Yazar, çocuğun erken dönemde aile ortamında İslami kültürle şekillendirilmesinin kritik önemi üzerinde duruyor ve modern eğitim sisteminin bu doğal gelişimi tersine çevirdiğini savunuyor. Argümanını okul öncesi eğitim kurumlarına teslim edilen çocukların fıtri yönelimleri kaybetmesi ve seküler ideolojilere kapılması gerçeğiyle destekliyor. Peki, aileler çalışmak zorundayken, İslami kültürle beslenen aile ortamı yaratmak gerçekçi bir çözüm mü?
Çocukların belli bir yaştan sonra okulda eğitim görmeye başlamaları hem ülkelerin yasaları hem de dünyanın koşulları gereği bir zorunluluktur. Dolayısıyla biz, çocuk eğitimi açısından ailenin rolü son derece önemlidir derken amacımız, Batı medeniyetinden referans alan zorunlu eğitim sistemi çarklarına dahil olmadan önce çocuğun, ilk çocukluk dönemlerini fıtri çizgisini bir şekilde koruyan aile ortamında geçirmesinin gerekliliğini vurgulamaktır. Çünkü aile aşaması, çocuğun ileriki hayatı açısından adeta bir bağışıklık sistemi gibi koruyuculuk işlevini görür. Çocuk, eğitiminin bu ilk aşamasını, anne ve babasını, ailesini gözlemleyerek, taklit ederek, onlara benzemeye çalışarak geçirir. Sözlü telkin ve formel eğitimden öte, göstererek eğitmek esasına dayanır bu aşama. Çoğu anne baba bilincinde olmasa da kendi anne babasından tevarüs ettiği ahlaki normları davranış kalıpları içinde çocuğuna yansıtır çünkü. Ahlaki ilkeler, doğru davranışlar tamamen fiili olarak çocuğun ruhuna işlenir böylece. Bu ortam mahalle, köy vb toplumsal ortamlarla da pekiştirilir.
Ardından gelen formel eğitimin, normalde çocuğun görsellik aşamasında edindiği ahlaki ilkeleri pekiştirici ve geliştirici bir doğrultuda olması beklenir. Fakat modern batılı eğitim sistemi, önceki yazımızda da işaret ettiğimiz gibi, çocuğun bu doğal ve fıtri yönelimini tersine çevirme, etkisizleştirme esasına dayanıyor. O yüzden bir çocuğun bu yıkıcı etkiden kurtulması ancak önceki aşamanın alabildiğine güçlendirilmesi ile mümkündür. Çocuğun kişiliği ve kimliği anne ve babanın, ailenin himayesinde şekillenir. Henüz bu kişilik şekillenmeden çocuğun çok erken yaşta okul öncesi eğitim adı altında fıtri ortamdan uzaklaştırılması, tam oluşmamış kişiliğin batılı eğitim müfredatı karşısında savunmasız kalması anlamına gelir. Günümüzde çokça yaygınlaşan ahlaki erozyon ve kişilik sapmaları da bunun göstergesidir. O yüzden peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır veya Mecusileştirir". Bu hadisin varit olduğu çevrede aile, genel olarak İslami kültürle beslenen bir muhitte şekillenmemişti henüz. Dolayısıyla anne babalar çocuğun yaratılışının esasını oluşturan fıtri çizgiyi sürdürecek nitelikte olmadıkları için kendi yanlış normlarını onlara empoze ederlerdi. Nitekim hadiste, "Müslümanlaştırırlar" şeklinde bir ifade yer almıyor. Çünkü çocuğun fıtrat üzere olması, zaten Müslüman olması anlamına gelir. Bu açıdan hadisin işaret ettiği aile, bugünkü İslam kültürüyle beslenen aileden ziyade modern eğitim sistemine, diğer bir ifadeyle okula tekabül etmektedir. Böyle olunca, yukarıdaki hadisi günümüz realitesine uyarlarsak "her çocuk İslami kültürle beslenen aile ortamında fıtrat üzere yetişir. Batılı eğitim sistemi ise onu deistleştirir, agnostikleştirir veya ateistleştirir" şeklinde anlamak gerekir. Çünkü modern batılı eğitim sistemi, çocuğun fıtri kişiliğini tersyüz etme esasına dayanıyor. Bugün eğitim sistemi, çocukları Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapmıyor, ancak günümüzde revaçta olan sekülerlik dininin mezhepleri konumundaki deizim, agnostizm, ateizm, nihilizm gibi versiyonlarına kapılacak kıvama getiriyor. O yüzden bizim önemini vurguladığımız aile, İslam kültürüyle beslenen ailedir.

3