı, sinema salonlarının boşaldığı bir çağda, bu iki dünyanın kesişiminde bir hikâyeyi yeniden anlatmak kolay değil. Üstelik bunu bir kahve zinciri iş birliğiyle süslemek, nostaljiyi güncellemek değil, onu olduğu gibi vitrine koymak.

Anna Wintour kızı ve gelini Elizabeth Cordry Shaffffery ile birlikte.

Asıl kırılma noktası ise başka. Anna Wintour, bir dönemin hiç tartışmasız güç figürü. Moda dünyasının soğuk, mesafeli, belirleyici yüzü. "Şeytan Marka Giyer"in ilham kaynağı. Bugün ise o mutlak otoritenin de çözülmeye başladığını görüyoruz. Görevini daha genç bir isme devretmesi ve Conde Nast içindeki rolünün geri plana çekilmesi, bir kariyer değişimi değil, bir çağın da kapanışı aslında. Belki de bu yüzden, Wintour'un artık film tanıtımlarında kırmızı halıda daha görünür olması ironik bir tablo yaratıyor. Kızı ve gelini Elizabeth Cordry Shaffery ile birlikte kameraların karşısında poz veriyor. Üstelik gelininin üzerinde, Wintour'un yıllar önce giydiği bir Prada elbise. Bu bir stil tercihi mi yoksa bilinçli bir mesaj mı Muhtemelen ikisi birden. Çünkü moda artık yeni olanı değil, hikâyesi olanı satıyor. Arşiv parçalar, vintage dokunuşlar, geçmişe referans veren tasarımlar bugünün estetik dilinin parçası. Ama aynı zamanda bir şeyin de itirafı: Yeni olan, eskisi kadar güçlü bir anlam üretmekte zorlanıyor.

Bir dönem canlandırması

İşte tam bu noktada filmle gerçek hayat birbirine karışıyor. "Şeytan Marka Giyer 2" bir devam filmi olmaktan çıkıp âdeta bir dönem canlandırmasına dönüşüyor. Kostümler de bu anlatının merkezinde. İlk filmde kıyafetler karakterlerin dönüşümünü anlatıyordu. Yayın yönetmeninin asistanı Andy'nin sade kazaklardan couture parçalara geçişi, hem stil hem kimlik değişimiydi. Bugün ise kostüm tasarımı daha zor bir sınavla karşı karşıya. Çünkü izleyici artık sadece şık olanı değil, anlamlı olanı arıyor. Bir kıyafetin markası kadar, nereden geldiği, nasıl üretildiği ve neyi temsil ettiği de önemli. Eğer yeni film bu katmanları yakalayamazsa, görsel bir şölen sunar ama duygusal bir bağ kuramaz.

Anne Hathaway cephesi

Anne Hathaway cephesinde ise farklı bir ton var. Röportajlarında projeye dair temkinli bir heyecan hissediliyor. Hatta o kısa ama çok şey anlatan ifade: "İnşallah!" Tek kelime, belki de tüm prodüksiyonun ruh hâlini özetliyor. Evet, büyük bir mirasın devamı, ama aynı zamanda büyük bir belirsizlik. Çünkü artık hiçbir şey 2006'daki gibi değil. O dönemde başarı hikâyeleri daha netti. Moda daha merkeziydi. Medya daha güçlüydü. En önemlisi de gelecek daha öngörülebilirdi. Bugün ise her şey değişken. Güç dağılmış durumda. Anna Wintour gibi figürlerin bile etkisi eskisi kadar mutlak değil. Bu yüzden filmdeki 'şeytan'ın kendisi bile artık daha az korkutucu.

Peki, o zaman bu film ne anlatacak Eğer sadece geçmişi yeniden üretirse bu bir nostalji egzersizi olarak kalır. Ama eğer o geçmişin neden artık mümkün olmadığını sorgularsa işte o zaman gerçekten bugüne ait bir hikâye ortaya çıkar. Çünkü mesele şu: Biz 20 yıl öncesini gerçekten özlüyor muyuz, yoksa o dönemin bize sunduğu güven ve kontrol hissini mi özlüyoruz