Yazar, Arter'in Dolapdere'de başlattığı kültürel dönüşümü, özellikle çocuk festivali aracılığıyla sanatla yüzleşmeyi teşvik eden bir kurum olarak değerlendiriyor. Çocukların sadece izlemeyip üretmeye yönlendirilmesini çağdaş sanatın en sahici karşılığı olarak görüyor çünkü bu yaklaşım mekân, hafıza ve gündelik yaşamla doğrudan diyalog kurduğu için. Peki bu tür kurumsal sanat müdahaleleri, toplumsal dönüşümü gerçekten tetikleyebiliyor mu yoksa sadece seçkin kesimin estetik uzlaşısını pekiştiriyor mu?
Sanat galerilerini Dolapdere'ye getiren, oyunu değiştiren aslında Arter oldu. Bir semtin kaderi bazen tek bir kültür hamlesiyle değişmez belki ama yönü kesinlikle değişir.
Dolapdere de bugün tam olarak böyle bir eşikte duruyor.
Vehbi Koç Vakfı bünyesinde hayata geçen Arter, yıllarca İstiklal Caddesi'ndeki mekanında çağdaş sanatın nabzını tutmuştu. Dolapdere'de de bu geleneği sürdürüyor ve bulunduğu çevreyle diyalog kurup onu dönüştürüyor.
Bugün Arter'in çevresinde açılan yeni galeriler, artan ziyaretçi trafiği ve değişen algı, bu etkinin somut karşılığı.
Bu dönüşümün en güçlü unsurlarından biri de kuşkusuz yapının kendisi.
Grimshaw Architects imzasını taşıyan bina, şehri içeri davet eden bir mimari dil kuruyor.
Katlar arasında dolaşırken bir anda kendinizi dışarıya bakarken buluyorsunuz.
Terasa çıktığınızda ise manzara bir sergiye dönüşüyor: Gündelik hayatın tüm gerçekliği, çamaşır ipleri, eski yapılar, bir köşede beliren kilise, biraz ötede yükselen bir cami...
Arter, bunları saklamak yerine görünür kılarak aslında çağdaş sanatın en temel meselesini hatırlatıyor: Yüzleşmek.
Ömer Koç'un 2019'da Arter'in açılışındaki sözleri de bu yaklaşımın altını çiziyordu: "Çocuklarımızı yaratıcı düşüncenin ve sorgulama becerisinin dinamikleriyle donatmalı, yetişkinlerin de sanata erişim ve katılım hakkını yaygınlaştırmalıyız."
Bu vizyon, Koç Topluluğu'nun 100. yılı kapsamında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü ile de kendini gösteriyor.
Bu yıl kültür alanında verilen ödülün sahibi Canan Tolon oldu. Canan Tolon'un üretim pratiği, mekân, zaman ve hafıza üzerine kurduğu katmanlı diliyle tam da Arter'in temsil ettiği düşünsel zemine denk düşüyor.
Ödülün zamanlaması da anlamlı, bir yanda yüz yıllık bir kurumsal hafıza, diğer yanda çağdaş sanatın sürekli yenilenen dili.
Arter'i asıl farklı kılan ise bu büyük çerçeveyi gündelik deneyime nasıl indirdiği.
23 Nisan haftasında düzenlenen çocuk festivali bunun en canlı örneklerinden biri.
'Sanatla Büyüyorum' başlığıyla gerçekleşen etkinliklerde çocuklar sadece izlemeye değil üretmeye de yönlendiriliyor.
Resimden heykele, sesten hikayeye uzanan atölyelerde her gün başka bir keşif alanı açılıyor.
Keşif Saati'nde birlikte dans eden, alüminyumdan rölyefler tasarlayan, kendi sözcükleriyle otoportre yazan ya da farklı dokularla kolaj üreten çocuklar, sanatla ilişkiyi oyun üzerinden kuruyor.
'Bunu Sanata Dönüştürelim' atölyesinde gündelik nesneler heykellere dönüşürken, 'Hafıza Oyunumu Tasarlıyorum' etkinliğinde çocuklar kendi oyunlarını kurguluyor.

6