Oyunu değiştiren kırılma anları
Türk ihracatçısı maliyet yarışına giremezse, hız ve tasarımda Çin'i geçebilir mi yoksa bu da bir kaçış hayali mi?
Yazar, Türk ihracatçılarının dört büyük krizden (Turquality, 2008, pandemi, günümüz) ders alarak adaptasyon başarısı gösterdiğini savunuyor. Ancak küresel pazarda kalma şansının, ölçek ekonomisiyle değil kalite, tasarım ve hızla rekabet etmeyi seçmekte yattığını iddia ediyor. Peki, Türkiye bu üç alanda da gelişmiş ülkelerin ve Asya devleri ile rekabet edecek kadar güçlenebilir mi?
Türk şirketlerinin dünyaya açılmasında gerçek anlamda 'oyunu değiştiren' kırılma anlarını şöyle sıralamış bir ihracatçı; "İlk olarak Turquality bize markalaşmayı öğretti.
İkincisi 2008 krizi bize pazar çeşitlen-dirmeyi öğretti.
Üçüncüsü pandemi bize yakın üretimin değerini hatırlattı.
Dördüncüsü de bugünkü ekonomik şartlar ise bize katma değer üretmeden ayakta kalamayacağımızı gösteriyor.
Türk ihracatçısı bu kırılma anlarının her birinde adapte olmayı başardı."
İhracatın önemini bu sözlerle anlatan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, "Türkiye tüketimle değil, üretim ve ihracatla büyümelidir. Sağlıklı büyümenin yolu budur." diyor.
Haklıdır.
Yatarak büyüyen tek canlı varlık türü bitkilerdir.
*
Türk şirketlerinin global pazarlarda büyümesini sınırlayan en büyük üç hatayı da şöyle sıralıyor;
"Ülke olarak marka olamamamız ilk hatamız.
Bugün dünyada birçok ülke, kendi ülke algısını bir marka gibi yönetiyor. Sadece şirketlerin değil, Türkiye'nin de marka olması gerekiyor.
İkinci hata, pazara uygun üretim yapmamak.
Her pazarda aynı ürün karşılık bulmaz. Avrupa'nın beklentisi farklıdır, Amerika'nın farklıdır. Başarılı olmak için üretimi pazara göre şekillendirmek gerekir.
Üçüncü önemli eksik ise satış sonrası hizmet ve sürdürülebilir ilişki yönetimi. Müşteri sizinle sadece bir sipariş için değil, uzun vadeli güven ilişkisi için çalışır. Türk ihracatçısının DNA'sında rekabetçilik, pratiklik, çabuk kavrama ve adaptasyon, müşteri ilişkilerinde güçlü bir refleks var.".
*
Çin, Hindistan ve Uzak Doğu rekabetinde Türkiye'nin geride kalmasını da şöyle değerlendiriyor; "Türkiye, Çin ve Hindistan ile aynı kulvarda değil. Onlar ölçek ekonomisiyle, düşük maliyetle, çok büyük hacimlerle rekabet ediyor. Bizim o yarışa girmemiz doğru değil, mümkün de değil.
Bizim rekabet alanımız: tasarım, kalite, hız, esneklik, güven olmalı.
Yani Türkiye, "en ucuz üretici" değil, "en akıllı ve en hızlı çözüm ortağı" olmalı. Bugün siparişlerin Çin, Hindistan ve Uzak Doğu'ya kaymasının en önemli nedeni maliyet avantajı.
Türkiye'nin geri kaldığı noktalardan biri de burada: küresel ticaret sistemine yeterince entegre olamamak. Özellikle Hindistan–AB Serbest Ticaret Anlaşması bu açıdan çok kritik, AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi çok kritik. Çin ve Hindistan ile maliyet yarışına giremeyiz ama hızda, kalitede ve tasarımda onları geçebiliriz.".
*
İş dünyasında artık 10 yıllık projeksiyon yapmanın eskisi kadar kolay olmadığına dikkat çekerek dijitalleşmenin önemine şu sözlerle dikkat çekiyor; Dünya çok hızlı değişiyor. Ben bundan 5 yıl önce şunu söylemiştim: "Mevcut işlerin en az %30'u ortadan kalkacak."
Bugün baktığımızda bunun gerçekleşmeye başladığını görüyoruz. Çünkü artık oyunun içinde çok güçlü bir faktör var: yapay zeka ve dijital dönüşüm. Türkiye'nin en büyük avantajı şu: Genç ihracatçılarımız dünyayı iyi tanıyor. Daha global bakıyorlar, daha hızlı adapte oluyorlar, teknolojiyi daha iyi kullanıyorlar. Eğer bu bakış açısını doğru yönlendirirsek, özellikle: tüketici odaklı sektörlerde, e-ticarette, dijital markalarda çok ciddi bir büyüme yakalayabiliriz.

16