Yazar, Palantir'in manifestosunu ABD'nin yapay zeka çağında hegemonyasını sürdürme çabasının bir parçası olarak analiz ediyor ve teknoloji şirketlerinin bu mücadelede düşündüğü rolü inceler. Argümanı geçmiş dönemde Pentagon'dan destek alan Silikon Vadisi'nin zamanla tüketimcilikle sürüklendiğini, şimdi ise reel politika üzerinden yeniden millî çıkarlara yönelmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak bu ABD'nin iç muhasebesi, her ülkede farklı sonuçlar doğurabilir—bu durumda hangi ülke hangi çıkarını korumalıdır?
Teknolojinin toplumsal hayatı derinden etkilediği ve modernleşme için en önemli kaldıraç olduğu argümanı, teknolojik deterministlerin ana tezi idi. Teknolojinin merkezde olduğu bu okuma biçimi insanın bu ilişkide nerede konumlandığı tartışmalarına da eğildi ve ortaya önemli bir literatür çıktı. Konuya negatif çerçeveden bakan birçok isim, teknolojinin insan hayatını olumsuz etkilediği ve insanın kendi ürünü olan teknolojik düzlemde edilgen bir konuma sürüklendiğini öne sürdüler.
Bugün yapay zeka ve bulut sistemleri ile daha rafine biçimde hissettiğimiz bu düzen eleştirisi, modernleşen toplumların kaçınılmaz biçimde yüzleştiği bir konu oldu. Heidegger'in, Batı'nın araçsal rasyonalitesine yönelik erken dönem eleştirileri ve tekniğin herhangi bir etik ve rasyonel kısıt olmaksızın kullanımı, teknolojinin mahiyeti konusunda önemli bir uyarı idi. Sonraları Eleştirel Teori'nin üzerine düşündüğü ve aydınlanma açısından bir kriz olarak değerlendirdiği bu yönelim, Neil Postman ve Hubert Dreyfus gibi isimlerin de gündemine girmiş ve teknolojinin insanın kontrolünden çıkarak yarattığı tedirginlik bir tür Frankenstein Sendromu olarak yorumlanmıştır.
Teknolojinin modernleşen Türkiye'ye etkisi de benzer açılardan ele alınmış ve Nurettin Topçu ile Erol Güngör gibi isimler bu konuya dair önemli analizler yapmışlardır. Nitekim Topçu, yüzyılımızı "makine medeniyeti" olarak tavsif etmiş ve teknolojinin baskın olduğu bu düzenin insan hürriyeti açısından büyük sorunlar ortaya çıkarttığını söylemiştir. Atom bombasının yarattığı medeniyet krizinin beslediği bu tartışma iklimi, bugünün imkanları ile değerlendirildiğinde yeniden gündeme gelmeli ve içinde bulunduğumuz çağı kendi değerlerimizle yorumlamalıyız. Peki gerçekte makine ve teknolojik gelişime dair bu bağlamda bir eleştiri var mı Yahut teknoloji hangi yönleriyle öne çıkarılmakta ve ona nasıl anlam atfedilmektedir
Bugünlerde çokça konuşulan Palantir Manifestosuna da bu gözle bakmakta fayda var. Zira ilgili manifesto, sadece teknoloji alanında faaliyet gösteren bir firmanın kendi alanına dair bir değerlendirmesi değil aksine medeniyet ve değerler düzleminde bir tartışma. Bu açıdan Varoufakis gibi isimlerin kolaycı biçimde tekno-faşist uyarısı yaptıkları manifesto, aslında teknolojinin bir toplumsal düzende neye karşılık geldiği ve hangi anlam üzerine kendisini bina etmesi gerektiğine dair önemli bir çağrı. Dolayısıyla Palantir, sadece Trump ve mevcut Amerikan sistemi üzerinden ele alınabilecek bir konu olmaktan çok ABD'nin uluslararası sistemde edindiği etkiyi sürdürmeye dönük bir çabanın içerideki desteği olarak yorumlanmalı.
Nitekim, Alexander Karp'ın Nicholas Zamiska ile yazdığı "Teknolojik Cumhuriyet" kitabı, Silikon Vadisi'ne yönelik topyekun bir istikamet tayini olduğu kadar Batı'nın ilerici-gerici dikotomisindeki rolünü de belirginleştiren bir anlayışa sahip. Manifestonun arka planını oluşturan bu kitabın izleri bu yönüyle konjonktürel bir okumayla heba edilecek bir konu olmaktan çok uzak. Bütün teknoloji şirketlerinin, yapay zeka üzerinden ortaya çıkan bu mücadeleye ABD lehine destek vermeleri ve vatansever olmaları yönündeki beklenti, gelecekte çatışma alanının nerede konumlanacağını da göstermektedir. Palantir'in bu bakış açısı, reel politik olarak da kendisine siyaseten destek buluyor. Hatırlayacağınız gibi, geçtiğimiz aylarda Anthropic firmasının ABD hükümetinin bazı taleplerine yönelik şerhleri olduğunda ilgili şirketin bütün akreditasyonları zora girmiş ve iş akitleri feshedilmişti.

3