Bir gönül olarak Türkiye

Türkiye'yi sadece coğrafya değil ruh olarak anlamak gerekir; peki bu 'ruh', farklı gönüllerdeki insanları aynı şekilde çağırıyor mu?

Bekir Fuat
Bugün
24
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, bir milletin kendini anlaması ve büyük kültürer yaratması için kendi sözü, gönlü ve davasından hareket etmesi gerektiğini savunur. Türkiye'yi fiziksel bir yer değil, imanla yoğrulmuş bir ruh olarak tanımlar çünkü bu topraklardaki kültür ve edebiyat bu anlamı taşır. Ancak bu 'ortak ruh' tanımı, Türkiye'deki çeşitli kimlikleri ve söylemleri nasıl kapsayabilir?

İnsan dünyaya kendi kalbinden, kendi sözünden ve kendi kavrayışından bakar. Kendi diliyle anlamaya çalışır hayatı. Milletler de böyledir. Kendi sözü, gönlü ve davası olan milletler büyük kültürleri, büyük rüyaları yaşar ve yaşatır.

Bir yeri vatan belleyebilmek için ona aidiyet duymak gerekir.

Orada kök salmak, onu kalbinle sevmek.

Gönlün açıldığı, tarihin ve sözün taşındığı bir yer.

İnsan, sözünü 'bir yer'den söyler. Dünyaya bir yerden bakar. Bir yerden ve bir gönülden. Bir yere dayanmayan göz neyi görebilir; dünyaya ne söyleyebilir

Türkiye, gönlümüzdür. Durduğumuz ve baktığımız yerin adıdır. Türkiye çınarımız, ışığımız, imanımızdır.

İmanımız mayamıza işlemiş; mayamız da bu topraklarda yoğrulmuştur.

Biz bu topraklara yalnız bakmayız; onlarla yaşarız. Bu toprakların canlı olduğuna, bir ruh taşıdığına inanırız. Okunmuş, üflenmiş, tütsülenmiş... Gariplere sığınak, yorgunlara yurt olmuştur.

Mazlumlar için bir istinatgâh gerekir. Nasıl ki bedenin istinatgâhı kalpse, mazlum kalplerin istinatgâhı da bu topraklardır.

Türkiye sılamızdır, kalbimizdir.

Bu toprakları anlamak, bir ruhu anlamaktır. "Git Vatan Kâbe'de siyaha bürün!" diyerek bu toprakların anlamına işaret eden Namık Kemal'i anlamadan Medine'yi, Mekke'yi bile hakkıyla anlayamaz, sevemezsiniz.