Ayrışan dünyayı birleştirmek mümkün mü ADF markası üzerinden bir okuma

Türkiye diplomasiye güvenerek çok kutuplu dünya düzeninde kendi çıkarlarını merkeze alan bir marka olabilir mi, yoksa bu strateji de bağımlılığın başka bir biçimi midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, dünya sisteminin çok kutupluluk yönünde evrildiğini ve Türkiye'nin arabuluculuk, diplomasi ve yardım gibi araçlarla bunu pratik düzlemde destekleyebileceğini savunmaktadır. Bu iddiayı, Rusya-Ukrayna, Azerbaycan-Ermenistan gibi başarılı arabuluculuk örnekleriyle ve Antalya Diplomasi Forumu'nun küresel bir platform haline dönüşmesiyle güçlendirir. Ancak, Türkiye'nin bu "marka stratejisi" ile gerçekten özerk bir güç mü olacağı, yoksa yeni bir vesayet düzenine mi uyum sağlayacağı sorusu açık kalmaktadır.

Dünya sisteminin nasıl değiştiği ile ilgili ana yaklaşımlara bakıldığında belirli patika ve olay örgülerinin takip edildiği görülür. Ekonomik krizler, savaşlar ve teknolojik değişimler eliyle tedrici biçimde revize edilen sistem, radikal kopuşlardan ziyade tedrici biçimde değişir. Yakın tarih incelendiğinde büyük güçlerin nasıl yer değiştirdiği ve söz konusu değişkenlerin bu değişimde ne denli etkili olduğu çok açık biçimde görülmektedir.

Günümüz dünyasının oluşumuna etki eden ve mevcut krizlerin nedeni olarak da gösterilen 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan dünya sistemi, mevcut göstergelere bakıldığında, ABD'nin hegemonyasının sorgulandığı ve yeni güç geçişlerinin mümkün görüldüğü bir düzleme doğru evrilmektedir. Özellikle ekonomik ve askeri güç olarak temayüz edip bu tartışmaları tahkim eden Çin ve Hindistan gibi aktörler çok kutuplu bir dünyanın varlığı açısından imkan olarak görülmekte ve ortaya çıkan yeni oluşumlar bu söylemin pratikte karşılık bulması olarak yorumlanmaktadır.

Son dönemde ABD'nin agresif biçimde izlediği politikalar ve özellikle ticaret savaşlarına gümrük tarifeleri üzerinden getirdiği yeni soluk, sistemin birtakım meydan okumalara muhatap olduğu ve değişme ihtimalinin belirmesi olarak ele alınmaktadır. ABD'nin Venezuela ve İran'a yönelik müdahalelerini Çin ile dolaylı karşılaşma olarak yorumlayanlar, bir yönüyle sistem değişimi üzerine de tartışma yapmaktadırlar.

Türkiye'nin bu değişimdeki etkisi henüz sınırlı olsa da değişen koşullara ayak uydurma ve yeni söylem alanları inşa ederek zamanla bu söylemin içeriğini dolduracak politikalar geliştirme pratiği oldukça önemli. Türkiye gibi uzun yıllar bağımlı ilişki modelleriyle birçok alanda vesayet altında olan bir ülkenin son dönemdeki adımları, hem dünya sistemi tartışmalarına yeni bir soluk getirmekte hem de sistemin değişebileceğine dair inancı artırmaktadır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde kararlılıkla vurgulanan BM reformu ve çok kutupluluk tartışmaları, son dönemin en önemli temalarından biri. Bu anlamda bölgesel ve küresel çatışmalarda pro-aktif politikaları ile kendisine müstakil ve özel bir alan açan Türkiye, pratik düzlemde de birçok adım atmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı ile başlayan başarılı arabuluculuk mekanizması Azerbaycan-Ermenistan, Somali-Etiyopya ve Libya gibi krizlerde kendisini gösterdi ve başarılı sonuçlar verdi. Bu yönüyle Türkiye'nin bir marka olarak ortaya çıkması ve değişen dengeler içinde kendi çıkarlarını eksene alarak ayaklarının üstünde durmaya çalışması, başarılı bir model olarak tartışılmalı ve Türkiye birçok alanda bu modelin uygulanabileceğini göstermelidir.

Bu bağlamda, Türkiye markasının uluslararası düzlemde önemli bir bileşeni olan Antalya Diplomasi Forumu (ADF) yeni ve sıcak başlıklarla sistemin istikameti açısından önemli gündemleri tartışmaya açtı. Tam da bu tartışmaları tematik düzeyde destekleyecek, "Ayrışan Dünyada Diplomasiyi Sahiplenmek" gibi bir başlıkla açılışı yapılan forumda birçok alanda diplomasinin önemine vurgu yapıldı. Türkiye'nin halen ve ısrarla diplomasiye olan güveni tesis etme çabası, tıkanan sistemi açmak ve kapsayıcı bir reform yapabilmenin de ana koşulu.