Yazar, Türkiye'de siyasetin güç ve fayda merkezli olmasının toplumsal kutuplaşmaya ve kimlikler arası mesafeye yol açtığını iddia ediyor. Bu durumun AK Parti'nin son dönemleriyle özellikle belirginleştiğini, Kemalist düzende olduğu gibi tekil bir değer sisteminin özgürlükleri daraltarak demokrasi arayışını zayıflattığını savunuyor. Peki toplumsal dönüşümün siyasi iradenin değişimine bağlı olmadan mümkün olabilir mi?
Siyasetin ana eksenini çatışma oluşturunca, güç merkezli tahlil, tavır ve beklentiler öne çıkar.
Farklı toplumsal talep ve hassasiyetler ikinci plana düşer.
Devlete endeksli siyaset algısı doğallaşmaya başlar.
Toplumdaki görüşler kutuplaşır, kutuplar homojenleşir.
Bir de toplum, siyaset ve özgürlükler alanının iyice sınırlı olduğu; hâkim toplumsal dokunun ve değer hükümranlığının yaşandığı, buna karşın çoğul bir kimlikler diyarında, üstelik "Batı-Doğu fay hattı" üzerinde yaşıyorsanız, tablo daha da koyulaşır.
Bu durum, siyasetin sadece bir iktidar savaşı ve bir güç oyunu olarak algılandığı ortak bir siyasi kültüre; tüm farklılıkları kesen ortak bir geleneğe işaret eder.
Düşüncede, eylemde ve siyasette esasın ve tek kriterin "fayda" olduğu bir gelenek...
Sağ, sol, milliyetçi, liberal, dindar, laik kökenli farklı faydaların varlığı; faydalar çokluğu ve savaşı, fayda ortak paydasını ortadan kaldırmaz.
Nitekim örneğin tahammül hâli, eleştiri ve demokrasi karşısındaki tutum ya da sahiplenme ve ret hâli, getireceği faydaya göre değişir ve şekillenir.
Siyasi partilerden gazetelere, yazarlardan devlet birimlerine; kişilerin ve kurumların çıkarlarından hareketle aldıkları pozisyonlar ile yaptıkları güç analizleri ve attıkları demokrasi çığlıkları birbirine karışır.
Bizim durumumuz da, sıkça olduğu gibi, yine böyle...
Gerek siyaset gerek zihniyet açısından yaşadığı ağır hastalıklar; "güç üzerinden fayda arama" virüsüne kapılan bu ülke için kutuplaşma koşulları yine etkisini gösteriyor.
İç siyasette bir yanda iktidarın meşruiyetine ilişkin sorular, öte yanda bu soruların meşruiyetine dair başka sorular üzerinden; konuşmadan, etkileşim içine girmeden alınan bir yol var.
Kuralın, teamülün, denge ve etkileşimin hiçe sayıldığı; farklı kaynaklardan gelen meşruiyetlerin karşılaşması ve savaşı gibi garip bir durumu ortaya çıkaran bir yol...
Burada gözden kaçmaması gereken asıl ve hayati sorun şudur:
Farklı toplumsal kesimlerin etkileşiminden, temasından ve konuşmasından doğan; köklü ve kalıcı değişimin, toplumsal mayalanmanın temelini oluşturan, AK Parti iktidarının ilk dönemini önemli ölçüde tanımlayan kimlikler arası etkileşimler duracak kadar yavaşlamaktadır.

4