Ahmet Özdemir

Ahmet Özdemir

Yeni Asya
Yaşam / Din 52 yazı 0 takipçi

Zekâtla imtihan (1)

Zekât emri geldikten sonra Resul-i Ekrem (asm) ümmetinden zekât toplamak üzere zekât memurları (tahsildarlar) görevlendirdi.Bunları zenginlerden zekât toplamak üzere gönderdi. Burada yaşanmış iki farklı örnekten bahsetmek istiyorum. Birisi zekât emrini "cizye" kabul ederken diğeri mallarını Allah'ın emaneti olarak kabul edip gönül rızasıyla seve se

Zekât ve şükür

Malın şükrü, malı verene teşekkür etmektir. Teşekkür etmek, dil ve kalb ile olmakla birlikte, davranış haline de getirilmelidir. Asıl mal sahibi olan Allah'a teşekkür, O'nun emirlerine uymakla olur.Zekâtın nerelere harcanacağı hakkında da, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Sadakalar (Zekât), Allah'tan, bir farz olarak, ancak: Fakirlere, miskinler

"Şeair-i İslâmiyede ubudiyet saklıdır"

Günümüzde özel ve kamu hukuklarından bahsedilir.Bediüzzaman da bu tasnifi kabul etmekle birlikte kamu hukukunu "hukukullah" sayar. Şer'î meselelerden bir kısmının şahıslara, bir kısmının da umuma taalluk ettiğini benimser. Herkesi ilgilendiren meseleleri "şeair-i İslâmiye" olarak ifade eder. Umumun rızası olmazsa, onlara ilişmek, umumun hukukuna te

İslâmiyetin beş temelinden biri

Zekât ve sadaka aslında zenginlerin fakirlere bağışları değil, Allah'ın zenginlerin mallarına yoksullar için koymuş olduğu bir haktır.Malın üzerinde, ödenmediğinde malı ve mal sahibini kirleten iki türlü hak vardır: Allah hakkı ve kul hakkı. Mal insana geçici bir süre verilen Allah'ın bir emanetidir. İnsan hırs ile sahip çıkamaz. Canının istediği g

Namazın önemi ve fazileti

Namaz sadece bir ibadet midir yoksa ruhu, kalbi ve aklı dünya işlerinden koparacak kadar güçlü bir araç mıdır?

Ebu Hureyre'nin bu künyeyi almasının sebebi neydi

Devs kabilesinden Tufeyl b. Amr'ın İslâmiyet'e davetine ilk icabet eden, Ebu Hureyre idi. Ebu Hureyre, Devsîlerle Medine'ye gelirken, uzayıp giden gece yolculuğundan sıkılıyor, Medine'ye bir an evvel kavuşmak için sabırsızlanıyordu.Ebu Hureyre, Devsîlerle birlikte Hayber'e vardığı zaman, Peygamberimiz (asm) Natat kalesini fethetmiş, Ketibe kalesind

Ebu Hureyre'nin (ra) bu künyeyi almasının sebebi neydi

Devs kabilesinden Tufeyl b. Amr'ın İslâmiyet'e davetine ilk icabet eden, Ebu Hureyre idi. Ebu Hureyre (ra), Devsîlerle Medine'ye gelirken, uzayıp giden gece yolculuğundan sıkılıyor, Medine'ye bir an evvel kavuşmak için sabırsızlanıyordu.Ebu Hureyre, Devsîlerle birlikte Hayber'e vardığı zaman, Peygamberimiz (asm) Natat kalesini fethetmiş, Ketibe kal

Fıtır Sadakası ve Bayram Namazları

Peygamberimiz (a.s.m.); Ramazan bayramına bir-iki gün kala, her Müslüman için bayram namazından önce yoksullara fıtır sadakası ayrılıp yoksullara verilmesini emretti.1Fıtır sadakasının; her Müslüman'ın üzerine düşen bir hak ve vecibe (borç) olduğunu ilan da ettirdi. Yoksulların yiyeceğini sağlayan, oruçluyu söylediği boş sözlerden, işlediği çirkin

Kardeşliğin güzel sonuçları

Muhacirler, "Ensar kardeşlerimiz, bize mal mülk verdi, nasıl olsa geçimimizi sağladılar" diyerek boş durmuyorlardı. Doğrusu bu, imanlarından gelen gayrete de tersti. Her biri elinden gelen çabayı göstererek, mümkün oldukça kimseye yük olmamaya çalışıyordu. Burada yaşanmış bir örneğe bakalım:Resûl-i Ekrem (asm) tarafından birbirlerine kardeş yapılan

Asr-ı Saadetten günümüze

Ümmü Süleym Müslüman olup Peygamberimize (asm) biat ettiği sırada, oğlu Enes b. Malik yanında değildi.Enes, annesinin Müslüman olduğunu öğrenince çıkıştı. Ümmü Süleym dinden çıkmadığını, sadece yurtlarına gelen zâta iman ettiğini söyledi. Enes'e de İslâm dinini anlattı. Eliyle işaret ederek Kelime-i Şehadet getirmesini istedi. Enes b. Malik, annesi

Abdullah b. Selâm'ın Müslüman olması

Abdullah b. Selâm, Medine Yahudîlerinin ileri gelen âlimlerinden biri idi. Babası Selâm'dan Tevrat'ı ve tefsirini de öğrenmişti. Babası, âhirzamanda gelecek peygamberin sıfatlarını ve alâmetlerini de kendisine anlatmıştı.Abdullah, Resûl-i Ekrem Efendimizin Medine'ye gelişini Müslümanlara müjdeleyen Yahudîden duymuş ve kendisini tutamayarak, "Allahu

İnsanda ölüm düşüncesi

Ölüm, İslâm inancı açısından hayatın sona ermesi değil; bilakis ebedî bir hayatın başlangıcıdır. Hayat yaratıldığı gibi ölüm de yaratılmıştır. Bu hususta Bediüzzaman şöyle demektedir:"Mevt dahi hayat gibi mahlûktur; hem bir nimettir. Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye