"Gözümün içine bak!"

Anadan öğrenilen ahlaklı yaşamın erdemleri bugün neden su satılan bir çağda hatırlanması gerekiyor, yoksa nostalji mi aradığımız?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, çocuklukta annesinden öğrendiği dürüstlük, merhamet ve iyilik gibi değerleri, modern hayatın materyalizmine karşı bir antidot olarak sunuyor. Bu iddiayı, sebil geleneği, Kuran kursu ve imece gibi somut anılarla destekliyor. Peki, bireysel aile deneyimleri bir kuşak için geçerli olan değerler sistemini bugün yeniden inşa etmeye yeterli midir?

"Bugün bir bardak suya bile para vermek zorundayız ama çocukluğumuzda su sebildi..."

Hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum. Kul hakkı, iyilik yapma, vicdan, merhamet, saygı, sevgi, adalet, fazilet, tevazu, ihlas, edep, hayâ, iman gibi ahlaklı olma erdemlerini babamızdan gördük annemizden öğrendik. Annemin bize "yalan söyleme" dediğini hiç hatırlamıyorum. Yalanı söyleyebilme ihtimalimizi konuşmayı bile hakaret sayardık. Hesabını verirken zorlanacağımız bir durum olduğunda annem "gözümün içine bak!" dediğinde her şey biterdi. Yalan makinesine bağlanarak sorguya alınmış bir mahkûmdan farksız olur, her şeyi olduğu gibi annemize anlatırdık. Tamam anneye yalan söylenmez, Müslüman yalan söylemez gibi kurallar daha küçük yaşlardan beynimize kazınmıştı ama "annem gözümüzden her şeyi anlar" anlayışı yanlış yola kaçış kapısını baştan kapatırdı.

Evimizin önüne pazar kurulurdu ve Manisa yazın çok sıcak olurdu. Annem sürahiye koyduğu soğuk suyu elimize verip "insanlar kavruluyor, gidin ölmüşlerimizin sevabına su dağıtın" dediğinde önce çok çekinmiş fakat daha sonra "sebil, sebil... Var mı buz gibi soğuk sudan içen..." diye nağmeli şekilde bağırır olmuştuk. İnsanların memnuniyeti ve hayır duaları bizi teşvik etmiş, pazar kurulan günleri bekler olmuştuk. Belki ilk önce hayır işlemeyi, iyilik yapmayı öğrenmiştik ama şimdi geriye dönüp bakınca insanlarla iletişim kurmanın, empati yapmanın temellerini o zaman atmış; hayatı öğrenmek için yaz tatillerinde birçok meslekteki çalışmamız bu şekilde başlamıştı.

Annem Kur'ân-ı kerim okumayı bilmeyen çok sayıda kadına gönüllü kurslar verirdi. Onun vakti olmadığı kimi zaman bu teyzelere ilkokul yaşlarında olsak bile kardeşim ve ben refakat ederdik. Kendisinden önce başlayıp çoktan Kur'ân'a geçenler olduğu halde hâlâ Elif Cüzünü kavramaya çalışan bir teyzemiz de bırakmayıp azmi ile sonunda Kur'ân'a geçmişti de bize azmedilince başaramama diye bir şey olmayacağını da öğretmişti...