Tarihle Yüzleşme Zamanı

Tarihle Yüzleşme Zamanı

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Kemalistlerin hayatları ve görüşleri çoğu zaman resmî tarih kalıpları içinde ele alınmış, Mustafa Kemal ise zamanla adeta putlaştırılarak sorgulanamaz bir konuma yerleştirilmiştir. Yapılan yanlışlar, yolsuzluklar ve sapmalar bu isim üzerinden örtülmüş; eleştirel ve samimi söz söyleyenler ise çeşitli iftira ve tertiplerle susturulmaya çalışılmıştır. Bu süreçte karşı bir tavır gelişmeyince, 5816 sayılı kanun ve Kemalizm ideolojisinin yasallaşmasıyla birlikte baskı devam etmiş, zalimler de rahatlıkla zulümlerini sürdürür hâle gelmiştir. Oysa bu kanun ve ideolojik yapı, millet iradesine yönelmiş bir araç niteliği taşıdığından, özellikle muhafazakâr kesimlerin bu baskıdan kurtarılması gerekmektedir. Bunun yolu da 5816 sayılı kanunun kaldırılmasından geçmektedir.

Osmanlı'nın yıkılışı ve Cumhuriyet'in kuruluş süreci ile sonrasındaki inkılaplar; bu dönemde rol alan aktörlerin zihniyet dünyaları, dünyevî yaklaşımları ve dış güçlerle olan ilişkileri çerçevesinde ele alınmalıdır. İngilizlerin emrinde hareket edip etmedikleri üzerinden takip etmek şart. Bu şahısların niyetleri ile ortaya koydukları icraatlar arasında bağ kurmak bir zarurettir. Ne var ki Atatürk'ün zihniyet dünyası üzerine yeterince derinlikli çalışmalar yapılmamıştır. Onun her yaptığının sorgusuz kabul edilmesi, inkılapların eleştiri dışı bırakılması, Lozan Antlaşması'nın tartışmasız bir zafer olarak sunulması ve iki milyar Müslümanı "başsız" bıraktırılan hilafetin kaldırılmasının hâlâ yeterince değerlendirilmemesi, yakın tarihin sağlıklı okunamadığını göstermektedir.

Resmî tarihin çoğu zaman gerçeği yansıtmayan bir anlatıya dönüşmesi; İslâm'ın hayattan uzaklaştırılarak Batı'nın belli gün ve gecelerde kutlanan Hıristiyanlığa benzetilmesi Batı'nın ritüel düzeyine indirgenmesi ve laikliğin dokunulmaz bir kutsal hâline getirilmesi gibi uygulamalar, özellikle aydın kesim tarafından ilmî ve seviyeli bir üslupla yeniden ele alınması gereken meselelerdir.

Türkiye'nin bu süreçte ne alıp ne verdiği, bu alışverişte kimlerin belirleyici olduğu ise yeterince sorgulanmamıştır. Oysa tarihe ezberlerin dışına çıkarak farklı sorular sormak gerekir. Örneğin, daha 1908'de "bizden olmayan topraklar" diye gözden çıkarılan bölgeler ile Filistin cephesinin İngilizler açısından kolayca düşmesi arasında bir bağlantı var mıdır Osmanlı'nın yıkılışı ve Cumhuriyet'in kuruluşu, savaşılan güçlere karşı değil de onlarla yapılan anlaşmalar neticesinde gerçekleşmişse, bu sürecin aktörlerinin zihniyet dünyaları neden yeterince incelenmemektedir Ülkenin İslâmî kimliğinden uzaklaştırılarak Batılı bir yapıya dönüştürülmesi meselesi, aslında doğrudan dinle ve toplumdaki din anlayışıyla ilgili değil midir

Türkiye'de Batılılaşma ve modernleşme, kendiliğinden gelişen doğal bir süreç olmamıştır. Toplumun kendi iradesiyle hilafeti kaldırması, alfabeyi değiştirmesi, dinî eğitim kurumlarını kapatması, ezan ve ibadet dilini Türkçeleştirmesi ne kadar mümkündür Bunlar doğal bir dönüşüm müydü, yoksa zorlayıcı müdahaleler miydi Atatürk'ün birçok düşüncesini daha çok özel ortamlarda dile getirdiği, kamusal alanda ise farklı bir söylem benimsediği de bilinmektedir. 7 Şubat 1923'te Balıkesir Zağnos Paşa Camii'nde mevlid-i şerif okunduktan sonra minbere çıkarak ünlü "Balıkesir Hutbesi"ni okumuştur. Bu olay, Atatürk'ün hayatı boyunca bir camide yaptığı ilk ve tek konuşmadır.

Atatürk'ün din konusundaki görüşleri, bulunduğu ortama ve zamana göre değişkenlik göstermektedir. Bu sebeple onun zihniyet dünyasını bireysel olarak anlamak büyük önem taşır. Nitekim ilk açtığı fikirler, yakın çevresi tarafından bile aşırı ve sakıncalı bulunmuştur. Atatürk'ün Comte çizgisinde, pozitivist bir anlayışa sahip olduğu ve dinin zamanla ortadan kalkacağı düşüncesini benimsediği ifade edilmektedir. Mustafa Kemal de bu yapının adamıdır.