Hayatın anlamını sorgularken kendi kuşağımın insanı olduğumu idrak ettim

Stanislaw Lem Solaris adlı romanında "İnsan, görünüşün aksine, kendi amaçlarını yaratmaz. Bunlar içine doğduğu zaman tarafından dayatılır; onlara hizmet edebilir, onlara isyan edebilir, ama hizmetinin ya da isyanının nesnesi dışarıdan gelir" der. 94 yaşımı devirdiğim bu yılda, günümüzle geçmişimi karşılaştırdığımda haklı olduğunu anlıyorum. Anılar yaşlıların bastonudur derler. Ne yazık ki bu baston artık günümüze o kadar yabancı ki başka bir gezegenden gelmiş gibi kalıyor.

Ben gençken, 1950'lerin sonuna doğru gençlik ve öğrenci hareketleri siyasetin tam ortasındaydı ve o dönemde muhalif bir duruş sergiliyordu. Benim de içinde bulunduğum bu gençlerin hayallerini tahmin edersiniz. Yıllar geçti, 1960 sonrası sağ- sol çatışmaları başladı. Nice gencecik insanlar bu yıllarda öldü veya ölümle yüzleşti. Sonrasındaysa 12 Eylül 1980 ve Özal'ın neo liberal düzeniyle karşılaştık. Birçok insan ideolojilerini değiştirdi ve yeni düzende yerini aldı. atışmalara kurban verdiğimiz gençlerdense gözü yaşlı aileler. O dönemleri yaşamış olan bizlerin hiçbiri, herhalde günümüzü hayal edemezdi. Farklı taraflarda yer alsak da hep bir kavganın içindeydik ama her ne hikmetse bizim kavgalarımızın galibi olmuyor, üçüncü bir el bizi başka bir yola ikna ediyor veya mecbur kılıyordu. Bu döngü anlaşıldığında, ülkelerin de insanlar gibi kaderleri olduğu görülüyor. Bu kader kültür kadar, küresel sistem tarafından da çiziliyor.

İnsanların kaderleri açısından da tüm bunları düşünebiliriz. Ne yazık ki insanlar kendi mesleklerini, çalıştıkları kurumları, dünyanın merkezinde görürler, ta ki emekli oluncaya kadar. Kaç kişi yaşayan ünlü mimarları bilir Kaç genç, yaşamış büyük Türk Sanat Müziği sanatçılarını sayabilir Z kuşağından kaç kişiye benim adım bir anlam ifade edebilir veya yolda görse beni tanıyabilir Hepimiz kendimize, algımız ve merak ettiğimiz şeyler ölçüsünde bir dünya inşa ediyoruz. Bir süre sonra, daha fazla düşündükçe, yaşamın ve yılların bu büyüklüğüne inanç sistemlerini, ideolojileri, diğer ülkeleri kattım. Sovyetler yıkılırken samimi sosyalistler ne düşünüyorlardı Türkiye'nin harita üzerindeki yerini kaç tane ABD'li bilirdi Lakap olan cadılık, bir zamanlar Engizisyon yargılamalarının konusuydu. Bunları düşündükçe ve süremin azaldığını hissettikçe yaşamın, içinde bulunduğumuz mekândan, zamandan ve arasında yer aldığımız kuşaklardan da büyük olduğunu idrak eder oldum. Zaman akıyordu, inandığımız değerler geçerliliğini yitiriyor, kurumlar köhnüyor, yeni kavramlar ve alışkanlıklar hayatımıza girerken eskinin güzellikleri çürüyordu. Tarihin akışı üzerinde bir süre beliren ve o sırada etrafı yansıtan baloncuklar gibiydik.