Barış Terkoğlu

Cumhuriyet

Can Yaman meselesini konuşalım mı

Endişe içimize gökten düşmez, açıklanabilir bir nedeni vardır. Nasıl çabuk kanıksıyor, nasıl hemen kabul ediyoruz. Yandaşı, muhalifi, iktidar seveni sevmeyeni... Hemen hizaya geliyor. Dalgada sürükleniyor. Öyle ya, memleketin herhangi bir konusunda uzlaşamayanlar, bu konuda aynı dili kullanıyor. "Ünlülere uyuşturucu operasyonu" başlığıyla manşetle

Hakim dövmenin dayanılmaz hafifliği

Dünyanın nasıl göründüğü baktığınız yere göre değişir. Adalet bakanı sıkça aynı cümleyi kullanıyor: Türkiye bir hukuk devletidir. Gelgelelim, çoğu kişiyi ikna edemiyor. İkna etme şansı da yok. ünkü neyin ne olduğunu ancak çizginin öbür tarafındakiler anlayabiliyor. izginin öbür tarafına nasıl geçilir Yani yargılayan nasıl mağdur olur da hukuk arar

Venezüella meselesi anlattıkları gibi değil

Gerçek, ona ulaşmak istemeyen için inanılmaz görünür. Yugoslavya'yı barış diyerek bombaladılar. Irak'ı demokrasi diyerek. Suriye'yi özgürlük diyerek lime lime ettiler. Gazze'yi terörizm diyerek. Venezüella'da ne olmasını bekliyordunuz Şeker paketinin içindeki zehir kısa sürede açığa çıktı. Uyuşturucu, terör diye başladıkları operasyonun asıl niye

Adliyenin ön kapısı

Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir. Gözaltına al, tutukla. Gözaltına al, adli kontrol. Gözaltına al... 2025 yılının kelimesi: Gözaltı. Gazeteci, siyasetçi, sosyal medya kullanıcısı, vatandaş... Fikrini söyleyen, protesto eden, yazı yazan herkes gözaltını tadıyor. Savcılıklar gözaltı fabrikası oldu. Peki savcılığa arka kapıdan değil de ön kapıd

Çıksalar ne olur çıkmasalar ne olur

Konuşmak neden aramaz, sessizliğinse anlaşılır bir nedeni vardır. AKP'li vekiller televizyona çıkacak mı Gazetecilerin koltuklarına oturacak mı Parti politikalarını anlatacak mı Günlerdir televizyonlarda bu konu konuşuluyor, tartışılıyor. Herkes fikrini söyledi. Evet ya da hayır diyenlerden daha köklü bir cevabı Şamil Tayyar verdi: "Kurumlar, kur

Yarının kavgasına bugünden bakalım

Hareket bilinirse doğa öngörülebilir hale gelir. Türkiye, tartışması hiç bitmeyen bir ülke. Tam duracak derken her şey yeniden başlıyor gibi oluyor. Geleceğin krizleri de bugünden hazırlanıyor. Yine dilinin altında ne var diyeceksiniz, anlatayım... 2026'ya giriyoruz. İktidardan gelen sinyallere dahi bakarsanız, seçimin yapılması iki yılı bile bu

175 milyonluk cevap

Cevap verilemeyen her soru yeni sorulara gebedir. Sosyal medyayı açıyorum. ok sayıda mesaj, "OYAK'ta yaşananları gündeme getirin" diyor. Elbette haber değeri var. 65 yıllık, ülkenin en büyük sermaye kuruluşlarından birinde yaşanan tartışmaların haber değeri olmaz mı Ancak olmuyor. ünkü OYAK sadece askerlerin maaşından ayrılanlarla yaratılmış bir ku

İnsanın inanası tabii ki gelmez

İnsan ne anlatırsa anlatsın ancak eylemiyle anlaşılır. Her gün operasyon. Her gün gözaltı. Her gün dava. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir dizi adım atıyor. Meselenin hukuki olduğunu söylüyor. Gelgelelim siyasi olmadığına kimseyi inandıramıyor. Hatta iktidarı destekleyenleri bile... Sebebi belli. Türkiye'de herkes biliyor ki konu "belediyelerdek

Askerlerin 175 milyonu nereye gitti

"Senin" dediklerinin akıbetini sorunca senin sandığının senden ne kadar uzakta olduğunu görürsün. Bu köşeyi okuyanlar hatırlayacaktır. Sahibi fiilen TSK personeli olan, her ay askerlerin maaşlarından kesilenlerle sermayesi oluşturulan OYAK'ın önceki yönetimi ile OYAK üyeleri mahkemelik olmuştu. İki tarafın da tezlerine burada yer vermiştim. OYAK ü

Ne olduğunu görmüyor musunuz

Her "Bak" dediğimizde gözler kapanıyorsa işaret ettiğimizi gösterebilir miyiz Geçen günlerde 79 yaşındaki Ermeni bir yurttaşımızın ölüm hikâyesini anlatmıştım. Hatırı sayılır malvarlığı olan Hripsime Sayrin, iki buçuk yıl önce kendi el yazısıyla hazırladığı vasiyetinde, mallarını Ermeni vakıflarına ve yeğenlerine bağışlamıştı. Geçen 24 Mayıs'ta, am