Onuncu kurban

Kahramanmaraş faciasının sorumlusu çocuk kadar eğitim sistemi, aile ve devlettir; peki din eğitimini talim etmek gerçekten çözüm mü, yoksa sorun mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Kahramanmaraş okulundaki cinayeti din odaklı eğitim politikasının bir sonucu olarak görüyor ve sistemin, ailenin ve devletin sorumluluğunu vurguluyor. Çocuğun yeteneklerinin göz ardı edilmesi, ailede hissedilen yalnızlık ve sistem tarafından görmezden gelinmesi trajediyi tetiklediğini savunuyor. Bu eleştiriler eğitim sisteminin bireysel farklılıkları görmezden gelip ideolojik hedeflere odaklanmasının ne gibi sonuçlar doğurabileceği sorusunu açık bırakıyor.

Kahramanmaraş'taki okul faciasında kurban sayısı şimdilik dokuz. Dilerim artmaz.

Faciaya neden olan 14 yaşındaki çocuğu onuncu kurban sayıyorum.

Özel isimleri özellikle kullanmayacağım. ünkü söz konusu facia özel isimlerin üstünde ve ötesinde anlam taşıyor.

Sözcükleri seçerken de özel dikkat göstermek gerektiğini biliyorum.

ünkü evlatlarını yitiren ailelerin acıları taptaze ve hep öyle kalacaktır.

Yaşamını yitiren öğretmenin yakınlarının acıları da öyle.

Fakat biz istesek de istemesek de bu olağandışı, çok acı, allak bullak edici facia her yönüyle hep konuşulacak, üzerinde düşünülecektir.

Bu akıl almaz cinayetleri işleyen çocuk ne yazık ki amacına ulaşmış oldu.

Nasıl mı

11 Nisan'da bilgisayardaki notlarında, yana yakıla, "fark edilmek" istediğini dile getiriyor.

İşte fark edildi. Hem de fazlasıyla.

Ama böyle mi olmalıydı

Hep birlikte yanıt aramamız gereken soru budur.

***

Facianın baş sorumlusu bence, eğitimi "dindar ve kindar nesil yetiştirmek" olarak anlayanlarla bu hedefin bakan vs. uygulayıcılarıdır.

Bu insanlar başlarını deve kuşu gibi kuma sokacaklarına, uygar dediğimiz ve gerçekten de her bakımdan bizden çok ileri ülkelerin eğitim programlarına, ders çizelgelerine baksınlar.

Bu deve kuşları söz konusu program ve ders çizelgelerinin hiçbirinde (din görevlileri yetiştiren okullar dışında) din kitaplarının, peygamber yaşamlarının ders olarak okutulmadığını, okutulamayacağını görürler.

Buna karşılık bu program ve çizelgelerde ciddi fen ve sosyal bilim dersleri olduğunu göreceklerdir.

Milli eğitim bakanı titri taşıyan kişinin çocuğu yabancı dilde eğitim veren bir okulda öğrenciymiş. Bu kişi o okulun programlarına baktı mı

Cumhurbaşkanının çocuklarının ülke dışında eğitim görmüş olduklarını biliyorum.

Bu genç kızlarla Amerika'da, davetli olduğum yanlış anımsamıyorsam Şikago Üniversitesi'nin bir salonunda yıllar önce karşılaşmış, iki satır konuşmuştuk da.

Sayın deve kuşları! Sizin anlamadığınız, inancın öğretilecek bir şey değil, adı üstünde, apayrı bir şey olduğudur. Zorlarsanız, tersine de dönebileceğinin sayısız örneği vardır.

Öğretilmesi ve öğrenilmesi gereken fen bilimleridir. Sosyal bilimlerdir, edebiyattır, sanattır, sevgidir, insan ve yurt sevgisidir.

Neden hiçbirinizin aklına örneğin Cumhuriyetimizin kurucusunun yaşamını, gelişim öyküsünü, savaşımlarını, okuduğu kitapları ders olarak okutmak gelmiyor

İnanıyorum ki bir gün bu olacaktır.

Din olgularının, peygamber hayatlarının tarih kitaplarında, felsefe derslerinde bilimsel olarak okutulup öğretilmemesi için ise bir neden olmasa gerektir.

***

Facianın sorumlusu bahtsız çocuk kendi kendine öğrendiği akıcı İngilizceyle, okuldan bir şey öğrenmediğini, derslerde her şeyi herkesten önce kavradığını, bu nedenle okuldan ve derslerden soğuduğunu, kendini yapayalnız hissettiğini yazıyor.

Öğretmenler ve aile bunların farkına vardı mı