Yazar, İslam'da namazın imanın alâmeti olduğunu ve mümin için en yüksek şeref olduğunu iddia eder. Bu düşünceyi Kur'an, hadis ve Bediüzzaman'ın düşüncelerine dayandırır. Ancak namazın bu kadar mutlak bir çözüm sunabileceğine ya da her mümin için aynı ruhsal etkiye sahip olabileceğine ne kadar katılabiliriz?
Allah Kur'ân-ı Kerîm'de insanların ve cinlerin yaratılış gayelerinin Allah'a iman etmek ve ibadet olduğunu bildirmiştir.
Onun eşsiz varlığını bilip tasdik etmek, farz olan en büyük bir görevdir. Bundan sonra farzların en büyüğü ve en önemlisi namazdır.
Bediüzzaman namaz konusunda der ki: "Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermâye-i ömrünü âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü bir cihette ibkâ eder."
Namaz, imanın alâmeti, mü'minin miracıdır. Mü'min namazı sayesinde Allah'ın manevî huzuruna yükselir. Mü'min için namaz ne yüksek bir şereftir!..
Bütün hak dinlerde, namaz emri vardır. Peygamber (asm) Efendimiz de, peygamber olarak gönderilişlerinden itibaren namaz kılmakla yükümlü tutulmuştur. O zaman, güneşin doğuşundan ve batışından sonra olmak üzere günde iki vakit namaz kılınıyordu. Sonra Mirac gecesinde beş vakit namaz farz kılınmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadis-i şeriflerde namaza dair birçok emirler ve öğütler vardır. Bütün bunlar, İslam dininde namaza ne kadar büyük önem verildiğini gösterir. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulur:
"Sana vahyedilen kitabı oku ve namazını dosdoğru, tadil-i erkan ile kıl. Muhakkak ki namaz, insanı kötülükten ve hayasızlıktan alıkor. Allah'ı namaz ile zikretmek en büyük zikir ve ibadettir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilir."

6