Her hastalığın aslı çok yemektir!

Ahmed Hadramî'nin yemek yemeyi neredeyse tamamen bırakması, tasavvuf yolunda ilerlemenin bedeni reddini mi gerektirir, yoksa bedenin bakımı da ibadetten ayrı mı düşünülmeli?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, İslami geleneğin yemek yemeyi yedi dereceye ayırdığını ve bunlardan dördüncü derecede çalışabilme kapasitesi için yemenin 'dinin beğendiği tok' olduğunu açıklar. Ancak sufi âlim Ahmed Hadramî'nin bu yemeği neredeyse terk etmesi, tasavvuf sahasında ilerlemenin bedeni aza çekmekle mi ilişkili olduğu sorusunu ortaya koymaktadır.

"Çalışıp kazanmaya kuvvet sağlamak için yemek, dînin beğendiği tokluktur..."

Ahmed Hadramî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1565 (H.973)'te Yemen'in Hadramut bölgesindeki Terîm şehrinde vefât etti. Şeyh Abdurrahmân bin Ali gibi zâtlardan tasavvuf, fıkıh, hadîs ilimlerini öğrendi. Tasavvuf ilminde ileri derecelere kavuştu. Kâmil bir zât idi. Çok kerametleri görüldü.

Bir defâsında hacca niyet ederek yola çıktı. Deniz yoluyla giderken, avucuyla deniz suyundan alıp kabına koydu ve o sudan içti. Görenler; "Su tuzludur. Ondan nasıl içiyorsunuz" dediler. O da; "Herkes ondan içmiyor mu" buyurdu. O kişiler, onun kabında kalan sudan içtiklerinde, çok tatlı ve güzel bir su olduğunu gördüler.

Talebelerinden biri; "Efendim sizden yemek yeme arzusu nasıl gitti Siz gençliğinizde yerdiniz" diye sordu. O da; "Gençliğimden sonra zamanla öyle bir hâl meydana geldi. Nasıl şu gördüğün duvarın bir şeye arzusu yok, bende de tıpkı onun gibi yemek arzusu kalmadı" dedi ve şöyle buyurdu.

"Âlimler buyurdular ki: Yemenin yedi mertebesi vardır. Birincisi yaşayacak kadar yemek; ikincisi, farz namazı kılacak ve farz olan orucu tutacak kadar yemek. Bu iki mertebe yemek farzdır. Üçüncüsü, nâfile olan namazı ve nafile orucu tutabilecek kadar yemek. Bu kadar yemek müstehabdır. İmâm-ı Gazâlî hazretleri bu konuya dâir; 'Akıl sâhiplerinin gâyesi cennette Allahü teâlâya kavuşmaktır. Allahü teâlâya kavuşmak ise, ilim ve amel ile olur. Bunlara bedenin sıhhati ve selâmeti ile devâm edilebilir. Bedenin sıhhat ve selâmeti ise yiyeceklerden alınan gıdâlarla olur. Ancak gıdâlar ihtiyaç mikdârı alınmalıdır. Bu yüzden selef-i sâlihinden bâzı âlimler bedenin ihtiyacı olan gıdâyı almayı din işlerinden saymışlardır.'