Psikolog Dr. Gizem Sürenkök, okul saldırılarının ardından travmaya maruz kalan çocuklarla nasıl iletişim kurulması gerektiğini, yaşa göre farklı yaklaşımlar sunarak açıklıyor. Yazarın temel iddiası, fiziksel güvenlik tedbirlerinden ziyade psikolojik güvenliğin çocuklar için kritik olduğudur. Kilit argüman ise travmanın şifasının bağlantı, güven ve duyguların adlandırılmasında yattığıdır. Ancak okul güvenliğini güçlendirmek isteyen ailelerin endişeleri gerçekten gereksiz midir?
Art arda yaşanan okul saldırıları sonrası çocukların ruh hâlini düşünmek bile güç. Onların bu travmayı atlatabilmeleri için neler yapabiliriz Psikolog Dr. Gizem Sürenkök her yaşa göre nasıl farklı bir yol izlenmesi gerektiğinin ipuçlarını veriyor
Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki lisede yaşanan silahlı saldırının ardından Kahramanmaraş'taki ortaokulda bir öğretmen sekiz öğrencinin hayatını kaybetmesi 20 kişinin yaralanmasıyla hepimizin yüreğine bir taş oturdu. Tüm ülke bir yas evine döndü; okula gitmek istemeyen çocuklarımız tedirgin, endişeli. Anne, baba ve öğretmen olarak kaygı seviyemiz çok yüksek. Bazı şeylerin etki alanımızda olmaması ve sadece seyirci kalmamız da kaygılarımızı artırıyor. Bu çok zor dönemde ebeveyn olarak çocuklarla nasıl konuşmalı ve nasıl davranmalıyız Psikolog Dr. Gizem Sürenkök'e sorduk.
Okul saldırılarını çocuklara anlatmalı mıyız İstesek de istemesek de etraflarından ve internetten bilgi alıyorlar. Biz nasıl bir tutum sergilemeliyiz
Gelişim psikolojisinin bize öğrettiği şey şu: Çocuklar bilgi boşluklarını kendi hayal güçleriyle doldururlar. Ve çocuğun hayal gücü, gerçeklikten çok daha korkutucu olabilir. Yetişkin olarak bizim görevimiz gerçeği saklamak değil, gerçeği çocuğun taşıyabileceği bir forma dönüştürmek. Bu yüzden konuşmayı ebeveynin açması çok önemli. "Bugün üzücü bir şey duymuş olabilirsin, birlikte konuşalım mı" gibi bir açılış, çocuğa "Bu konu konuşulabilir, ben yalnız değilim" mesajı verir. Yaşa göre farklılaşan bir yaklaşım öneriyorum. Okul öncesi çocuklar için ayrıntıya hiç girmemek, "Bazı insanlar başkalarını üzdü ama büyükler hemen yardım etti" gibi koruyucu ve kısa bir çerçeve yeterli. İlkokul çağındaki çocuklara biraz daha somut bilgi verilebilir ama görüntü göstermemek, haber döngüsüne dâhil etmemek çok önemli. Ortaokul ve üstü için ise dürüstlük en iyi strateji. Bu yaş grubu zaten bilgiye ulaşıyor; onlarla konuşmak yerine susmak, bizi onların gözünde güvenilir bir kaynak olmaktan çıkarır. Sergilenmemesi gereken üç tutum var: "Duymamıştır" varsayımıyla susmak. "Bunlar seni ilgilendirmez" diyerek duygusunu geçersizleştirmek. Kendi panik ve öfkemizi olduğu gibi çocuğa yansıtmak. Çocuk, ebeveyninin duygusal dengesinden beslenerek kendi dengesini kurar. Bu yüzden biz yetişkinler önce kendi duygumuzu işlemeliyiz, sonra çocukla konuşmalıyız.
Güvenlik hissi ile gerçek güvenlik farklı şeyler
Pek çok çocuk olanlardan tedirgin. Veliler ise okul çevrelerinde dolaşan herkese şüpheli gözüyle baktıklarını söylüyorlar. Bu süreçte aklıselim kalabilmek için neler yapmalı
Şu an hissedilen şey -o tetikte olma hali, her yabancıya şüpheyle bakma, çocuğu yanından ayırmama isteği- bu bir karakter zayıflığı değil, sinir sisteminin kolektif bir travmaya verdiği normal bir tepki. Aklıselim kalabilmek için önce şunu kabul etmek gerekiyor: Güvenlik hissi ile gerçek güvenlik farklı şeyler. İkisi de önemli ama ikisini birbiriyle karıştırırsak ya sürekli paranoya içinde yaşarız ya da gerçek risklere kör oluruz. Bugün yapmamız gereken şey, risk değerlendirmesini gerçekçi bir zemine çekmek. Evet, bu olay oldu. Ama Türkiye'de her gün milyonlarca çocuk okula gidiyor ve sağ salim dönüyor. Bu istatistik, olanın acısını azaltmaz ama bizim orantısız bir korkuyla yaşamamızı da engellemeli.
Bir toplum sağlığı meselesi
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okullarda meydana gelen saldırıların ardından, eğitim ve öğretim kurumlarında güvenlik tedbirlerinin artırılmasının çocuklar üzerindeki etkisi ne yönde olur
Aslında bu sorunun cevabı çocuğun yaşına ve o polisin varlığının nasıl çerçevelendiğine bağlı olarak değişiyor. Küçük çocuklar için (yaklaşık 7-8 yaşa kadar) görünür bir yetişkin otorite figürü genellikle yatıştırıcıdır. "Kapıda beni koruyan biri var" algısı güvenlik hissi yaratabilir. Ama bir şartla: Bu varlık olağan bir şeymiş gibi sunulmalı, 'çünkü tehlike var' çerçevesiyle değil. Çocuğa "Seninle ilgilenecek çok insan var" diyerek sunulan bir polis, güven kaynağıdır. Ortaokul ve lise çağındaki çocuklar için denklem değişiyor. Bu yaş grubu soyut düşünebildiği için şunu sorar: "Eğer güvenlik önlemi almak gerekiyorsa demek ki bir tehdit var." Yani koruyucu önlem, tehdit sinyaline dönüşebilir. Amerika'da yapılan araştırmalar, okullardaki silahlı güvenlik varlığının bazı çocuklarda güvenlik hissini artırdığını ama önemli bir kısmında kaygıyı ve "okul tehlikeli bir yer" algısını pekiştirdiğini gösteriyor. Yani tek başına bir reçete yok. Bence bu noktada asıl sormamız gereken soru şu: Çocuklarımızı korumak için silah mı eklemeliyiz, yoksa silaha erişimi mi azaltmalıyız Ruh sağlığı desteğine yatırım mı yapmalıyız, yoksa sadece semptoma mı müdahale etmeliyiz Polisi kapıya koymak, meseleyi bireysel bir güvenlik problemine indirger. Oysa bu, kolektif ve yapısal bir toplum sağlığı meselesi.

2